19 Mart 2019 Salı



MUHAMMED B. EBİ’L-MEVÂHİB EŞ-ŞÂZELÎ’NİN OKUDUĞU SALAVAT


Muhammed b. Ebi’l-Mevâhib eş-Şâzelî Hazretleri’nin okuduğu rivayet edilen salavatın Arapçası ve anlamı…
Bu salâtı sıdk ve ihlâs üzere okumaya devam eden kimsenin her zaman ve mekânda Rasûlüllah’ın huzurunda olma şerefine ereceği bildirilmiştir. (Nebhânî, Efdal, 38-42)
  • Arapçası:
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى هَذِهِ الحَضْرَةِ النَّبَوِيَّةِ. الْهَادِيَةِ الْمَهْدِيَّةِ الرُسُلِيَّةِ. بِجَمِيعِ صَلَوَاتِكَ التَّامَّاتِ. صَلاَةً تَسْتَغْرِقُ جَمِييعَ الْعُلُومِ بِالْمَعْلُومَاتِ
بَلْ صَلاَةً لاَ نِهَايَةَ لَهَا فِي آمَادِهَاوَلاَ انْقِطَاعَ لإمْدَادِهَا
وَسَلِّمْ كَذَلِكَ عَلٰى هَذَا النَّبِيِّ يَا سَيِّدَنَا يَا رَسُولَ الله أنْتَ الْمَقْصُودُ مِنَ الْوُجُودِ. وَأنْتَ سَيِّدُ كُلِّ وَالِدٍ وَمَوْلُودٍ
وَأنْتَ الْجَوْهَرَةُ الْيَتِيمَةُ الَّتِي دَارَتْ عَلَيْهَا أصْنَافُ الْمُكَوَّنَاتِ. وَأنْتَ النُّورُ الَّذِي مَلأَ إِشْرَاقُهُ الأَرْضِينَ وَالسَّمَوَاتِ
بَرَكَاتُكَ لاَ تُحْصَى. وَمُعْجِزَاتُكَ لاَ يَحُدُّهَا الْعَدَدُ فَتُسْتَقْصَى. الأَحْجَارُ وَوَالأَشْجَارُ سَلَّمَتْ عَلَيْكَ. وَالْحَيَوَانَاتُ الصَّامِتَةُ نَطَقَتْ بَيْنَ يَدَيْكَ
وَالْمَاءُ تَفَجَّرَ وَجَرَى مِنْ بَيْنِ إِصْبَعَيْكَ. وَالْجِذْعُ عِنْدَ فِرَاقِكَ حَنَّ إِلَيْكَ. وَالْبِئْرُ الْمَالِحَةُ حَلَتْ بِتَفْلَةٍ مِنْ بَيْنِ شَفَتَيْكَ
وَ بِبِعْثَتِكَ الْمُبَارَكَةِ أَمِنَّا الْمَسْخَ وَالْخَسْفَ وَالْعَذَابَ. وَبِرَحْمَتِكَ الشَّامِلَةِ شَمِلَتْنَا اْلأَلْطَافَ وَنَرْجُو رَفْعَ الْحِجَابِ يَا طَهُورُ يَا مُطَهَّرُ يَا طَاهِرُ
يَا أوَّلُ يَا آخِرُ يَا بَاطِنُ يَا ظَاهِرُ
شَرِيعَتُكَ مُقَدَّسَةٌ طَاهِرَةٌ. وَمُعْجِزَاتُكَ بَاهِرَةٌ ظَاهِرَةٌ. أنْتَ الأَوَّلُ فِي النِّظَامِ. وَالآخِرُ فِي الْخِتَامِ. وَالْبَاطِنُ بِالأَسْرَارِ. وَالظَّاهِرُ بِالأَنْوَارِ
أنْتَ جَامِعُ الْفَضْلِ وَخَطِيبُ الْوَصْلِ وَإِمَامُ أهْلِ الْكَمَالِ وَصَاحِبُ الْجَمَالِ وَاالْجَلاَلِ وَالْمَخْصُوصُ بِالشَّفَاعَةِ الْعُظْمَى
وَالْمَقَامِ الْمَحْمُودِ الْعَلِيِّ الأَسْمَى وَبِلِوَاءِ الْحَمْدِ الْمَعْقُودِ وَالْكَرَمِ وَالْفُتُوَّةِ وَالْجُودِ
فَيَا سَيِّداً سَادَ الأَسْيَادَ وَيَا سَنَداً اِسْتَنَدَ إِلَيْهِ الْعِبَادُ عَبِيدُ مَوْلَوِيَّتِكَ الْعُصَاةُ يَتَوَسَّلُونَ بِكَ فِي غُفْرَانِ السَّيِّئَاتِ
وَسَتْرِ الْعَوْرَاتِ وَقَضَاءِ الْحَاجَاتِ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا وَعِنْدَ انْقِضَاءِ الأَجَلِ وَبَعْدَ الْمَمَاتِ
يَا رَبَّنَا بِجَاهِهِ عِنْدَكَ تَقَبَّلْ مِنَّا الدَّعَوَاتِ وَارْفَعْ لَنَا الدَّرَجَاتِ وَاقْضِ عَنَّا التَّبَعَاتِ وأَسْكِنَّا أعْلَى الْجَنَّاتِ
وَأبِحْنَا النَّظَرَ إِلَى وَجْهِكَ الْكَرِيمِ فِي حَضَرَاتِ الْمُشَاهَدَاتِ
وَاجْعَلْنَا مَعَهُ مَعَ الَّذِينَ أنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ أهْلِ الْمُعْجِزَاتِ وَأرْبَابِ الْكَرَامَاتِ
وَهَبْ لَنَا الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ مَعَ اللُّطْفِ فِي الْقَضَاءِ آمِينَ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ
الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مَا أكْرَمَكَ عَلٰى الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مَا خَابَ مَنْ تَوَسَّلَ بِكَ إِلَى الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله أَلْأَمْلاَكُ تَشَفَّعَتْ بِكَ عِنْدَ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله أَلْأَنْبِيَاءُ وَالرُّسُلُ مَمْدُودُونَ مِنْ م مَدَدِكَ الَّذِي خُصِصْتَ بِهِ مِنَ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله الأَوْلِيَاءُ أنْتَ الَّذِي وَالَيْتَهُمْ فِي عَالَمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ حَتَّى تَوَلاَّهُمُ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مَنْ سَلَكَ فِي مَحَجَّتِكَ وَقَامَ بِحُجَّتِكَ أيَّدَهُ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله الْمَخْذُولُ مَنْ أعْرَضَ عَنِ الإِقْتِدَاءِ بِكَ إِيْ وَالله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مَنْ أطَاعَكَ فَقَدْ أطَاعَ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مَنْ عَصَاكَ فَقَدْ عَصَى الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مَنْ أتَى لِبَابِكَ مُتَوَسِّلاً قَبِلَهُ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مَنْ حَطَّ رَحْلَ ذُنُوبِهِ فِي عَتَبَاتِكَ غَفَرَ لَهُ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مَنْ دَخَلَ حَرَمَكَ خَائِفاً أَمَّنَهُ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مَنْ لاَذَ بِجَنَابِكَ وَعَلِقَ بِأذْيَالِ جَاهِكَ أعَزَّهُ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مَنْ أَمَّ لَكَ وَأَمَّلَكَ لَمْ يَخِبْ مِنْ فَضْلِكَ لاَ وَالله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله أَمَّلْنَا لِشَفَاعَتِكَ وَجِوَارِكَ عِنْدَ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله تَوَسَّلْنَا بِكَ فِي الْقَبُولِ عَسَى وَلَعَللَّ نَكُونُ مِمَّنْ تَوَلاَّهُ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله بِكَ نَرْجُو بُلُوغَ الأَمَلِ وَلاَ نَخَافُ الْعَطَشَ حَاشَا وَالله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله مُحِبُّوكَ مِنْ أُمَّتِكَ وَاقِفُونَ بِبَابِكَ يَا أَكْرَمَ خَلْقِ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله قَصَدْنَاكَ وَقَدْ فَارَقْنَا سِوَاكَ يَا رَسُولَ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله الْعَرَبُ يَحْمُونَ التَّنْزِيلَ وَيُجِيرُونَ الدَّخِيلَ وَأنْتَ سَيِّدُ الْعَرَبِ وَالْعَجَمِ يَا رَسُولَ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله قَدْ نَزَلْنَا بِحَيِّكَ وَاسْتَجَرْنَا بِجَنَابِكَ وَأقْسَمْنَا بِحَيَاتِكَ عَلٰى الله
أنْتَ الْغِيَاثُ وَأنْتَ الْمَلاَذُ فَأغِثْنَا بِجَاهِكَ الْوَجِيهِ الَّذِي لاَ يَرُدُّهُ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا نَبِيَّ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا حَبِيبَ الله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ مَا دَامَتْ دَيْمُومِيَّةُ الله صَلاَةً وَسَلاَماً تَرْضَاهُمَا وَتَرْضَى بِهِمَا عَنَّا يَا سَيِّدَنَا يَا مَوْلاَنَا يَا االله
الصَّلاةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى الْأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ وَعَلٰى سَائِرِ الْمَلاَئِكَةِ أجْمَعِينَ
اَللّٰهُمَّ وَارْضَ عَنْ ضَجِيعَيْ نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ وَعَنْ عُثْمَانَ وَعَلِي وَعَنْ بَقِيَّةِ الصَّححَابَةِ أجْمَعِينَ
  • Anlamı:
“Allah’ım! hidâyet eden ve edilen bu peygambere ve nebevi hazretine bütün mükemmel salâtlarınla salât eyle,  öyle ki, salâtın bütün bilinenlerin ilimlerini kuşatsın, hatta bu sonu olmayan, yardımı kesilmeyen bir salât olsun.
Aynı şekilde bu Nebî’ye selâm eyle. Ey Efendimiz!, ey Allah’ın Rasûlü!; varlıktan maksat sensin, sen her doğuran ve doğurulanın efendisisin, yaratılanların etrafında döndüğü tek ve eşsiz cevhersin. Sen aydınlığı yerler, ve gökleri dolduran nûrsun. Bereketlerin sayıya gelmez. Mûcizelerin saymakla bitmez; taşlar ve ağaçlar sana selâm etti, dilsiz hayvalnar de önünde dile geldi, su parmakların arasından fışkırıp aktı, ağaç kütüğü senden ayrılınca seni özledi ve inledi. Suyu tuzlu olan kuyu, dudakların arasından bıraktığın ıslaklıkla tatlı oldu. Senin mübârek gönderilişin ile azaptan, şekil değişikliğinden, yer batmasından emin olduk. Kuşatıcı rahmetinle, ihsânlar bizi kuşattı. Perdenin kaldırılmasını dileriz ey Mutahhar, Tâhir, Evvel, Âhir, Bâtın ve Zâhir olan.
Senin şerîatın mukaddes ve tâhirdir. Mucizelerin parlak, âşikârdır. Sen nizâmda evvelsin, hitâmda âhirsin, sırlarda bâtın, nurlarda zâhirsin.
Sen, fazîleti toplayansın, vuslatın muhâtabısın, kemâl ehlinin imâmısın, cemâl ve celâl sahibisin, şefâat-i uzmâya ve çok yüce olan makâm-ı mahmûda, hamd sancağına, kereme, güce, şerefe sahipsin.
Ey efendilere efendilik eden efendi!, kulların dayandığı dayanak! onlar dünyâda, ecel anında ve ölümden sonra günahlarının affı için, kusurlarının örtülmesi için, ihtiyaçlarının karşılanması için seni vesîle kıldılar.
Ey Rabbimiz! onun hakkı için dualarımızı kabu eyle, derecelerimizi âlî eyle, yorgunluklarımızı gider, yüce cennetlere yerleştir, müşâhede yerlerinde yüce Celâl’ini seyretmeyi nasib eyle. Bizi Efendimiz ile, kendilerine nimet verdiğin nebîler, sıddîkler, mûcize ve kerâmet sahipleri ile beraber eyle. Kaza anında lutfunla affı, afiyeti, ihsân eyle. Kabul buyur ey âlemlerin Rabbi!
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Allah katında ne şereflisin.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’a seni vesîle kılan, eli boş dönmez.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Allah katında melekler, seninle şefâat dilediler.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’tan sana tahsis edilen yardımlardan, nebî ve rasûller müstefid oldular.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ın, gayb ve şehâdet âleminde kabul ettiği velîleri, sen velî ettin.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Kim senin yoluna girer, delillerini kabul ederse, Allah onu destekler.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Rüsvay olan, sana uymayı terk edendir.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Sana itâat eden Allah’a itâat etmiştir.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Sana âsî olan Allah’a âsî olmuştur.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Kapına tevessül ederek geleni, Allah kabul eder.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Kim günah yükünü eşiğinde terke derse, Allah onu affeder.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Kim korkup da haremine girerse, Allah onu güvende kılar.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Kim cenâbına sığınırsa, eteklerine yapışırsa, Allah onu azîz eder.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Kim sana yönelir ve ümit ederse, hayır vallâhi boş dönmez.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Allah katında komşuluğuna ve şefaatine umit ettik.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Kabul için seni vesile kıldık. Umulur ki Allah’ın kabul ettiklerinden oluruz.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Hedefe ulaşmayı seninle umit ederiz. Hâşâ, vallâhi susuz kalmaktan korkmayız.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! ümmetinden seni sevenler kapında beklerler. Ey Allah’ın mahlûkunun en şereflisi.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Sana yöneldik. Başkasından uzaklaştık. Ey Allah’ın Rasûlü!
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Araplar kendilerine geleni himâye ederler, sığınanı korurlar. Sen Arap olan ve olmayanın efendisisin. Ey Allah’ın Rasûlü!
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü! Mahallende konakladık, cenâbına sığındık, hayatın için Allah’a yemin ettik. Sen yardım edensin. Sen koruyansın. Allah katında makbul, Allah’ın çevirmediği nâmınla bize yardım eyle.
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü!
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Nebîsi!
Salât ve selâm üzerine olsun, Ey Allah’ın Sevgilisi!
Salât ve selâm üzerine olsun, Allah’ın dâimiyeti kadar. Râzı olduğun ve kabul ettiğin şekilde salât ve selâm olsun ey Mevlâmız, ey Allah’ımız!
Salât ve selâm, nebîlerin, rasûllerin, tüm meleklerin üzerine olsun.
Allah’ım! nebîmiz Muhammed’in yanında yatan Ebû Bekir ve Ömer’den, Osman, Ali ve bütün diğer sahabilerdenn râzı ol.” (Nebhânî, Efdal, 38-42)
Kaynak: Yrd. Doç Dr. Veysel Akkaya, Kalplere Şifa Salavat ve Dualar, Erkam Yayınları

2 Mart 2019 Cumartesi




EN ÇOK HADİS RİVAYET EDEN SAHABİLER KİMLERDİR?

 0
Hadis nedir? Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den hangi sahabe haç hadis-i şerif rivayet etti? Toplam kaç hadis var? Haberin detayında…
Hadisin terim anlamı, Hz. Peygamber’in sözü, fiili, ashâbının yaptığını görüp de reddetmediği davranışlar (takrir) ve onun yaratılışı veya huyu ile ilgili her türlü bilgi demektir.
Hadis, Hz. Peygamber’i dinleyen sahâbîden başlayarak onu rivâyet edenlerin adlarının yazılı olduğu sened  ile Hz. Peygamber’in söz, fiil veya takrîrinin yazıldığı  metin’den meydana gelir. Yani hadis deyince, sened ve metinden oluşan bir yazılı yapı anlaşılır.
KAÇ SAHABİ NE KADAR HADİS RİVAYET ETMİŞTİR?
Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizi’in vefat ettiğinde 114.000 kadar olduğu tahmin edilen sahabilerin, ancak 1000-1500 kadarı hadis rivayetinde bulunmuştur. Hadis rivayet eden bu sahabiler, rivayetlerinin azlığı ve çokluğu açısından hadis alimlerince iki gruba ayrılmış, az hadis rivayet edenler için “mukıllûn”, çok hadis rivayet edenler için ise “muksirûn” tabiri kullanılmıştır.
MUKSİR VE MUKSİRUN NEDiR?
Muksir, Arapça, “sayıca çok olmak, artmak” anlamına gelen “kesret” kelimesinden türeyen bir kelime olup çoğulu “muksirûn”dur. Muksirûn terimi, hadis ilmi açısından, binin üzerinde hadis rivayet eden sahabileri ifade etmektedir.
Hadis alimlerinin çoğu, 1000’den fazla hadis rivayet eden sahabileri muksirûn kategorisinde değerlendirmişlerdir. Bunun yanında “muksirûn”u 700’den veya 1500’den fazla hadis rivayet edenler için kullanan alimler de vardır. Buna göre, 700 hadis esas alındığında dokuz, 1000 hadis esas alındığında yedi ve 1500 hadis esas alındığında altı kişi muksirûna dahil olmaktadır.
Sahabenin rivayet ettiği hadislerin sayısı tesbit edilirken esas alınan hadis kaynakları başka başka olduğundan, ayrıca bazı alimler bir hadisin farklı rivayetlerini ayrı birer hadis kabul edip her defasında tekrar saydığından muksirûnun rivayet ettiği hadislerin sayısı alimlere göre farklılık arzedebilmektedir.
EN ÇOK HADİS RİVAYET EDEN SAHABİLER (9 SAHABİ)
İbnü’l-Cevzî’ye ve Ahmed b. Hanbel’e göre en çok hadis rivayet eden sahabilerin rivayet ettikleri hadislerin sayısı şöyledir:
  • Ebu Hureyre Radiyallahu Anh: İbnu’l-Cevzî’ye göre 5374, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde: 3848
  • Abdullah ibni Ömer Radiyallahu Anh: İbnu’l-Cevzî’ye göre 2630, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde: 2019
  • Enes bin Malik Radiyallahu Anh: İbnu’l-Cevzî’ye göre 2286, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde: 2178
  • Aişe binti Ebu Bekir Radiyallahu Anh: İbnu’l-Cevzî’ye göre 2210, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde: 2403
  • Abdullah ibni Abbas Radiyallahu Anh: İbnu’l-Cevzî’ye göre 1660, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde: 1696
  • Cabir bin Abdullah Radiyallahu Anh: İbnu’l-Cevzî’ye göre 1540, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde: 1206
  •  Ebu Said el-Hudri Radiyallahu Anh: İbnu’l-Cevzî’ye göre 1170, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde: 958
  • Abdullah ibni Mes’ud Radiyallahu Anh: İbnu’l-Cevzî’ye göre 848, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde: 892
  • Abdullah bin Amr bin As Radiyallahu Anh: İbnu’l-Cevzî’ye göre 700, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde: 722
HADİS RİVAYETİNDE SUFFE ASHABI’NIN ÖNEMİ
Bu sahabilerin diğerlerinden daha çok hadis rivayet etmiş olmalarının elbette çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Mizaç olarak öğrenmeye çok düşkün olan bu müstesna sahabilerin hemen hepsi çok genç yaşta, hafızalarının diri olduğu dönemde Rasûlullah’ı idrak etmiş ve O’nun vefatından sonra da uzun süre yaşamışlardır. Ashabın çoğu dünyevi meşgaleleriyle meşgul olurken muksirûnun bir kısmı genç ve bekar olduğu, bir kısmı da Suffe ashabından olduğu için Rasûlullah ile daha fazla beraber olmuşlar, dolayısıyla ondan daha fazla hadis öğrenebilmişlerdir. Ayrıca onların hadis rivayetine duydukları özel ilgiyi de çok sayıda hadis rivayet etmelerinin sebepleri arasında zikretmek gerekmektedir.
NEDEN ÇOK SAYIDA SAHABİ HADİS RİVAYET ETMEMİŞTİR?
Bunun yanında sünnet konusunda geniş malumata sahip olduğu halde muksirûn kategorisine girmeyen sahabiler de bulunmaktadır. Bunlar devlet işleriyle yahut savaşlarla meşgul olmaları, Hz. Peygamber’in vefatından sonra uzun süre yaşamamaları veya Hz. Peygamber adına istemeyerek de olsa yalan isnad etmekten endişe duymaları vs. sebebiyle çok hadis rivayet edememişlerdir.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizi’in vefat ettiğinde 114.000 kadar olduğu tahmin edilen sahabilerin, ancak 1000-1500 kadarı hadis rivayetinde bulunmuştur. Bu sayının en önemli sebebi şu hadis-i şerif olmuştur:
Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’in bu husustaki ikazları çok şiddetlidir. Şöyle buyurmuşlardır:
  • “Benim ağzımdan yalan uydurmayınız! Her kim benim ağzımdan yalan söylerse Cehennem’e girsin!”(Buhârî, İlim, 38)
  • “Her kim, söylemediğim şeyleri bana isnâd ederse Cehennem’deki yerine hazırlansın!” (Buhârî, İlim, 38)
  • “…Her kim benim ağzımdan bilerek yalan uydurursa Cehennem’deki yerine hazırlansın!.” (Buhârî, İlim, 38)
TOPLAM KAÇ HADİS VAR?
Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den rivayet edilen kaç hadis olduğunu söylemek mümkün değildir. Fakat büyük hadis alimleri en sahih hadisleri Kütüb-i Sitte‘de toplamış ve hadis ilmine ömürlerini vererek bize kadar ulaşmasını sağlamışlardır.
Kütüb-i Sitte, İslam dininin en önemli iki kaynağından biri niteliğindeki sünnet malzemesini meydana getiren ve en sahih (güvenilir) hadislerden oluşan altı hadis kitabına verilen genel isimdir. Söz konusu bu altı kitap Kur’ân-ı Kerim’den sonra en sahih kitaplar olarak kabul edilen Buharî ile Müslim’in Câmiu’s-Sahîh adlı eserleri ile Ebû DavudTirmizî, Nesai ve İbn Mace’nin sünen türündeki eserlerinden ibarettir.
1. Buhârî ve el-Câmiu’s-Sahîh’i: Buhârî, 600.000 hadis arasında seçtiği 7275 hadisi, 97 kitap ve 3400 den fazla bab’a (alt bölüm) yerleştirmiş, konuları geldikçe aynı hadisi bir kaç yerde daha tekrar etmiştir. Bu nedenle, mükerrerler dışındaki toplam hadis sayısı 3-4 bin civarına inmektedir.
2. Müslim’in el-Câmiu’s-Sahîh’i: İmam Müslim hadis alanında bir çok eser vermiştir, bunların en meşhuru da şüphesiz Kütüb-i Sitte’nin ikinci kitabı olan el-Câmiu’s-Sahîh’idir. Eser, 300.000 hadis içinden seçilmiş ve konularına göre tertip edilmiş 4000 kadar hadisten oluşmaktadır. Müslim, eserine, yalnızca alimlerin güvenilirliği konusunda görüş birliğine vardığı hadisleri aldığını ifade etmiştir.
3. Tirmizi’nin Câmi’i: Tirmizî eserini fıkıh konularına göre tertip etmiştir. Kitapta 4000 kadar hadis bulunmaktadır. Tirmizî ravileri iyice tetkik etmiş, her hadisin sıhhat (güvenilirlik) derecesini tayin etmeye çalışmış ve fıkıh alimlerinin hadislerden nasıl hüküm çıkardıklarına dikkat çekmiştir. Hemen her hadisten sonra hadisle ilgili değerlendirmesine yer vermiştir.
4. Ebu Davud’un Sünen’i: Ebû Davud bir çok eser vermiştir. Bunların en meşhuru fıkıh konularına ait hadislerden oluşan Sünen’idir. Onun eseri hadis edebiyatı içinde oldukça önemli bir yere sahip olan Sünen türünün ilki kabul edilmektedir. 500.000 hadis içinden yirmi yılda seçilmiş 4800 hadisten meydana gelmiştir.
5. Nesâî’nin Sünen’i: Hadis alimlerinden olan Nesai daha ziyade fıkhî hadislerden derlediği Kitâbü’s-Süneni’l-Kebîr adlı eserini, içinden yalnızca sahih olanları almak suretiyle özetlemiş ve bu esere el-Müctebâ adını vermiştir. 5700 kadar hadis ihtiva eden Sünen türündeki bu eser (el-Müctebâ) ittifakla Kütüb-i Sitte’den kabul edilmiştir. Sünen-i Neseî olarak da bilinen el-Müctebâ’nın, sünenler içinde en az zayıf hadis içeren kitap olduğu ifade edilir.
6. İbn Mâce’nin Sune‘i: Tefsir, hadis ve tarih alanlarında çeşitli eserleri bulunan İbn Mace’nin en meşhur eseri, Kütüb-i Sitte’nin altıncı kitabı sayılan Sünen’dir. 4000 kadar hadis içeren Sünen, tertîbi, tekrardan uzak ve kısa oluşu bakımından oldukça değerlidir. Bunun yanında, bazı zayıf hadisler de içermesi sebebiyle İmam Malik’in Muvatta’ını ya da Darimî’nin Sünen’ini altıncı kitap kabul edenler vardır. Çoğunluk ise İbn Mace’nin Sünen’ini altıncı kitap kabul eder.

27 Şubat 2019 Çarşamba





İMANLI VE HAYIRLI BİR ÖLÜM İÇİN SALÂVAT

 0

Abdullah es-Sekkâf Hazretleri’nin okuduğu rivayet edilen salâtın Arapçası ve anlamı… Bildirildiğine göre bu salâtı okuyanın hüsn-i hâtime ile vefâtına yani imanlı, hayırlı bir sona vesîle olacağı, Rasûlüllah’ın (s.a.v) büyük şefâatine ereceği umulur.
Abdullah es-Sekkâf Hazretleri’nin okuduğu rivayet edilen salâtın Arapçası ve anlamı…
  • Arapçası:
اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سُلَّمِ الأَسْرَارِ الإِلَهِيَّةِ الْمُنْطَوِيَةِ فِي الْحُرُوفِ الْقُرْآنِيَّةِ مَهْبَطِ الرَّقَائِقِ الرَّبَّانِيَّةِ النَّازِلَةِ فِي الْحَضْرَةِ الْعَلِيَّةِ الْمُفَصَّلَةِ فِي الأَنْوَارِ بِالْنُّورِ الْمُتَجَلِّيَّةِ فِي لُبَابِ بَوَاطِنِ الْحُرُوفِ الْقُرْآنِيَّةِ الصِّفَاتِيَّةِ فَهُوَ النَّبِيُّ الْعَظِيمُ مَرَكْزُ حَقَائِقِ الْأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ مُفِيضُ الأَنْوَارِ إِلَى حَضَرَاتِهِمْ مِنْ حَضْرَتِهِ الْمَخْصُوصَةِ الْخَتْمِيَّةِ شَارِبُ الرَّحِيقِ الْمَخْتُومِ مِنْ بَاطِنِ بَاطِنِ الْكِبْرِيَاءِ مُوصِلُ الْخُصُوصِيَّاتِ الإِلِهِيَّاتِ إِلَى أَهْلِ الاصْطِفَاءِ مَرْكَزُ دَائِرَةِ الْأَنْبِيَاءِ وَالأَوْلِيَاءِ مُنَزِّلُ النُّورِ بِالنُّورِ الْمُشَاهِدُ بِالذَّاتِ الْمُكَاشِفُ بِالصِّفَاتِ الْعَارِفُ بِظُهُورِ تَجَلِّي الذَّاتِ فِي الأَسْمَاءِ وَالصِّفَاتِ الْعَارِفُ بِظُهُورِ الْقُرْآنِ الذَّاتِي فِي الْفُرْقَانِ الصِّفَاتِيِّ فَمِنْ هَهُنَا ظَهَرَتْ الْوَحْدَتَانِ الْمُتَعَاكِسَتَانِ الْحَاوِيَتَانِ عَلٰى الطَّرَفَيْنِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَاحِبِ اللَّطِيفَةِ الْقُدْسِيَّةِ الْمَكْسُوَّةِ بِالأَكْسِيَةِ النُّورَانِيَّةِ السَّارِيَةِ فِي الْمَرَاتِبِ الإِلَهِيَّةِ الْمُتَكَمِّلَةِ بِالأَسْمَاءِ وَالصِّفَاتِ الأَزَلِيَّةِ وَالْمُفِيضَةِ أَنْوَارَهَا عَلٰى الأَرْوَاحِ الْمَلَكُوتِيَّةِ الْمُتَوَجِّهَةِ فِي الْحَقَائِقِ الْحَقِيَّة النَّافِيَةِ لِظُلُمَاتِ الأَكْوَانِ الَعَدَمِيَّةِ الْمَعْنَوِيَّةِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمِّدً الْكَاشِفِ عَنِ الْمُسَمَّى بِالْوَحْدَةِ الذَّاتِيَّةِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ جَامِعِ الإِجْمَالِ الذَّاتِيِّ الْقُرْآنِيِّ حَاوِي التَّفْصِيلِ الصِّفَاتِيِّ الْفُرْقَانِيِّ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَاحِبِ الصُّورَةِ الْمُقَدَّسَةِ الْمُنَزَّلَةِ مِنْ سَمَاءِ قُدْسِ غَيْبِ الْهُوَيَّةِ الْبَاطِنَةِ الْفَاتِحَةِ بِمِفْتَاحِهَا اْلإِلَهِي لأَبْوَابِ الْوُجُودِ الْقَائِمِ بِهَا مِنْ مَطْلَعِ ظُهُورِهَا الْقَدِيمِ إِلَى اسْتِوَاءِ إِظْهَارِهَا لِلْكَلِمَاتِ التَّامَّاتِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى حَقِيقَةِ الصَّلَوَاتِ وَرُوحِ الْكَلِمَاتِ قِوَامِ الْمَعَانِي الذَّاتِيَّاتِ وَحَقِيقَةِ الْحُرُوفِ الْقُدْسِيَّاتِ وَصُوَرِ الْحَقَائِقِ الْفُرْقَانِيَّةِ التَّفْصِيلِيَّاتِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَاحِبِ الْجَمْعِيَّةِ الْبَرْزَخِيَّةِ الْكَاشِفَةِ عَنِ الْعَالَمَيْنِ الْهَادِيَةِ بِهَا إِلَيْهَا هِدَايَةً قُدْسِيَّةً لِكُلِّ قَلْبِ مُنِيبٍ إِلَى صِرَاطِهَا الرَّبَّانِيِّ الْمُسْتَقِيمِ فِي الْحَضْرَةِ الإِلَهِيَّةِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مُوَصِّلِ الأَرْوَاحِ بَعْدَ عَدَمِهَا إِلَى نِهَايَاتِ غَايَاتِ الْوُجُودِ وَالنُّورِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاسِطَةِ الأَرْوَاحِ الأَزَلِيَّةِ فِي الْمَدَارِجِ الْجَاذِبَةِ لِلأَرْوَاحِ الْمَعْنَوِيَّةِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَاحِبِ الْحَسَنَاتِ الْوُجُودِيَّةِ الذَاهِبَةِ بِظُلُمَاتِ الطَّبَائِعِ الْحِسِيَّةِ وَالْمَعْنَوِيَّةِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مُسْتَقَرِّ بُرُوزِ الْمَعَانِي الرَّحْمَانِيَّةِ مِنْهَا خَرَجَتِ الْخُلَّةُ الإِبْرَاهِيمِيَّةُ وَمِنْهَا حَصَلَ النِّدَاءُ بِالْمَعَانِي الْقُدْسِيَّةِ لِلْحَقِيقَةِ الْمُوسَوِيَّةِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي جَعَلْتَ وُجُودَكَ الْبَاقِي عِوَضاً عَنْ وُجُودِهِ الْفَانِي صَلَّى الله تَعَالَى عَلَيْهِ وَعَلٰى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ وَسَلَّمَ. 
  • Anlamı:
“Allah’ım! kur’an harflerinde saklı ilâhî sırların vasıtası, nurlarla nurlarda mufassal olan yüce mertebeye inen Rabbânî inceliklerin indiği yer, sıfâtî Kur’ân harflerinin bâtının özünde tecellî eden bu nebin, nebî ve rasûllerin hakîkatlerinin merkezi, hazretinden onların mahsus, husûsî hatmî mertebeden, rasulllerin mertebesine nnurları akıtan nebî, büyük bâtının bâtınından rahîk-i mahtûmu içen nebî, istifâ ehline ilâhî husûsiyetleri ulaştıran nebî, nebiler dâiresinin merkezi, nûru nurla indiren nebi, Zât’ı müşahede eden, sıfatla keşfeden, isim ve sıfatlarda Zât’ın tecellîsinin zuhûrunu bilen, sıfâtî furkânda zâtî Kur’ân’ın zuhûrunu bilen (ki buradan da iki tarafı içine alan, biri diğerinin zıttı iki vahdet ortaya çıkmıştır.)  nebîye salât ve selâm eyle.
Allah’ım! nûrânî örtülerle örtülü, ilâhî mertebelerde ilerleyen, ezelî isim ve sıfatlarla konuşan, melekûtî ruhlara nurlarını akıtan, hakkî hakîkatlara teveccüh eden, kâinâtın mânevî yokluğunun zulmetini kaldıran, kudsî latîfenin sâhibi Efendimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle. Allah’ım! Zâtî vahdetle müsemmâ olanı keşf eden Efendimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle. Allah’ım! Kur’ânî zâtı icmâli câmî (kendinde toplayan), furkani sıfatı tafsîli hâvî (kuşatan) Efendimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle.
Allah’ım! kudsî, gaybî semâdan bâtın hüviyeti indirilen mukaddes suretin sâhibi, varlığın kapılarını ilâhî anahtarıyla açan, tam kelimeler için kadîm zuhûrun meydana gelişinden istivânın ortaya çıkarılışına kadar olanla kâim,  Efendimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle. Allah’ım! salavâtların hakîkatı, kelimelerin rûhu, zâtî mânâların temeli, kudsî harflerin hakîkati, tafsîlî furkânî hakîkatlerin şekli olan -Efendimiz Muhammed’e-  salât ve selâm eyle. Allah’ım! âlemleri keşf eden, onunla kendisine kudsî bir hidâyetle ilâhî mertebede, rabbânî doğru yolu gösteren, berzahî cem’iyyetin sâhibi olan Efendimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle. Allah’ım! yokluğundan sonra ruhları nur ve varlığın nihâyetine ulaştıran Efendimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle.
Allah’ım! mânevî ruhları cezbeden yollarda ezelî ruhların vâsıtası olan Efendimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle. Allah’ım! hissî ve mânevî tabiatların karanlıklarını gideren vucûdî hesenâtın sahibi olan Efendimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle. Allah’ım! Rahmâni manaların kaynağı ve onlardan İbrâhîmî dosluk, Mûsevî hakikat için kudsî mânâlarla nidâ hasıl olan Efendimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle. Allah’ım! Onun fâni varlığı yerine Sen’in bâkî varlığını kıldığın Efendimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle. Allah Teâlâ ona, âline, ashâbına salât ve selâm eylesin.
Allah’ım! vakit ve zamanlar peş peşe geldikçe, her an ve nefeste, kâinattaki hareketliler, sâkin olanlar, sessiz olanlar, konuşanlar, işâretler, alâmetler, himmetler, irâdeler, nabızlar, hisler, acâibler, ğaybdan olanlar, bilinen ve bilinmeyen mahlûkâtın sayısınca,  ona olan salât ve selâmı kat kat eyle. Allah’ım! kendine mahsûs kıldığın mülk ve melekûttaki sırlar, tecellîler, feyzler ve izâfeler, kudsî ilâhî işlerin sayısınca salâtını katla.
Allah’ım! ona salât ve selâm ve bereket ihsân eyle. Bu salât ve selâm; Sen’in ona olan sevgine, onun sana olan sevgisine, insan ve cin, ruh ve melek âlemlerinin sevgisine lâyık olsun. Öyle salât ki, tasavvur ve idrak ötesindeki âlemlerin fazîleti olsun. Bu salât için bütün diller ve lisanlarda kelimler ve ifadeler âciz kalsın. Rumuz ve işaretler onu ihâtâ edemez olsun. Yerde ve göklerde kâl ve hâl diliyle geçmiş ve geleceklerden Sen’i tesbih edenlerin sayısınca olsun.
Allah’ım! ona salât ve selâm ve bereket ihsân eyle. Bu salât; sonradan gelecek salâtların fazîletlerini kuşatsın. Sesli, sessiz her canlının aklından geçenin üstünde salât olsun. Levh’de ve ümmü’l-kitâb’da saklı bulunan akılların üzerinde sırları, akıl ve anlayışların bilinen vakte kadar meydâna getirdiğini elde etsin.
Allah’ım! ona salât ve selâm ve bereket ihsân eyle. Bu salât; büyüyen, daima katlanan, sayı ile sayılamayan, zamanla sınırlı olmayan, vasf edilemeyen, ebedî devam eden olsun. Öyle ki Sen râzı olasın… O da râzı ola. Senin ve onun rızâsı bizi kuşatsın. Böylece biz de izzet bulalım ve râzı olalım.” (Nebhanî, Efdal, 56-58)

24 Ocak 2019 Perşembe





MÜSLÜMAN KİME DENİR?

 0
Müslüman kime denir? Müslümanı iki özelliğinden tanıyabilirsiniz.
Abdullah İbni Amr İbni Âs  radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:
“Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhâcir ise, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.” 
[1] Buhârî, Îmân 4-5, Müslim, Îmân 64-65.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1- Hangi uzuvla ve hangi şekilde olursa olsun, Müslümana eziyet yasaklanmıştır.
2- İslâm’ın ve imanın kemâli, maddî ve manevî olarak başkalarına eziyeti terk etmekle elde edilir.
3- Müslümanın da bir takım noksanları olabilir. “Müslümanın noksanı olmaz” diyen mürcie fırkası, reddedilmiştir.
4- Din için hicret nasıl büyük bir fedâkârlık ve faziletse, Allah’ın haramlarından uzak durmak da bir hicret ve fazilet kabul edilir.
[1] Buhârî, Îmân 4-5, Müslim, Îmân 64-65.
Kaynak: Riyazüs Salihin, Hadis-i Şerif Tercümesi, Erkam Yayınları

İMAM ŞAFİİ KİMDİR?

 0
Şafiî mezhebinin kurucusu İmam Şafiî kimdir? İmam Şafiî ne zaman ve nerede doğdu? İmam Şafiî’nin hocaları kimdir? İmam Şafiî’nin görüşleri nelerdir? Şafiî mezhebi nasıl ortaya çıktı? İmam Şafiî ne zaman ve nerede vefat etti? İmam Şafiî’nin hayatı, eserleri ve görüşleri…
İmam Şafiî’nin asıl adı Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî’dir.
ŞAFİÎ MEZHEBİNİN KURUCUSU
İmam Şafiî; İslam hukuku bilgini, Şafiî mezhebinin kurucusudur.
İMAM ŞAFİÎ NE ZAMAN VE NEREDE DOĞDU?
Şâfiî mezhebinin kurucusu sayılan, Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî 150 (767) yılında Gazze şehrinde (Filistin) doğdu.
İMAM ŞAFİÎ’NİN HOCALARI KİMDİR?
İmam Mâlik‘ten Medine fıkhını, İmam Muhammed’den Irak fıkhını öğrendi. Böylece Hicaz fıkhı ile Irak fıkhını birleştirdi.
İMAM ŞAFİÎ’NİN EN VERİMLİ DÖNEMİ
İmam Şâfiî, Bağdat’ta muhtemelen iki yıl kadar kaldıktan sonra Mekke’ye döndü ve Mekke’de dokuz sene ders verdi. Bu devir Şâfiî’nin ilim hayatının en verimli devridir. Çünkü o, Mekke’ye ehl-i re’y fıkhı ile ehl-i hadîs fıkhını birleştirerek dönmüş, yaptığı seyahatlerde asrında yaşayan âlimlerin görüşlerine vâkıf olmuş, onları incelemiş, rivayet ettikleri hadislerin çoğunu toplamıştı. İmam Şâfiî hicrî 195 senesinde tekrar Bağdat’a geldi. Bu ikinci gelişinde, artık o Irak ve Hicaz fıkıh ekollerini derinlemesine incelemiş, fıkıhta kendi usulünü ortaya koymuş olarak talebe yetiştirmeye başladı.
İMAM ŞAFİÎ’NİN GÖRÜŞLERİ
Mısır’da kaldığı dört sene içinde tecrübeleri ve yeni muhitin şartları ışığında eski bilgilerini yeniden etüt etmeye başladı, bazı görüşlerinden vazgeçti, yenilerini ortaya koydu. Böylece onun rücû ettiği eski görüşleri ile yeni görüşlerinden oluşan “mezheb-i kadîm”i ve “mezheb-i cedîd”i teşekkül etmiş oldu.
ŞAFİİ MEZHEBİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?
İmam Şâfiî, vefat ettiği zaman arkasında zengin bir fıkıh hazinesi ve kalabalık bir talebe topluluğu bıraktı. Mekke, Bağdat ve Mısır’da yetiştirdiği seçkin talebeleri onun eserlerini okuttular, görüşlerini ve diğer fakihlerle olan ihtilâflarını naklettiler. İşte bu öğrencilerin gittikçe genişleyen ders halkaları neticesinde Şâfiî mezhebi ortaya çıkmış oldu.
ŞAFİİ MEZHEBİ NERELERDE YAYGINDIR?
Şâfiî mezhebi önce Mısır’da sonra Suriye, Irak, Horasan ve Mâverâünnehir’de yayıldı. Çoğu zaman fetvada ve öğretimde Hanefîler’le yan yana yer aldı. Bugün Şâfiî mezhebi ülkemizin güneydoğu ve doğu illeri ile yukarıda sayılan bölgelerde yaygın durumdadır.
İMAM ŞAFİÎ NE ZAMAN VE NEREDE VEFAT ETTİ?
İmam Şâfiî, Hicrî 198 yılında Mısır‘a gitti ve 204 (820) yılında orada vefat etti. Vefat ettiği zaman elli dört yaşında idi.
İMAM ŞAFİÎ’NİN TÜRBESİ NEREDE?
İmam Şâfiî’nin kabri Mısır’ın Kahire şehrinde bulunmaktadır.
İMAM ŞAFİÎ ESERLERİ
İmam Şâfiî’nin eserlerinden bazıları şunlardır:
  • El-Ümm: Fıkıh yani İslam hukukuna dair olup, İmam Şafii’nin içtihad ederek bildirdiği meseleleri ihtiva eden bir eserdir.
  • Kitab-üs-Sünen vel-Müsned: Hadis ilmine dairdir.
  • Er-Risale fil-Usul: Usul-i fıkha dairdir.
  • El-Kitab-ül Bağdadiyye.
  • El-Mebsut.
  • Ahkam-ül-Kur’an.
  • İhtilaf-ül-Hadis.
  • Müsned-üş-Şafii.
Kaynak: İslam İlmihali 1, TDV Yayınları

MUHAMMED B. EBİ’L-MEVÂHİB EŞ-ŞÂZELÎ’NİN OKUDUĞU SALAVAT Muhammed b. Ebi’l-Mevâhib eş-Şâzelî Hazretleri’nin okuduğu rivayet edilen s...