29 Ağustos 2010 Pazar

Kurân da Peygamberler (İblisin Yoldan Çıkışı)





Secde Emri

"Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti. (Hicr 15/28-29)

"Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın." (Sad 38/71-72)

"Meleklere, "Adem'e secde edin" demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu. (Bakara 2/34)

"And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, "Adem'e secde edin" dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı." (Araf 7/11)

"Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o ise: "Çamurdan yarattığına mı secde edeceğim?" demişti." (İsra 17/61)
İblis'in Cevabı
"Allah, "Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?" dedi, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" cevabını verdi." (Araf 7/12)

"Allah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.

O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi." (Hicr 15/32-33)

"Allah: " Ey İblis Kudretimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.

İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.

Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi." (Sad 38/75-78)
Aldığı Ceza
"Ona, " İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın tekisin" dedi. (Araf 7/13)

"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi." (Hicr 15/34-35)

"Oysa Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılmasında ve ne de kendilerinin yaratılmasında hazır bulundurdum. Saptıranları hiçbir işte asla yardımcı da edinmedim.

O gün Allah: "Bana ortak olduklarını iddia ettiklerinize seslenin" der. Onları çağırırlar, fakat hiçbirisi onların çağrılarına gelmez. Aralarına bir cehennem deresi koyarız.

Suçlular ateşi görürler ve ona düşeceklerini anlarlar, fakat ondan kaçacak yer bulamazlar." (Kehf 18/51-53
İblis'in İnandığı Şeyler

a- Ahiret İnancı

"İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele" dedi.

Allah; "Sen erteye bırakılanlardansın" dedi." (Araf 7/14-15)

"Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.

Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi." (Hicr 15/36-38)

"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni ertele" dedi.

Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi." (Sad 38/79-81)
b- Doğru Yolu Bilmesi

"İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.

Allah: "Doğrudur; işte ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi." (Sad 38/82-85)

"Allah, "Yerilmiş ve kovulmuşsun, oradan defol; and olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, onları ve sizi, hepinizi cehenneme dolduracağım" dedi." (Araf 7/18)

"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.

Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; "kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."

Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir." (Hicr 15/39-43)

"Benden üstün kıldığını görüyor musun? Kıyamet gününe kadar beni ertelersen, and olsun ki, azı bir yana, onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım" demişti.

Allah: "Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa bil ki, cehennem hepinizin cezası olur, hem de tam bir ceza" dedi.

Sesinle, gücünün yettiğini yerinden oynat, onlara karşı yaya ve atlılarınla haykırarak yürü, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara vaatlerde bulun ama şeytan sadece onları aldatmak için vadeder.

Doğrusu Benim mümin kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin vekil olarak yeter." (İsra 17/62-65)
Yemini

"Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim" diye ikisine yemin etti." (Araf 7/21)

İlk iş Adem ile Havva'nın edep yerlerini açmak idi.

"Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir." (Araf 7/20)
Adem'in Cennete Yerleşmesi

"Ey Adem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz" dedik." (Bakara 2/35)

"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın de ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik." (Taha 20/117-119)
Cennetten Çıkarılması

"Şeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı, onlara "Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz" dedik.

İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.

İnkar eden kimseler ve ayetlerimizi yalan sayanlar cehennemlik olanlardır, onlar orada temelli kalacaklardır." (Bakara 2/36-39)

"Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz."

Orada yaşar, orada ölür ve oradan dirilip çıkarılırsınız" dedi.(Araf 7/24-25)

"Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur.

Benim Kitabımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşr ederiz." (Taha 20/123-124)
Yasak Ağaçtan Yemesi

"Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz." (Araf 7/19)
Ebediyet veya Meleklik Arzusu

"Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir." (Araf 7/20)

"Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi? dedi.

Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı." (Taha 20/120-121)
Adem'in Cevabı

"Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim? diye seslendi.

Her ikisi, "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz" dediler." (Araf 7/22-23)
Adem'in Peygamber Oluşu

"Adem, Rabbi'nden emirler aldı; onları yerine getirdi. Rabbi de bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz o tövbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır." (Bakara 2/37)

"Rabbi yine de onu seçip tövbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi." (Taha 20/122)
Sonuç

"Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.

Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.

Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak derler.

Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.

Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir." (Şuara 26/92-104)

Konu İle İlgili Bir Örnek

Türkiye'de ve bazı İslam ülkelerinde Müslüman kadının başını örtmesi istenmemektedir. Bunu istemeyenler genellikle dine ve gerçek dindarlara saygılı olduklarını söyler ve din dışılıkla suçlanmayı reddederler.

Bir taraftan da Müslümanlar dini hayatlarını Kur'an ışığında gözden geçirmeye başlamışlardır. Kur'an 'a yönelme ile birlikte hurafelere karşı da savaş açılmıştır. Artık iki türlü Müslümanlıktan söz edilmektedir; biri Kur'an Müslümanlığı, diğeri Kur'an dışı Müslümanlıktır. Kur'an dışı Müslümanlıkla kastedilen geleneksel Müslümanlıktır. Dindarların büyük çoğunluğu, geleneksel anlamda Müslüman oldukları için Kur'an Müslümanlığı başörtüsü yasakçılarının da ilgisini çekmektedir.

Bu yazıda başörtüsü yasakçılarının durumu sırf Kur'an ayetleri ışığında ele alınmıştır. Okuyucuya kolaylık olması için karşılıklı sohbet havası içinde yazılan yazı ile sizi baş başa bırakıyorum.

- Müslüman kadınların başlarını örtmelerine karşı çıkanlarla ilgili bir hüküm gerçekten Kur'an 'da var mı?

- Elbette var. Müslüman kadınların başını örtmesi Allah'ın bir emridir. Allah'ın bir tek emrini bile kabul etmeyenin durumu Kur'an 'da açıklanmıştır. Her Müslümancın bunu çok iyi bilmesi gerekir. Şimdi ben sorayım, Kur'an da sapmanın ve saptırmanın simgesi haline gelmiş varlık hangisidir?

- Şeytan mı?

- Evet.. Şeytan, diğer adı ile İblis, meleklerle beraberken Allah ona ve bütün meleklere Adem için secdeye kapanma emri verdiğinde o bu emri kabul etmediği için kafir olmuştur. Konu ile ilgili ayetler şöyledir:

Vaktin birinde Rabbin meleklere demişti ki: "Ben, kurumuş çamurdan, değişken kara balçıktan bir insan yaratacağım.

Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için secdeye kapanın."

Bütün melekler hemen topluca secde ettiler.

İblis öyle yapmadı. O, secde edenlerle beraber olmamakta direndi.

Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Senin neyin var ki, onlarla birlikte secde etmedin?"

Dedi ki, "Kurumuş çamurdan, değişken kara balçıktan yarattığın insana secde edemem."

Allah buyurdu ki, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. (Hicr 15/28-34)

Demek ki, İblis Allah'ın bir tek emrini kabul etmediği için kovulmuştur.

- Bir de kibirlenmesi var. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "...İblis direndi, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu." (Bakara 2/34)

- Şeytanın kibirlenmesi, aslında Hz. Adem'e karşı değil, Allah'ın emrine karşıdır. Yani Allah'ın, çamurdan yarattığı biri için secdeye kapanmasını istemesi İblis'in ağırına gitmiştir. Bundan dolayı Allah ona,"...İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, çık, sen alçağın te kisin" demiştir. (Araf 7/13)

- İblis bu haliyle Allah'ı inkar etmiş mi oluyor?

- Burada İblis Allah'ın bir emrini tanımamış oluyor. Bu da onun kafir olması için yeterli sayılmıştır. Yoksa iblis, Allah'ın ne varlığını, ne birliğini, ne yaratıcılığını ne de kudretini reddetmiştir. Kur'an-ı Kerim İblis'in saptıktan sonra,"..Doğrusu ben Allah'tan korkarım, Allah'ın cezası pek ağırdır." (Enfal 8/48) dediğini bildirmektedir. Allah'ın bazı emirlerini tanımamaya devam ettiği için bu sözü onu kafir olmaktan kurtaramamıştır.

- Doğru, Allah'a "Rabbim" diye hitap ediyor. Nitekim bulunduğu makamdan Allah tarafından indirilince şöyle demişti: "Rabbim! Hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar bana süre tanı." (Hicr 15/36)

- Buradan onun ahirete inandığı da açıkça anlaşılmaktadır.

- O zaman çok ilginç bir durum ortaya çıkıyor. İblis Allah'a inanıyor, meleklere inanıyor, çünkü zaten kendisi onların arasındaydı. Ahiret gününe inanıyor. İnanması gereken bir peygamber henüz yok, çünkü Hz. Adem daha peygamber olmamıştır. İndirilmiş bir kitap da yok. Bazıları böyle birini iyi bir Müslüman sayabilir ama Bakara suresinin 34. ayeti onun kâfir olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Üstelik Kur'an 'ın bütününe baktığınızda onun kâfirlikte en önde olduğu açıkça gözükür.

-İşte Allah'ın bir tek emrini tanımaması onun bu hale gelmesi için yetmiştir. Onun kâfirliği böyle başlamış, sonra da günah yükünü habire çoğaltmıştır.

-Dilden dile dolaşan bir söz var, deniyor ki, "Bir kimsenin kâfir olduğuna dair doksan dokuz, Müslüman olduğuna dair bir delil bulunsa müftünün o bir delil ile amel etmesi gerekir."

- Böyle bir şey kabul edilemez. O sözün doğrusu şöyledir: "Bir tek konunun farklı yorumları olsa ve bu yorumlar kişinin kafir olmasını gerektirse ama bir yorumu da o kişinin kafir olmadığı şeklinde olsa müftüye düşen kâfir olmayacağına dair olan yorumu dikkate almaktır. Eğer o kişinin niyeti bu ise zaten müslümandır. Ama eğer niyeti böyle değilse müftünün onu kâfir saymamasının ona bir faydası yoktur[1]." Yoksa ayette olduğu gibi, kafir olmayı gerektiren bir tek söz ve davranış bile kişiyi Allah yanında kâfir yapmaya yeter.

- Başörtüsü konusunda, Allah Teâlâ 'nın “Başörtülerinin bir kısmını yakalarının üstüne vur sunlar....” (Nur 24/31) diye emri var; ama deniyor ki, ayette "başörtüleri" diye tercüme edilen kelime, humur kelimesidir. Bu himar'ın çoğuludur. Bu kelime örtü anlamına da gelir. Burada başörtüsü yasakçıları lehine bir yorum yapılamaz mı?

- Evet ayette geçen, himar kelimesinin kökü hamr'dir. Bunun anlamı bir şeyi örtmektir. Himar da örtü anlamında kullanılmıştır. Ama bu kelime Arap örfünde kadının başını örttüğü örtüye isim olmuştur. Bunun kadının başörtüsü anlamına geldiği eski Arapça sözlüklerde yazılıdır[2].

Bu ayet indiği zaman Araplarda himar kelimesi kadının başörtüsü anlamındaydı. İçinde himar kelimesi geçen çok sayıda hadis vardır ve bunlar kadının başörtüsü anlamınadır. Bunlardan üç örnek verelim:

1- Allah'ın Elçisi'ne (S.A.V.) ipekli kumaşlar getirilmişti. Ömer'e bir parça gönderdi. Üsâme b. Zeyd'e bir parça gönderdi. Ali b. Ebî Talib'e bir parça verdi ve dedi ki; Onu kadınların arasında himar (başörtüsü) olarak parçalara ayır. (Müslim, Libas 7-2068)

2- Alkame b. ebî Alkame annesinin şöyle dediğini naklediyor: "Abdurrahman'ın kızı Hafsa Allah'ın Elçisi'nin (S.A.V.) eşi Ayşe'nin yanına girdi. Hafsa'nın üzerinde ince bir himar (başörtüsü) vardı. Ayşe onu parçaladı ve ona kalın bir himar (başörtüsü) giydirdi. (El-Muvatta, Libas, 4, hadis no 6)

3- Hz. Ayşe Peygamber Efendimizin şöyle dediğini bildirmiştir. "Allah adet gören bir kadının (ergenliğe ulaşmış) namazını başı hımarlı (başörtülü) olmadan kabul etmez." (Ebu Davud Salat 58, H. no 641)

Bugüne kadar, Müslüman kadının başını örtmesinin Allah'ın emri olmadığını söyleyen bir tek mezhep çıkmamıştır. Uygulama da hep böyle olmuştur.

- Şu anda "Başörtüsünün serbest, türbanın yasak olduğu" noktasına gelinmiştir. Başörtüsü serbest dendiğine göre onlar lehinde bir yorum yapılamaz mı?

- Türban kelimesi Fransızcadır ve sarık anlamınadır[3]. Bu kelime Türkçemize de geçmiştir. Türkçe'de, sarık gibi kat kat olan, boyun kökünden alnın üstündeki tüy bitimine kadar saçları örten, kulağı, göğsü ve boynu açıkta bırakan ve kadınların kullandığı bir örtü anlamındadır. Yasaklanan türban bu ise başörtüsüne bu manada özgürlük tanıyanlar Kur'an açısından Allah'ın bir yasağına karşı çıkmış olmazlar.

Ama son bir kaç yıldır bu kelime, ısrarla kadınların başörtüsü anlamında kullanılmaktadır. Bunlara göre türban, omuzları da örten başörtüsüdür. Ne gariptir ki, asırlardır Müslüman Türk kadınının dışarıda kullandığı başörtüsü omuzları da örter. Eğer türban bu ise neden şimdiye kadar bunu hiç bir sözlük yazmamıştır.

- Herhalde olayı Kur'an'a göre değerlendirenler pek azdır.

- Günümüzdeki Müslümanlar henüz konuları Kur'an'a göre değerlendirme alışkanlığı kazanmış değillerdir. Allah Teâlâ Kur'an-i Kerim'de şöyle buyuruyor: "İnsanların çoğu ayetlerimizden gerçekten habersizdirler." (Yunus 10/92) Yukarıdaki ayetleri yazmam da Allah'ın bir ayetine karşı çıkan bir müslümanı, Kur'an'ın nasıl değerlendirdiğini göstermek içindir.
[1]- M. Alauddin el-Haskefî (öl. 1088 h.) ed-Dürr'ül-muhtâr alâ Tenvîr'il-ebsâr, (İbn Abidîn Haşiyesi ile birlikte), Mısır 1404/1984, c.IV, s. 249, Ridde bölümü.

[2]- Bakınız, İbn Manzûr, Muhammed b. Mükerrem (630-711 h.), Lisan'ul-Arab, Beyrut, 1410/1990, IV/257; Muhammed Murtaza ez-Zebîdî, Tâc'ul-Arûs, Mısır 10306, III/188.

[3]- Tahsin SARAÇ, Fransızca Türkçe Büyük Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1976, c.II, s.1325.

Hz. Peygamber ve Yapıcı Muhalefet




Peygamber (a.s) ve muhalefet...
İlk bakışta birbirine zıt iki kavram gibi duruyor. Eğer "muhalefetten" kasıt peygamberin misyonuna, getirdiği ilahi mesaja ve o mesajdan çıkardığı hükümlere muhalefet ise, muhalefetin peygamberlikle zıt köşelerde olduğu doğru.

Zaten bu sayılan hususlarda bir peygambere muhalefet eden Allah'a muhalefet etmiş olur. Zira elçiye zeval olmaz. Elçi'ye muhalefet elçiyi gönderene muhalefettir. Adı "teslimiyet" olan bir dinin buna izin vermesi de beklenemez.

Fakat "muhalefet" ile "yapıcı muhalefet" kastediliyorsa, o başka.

Hz. Peygamber'in kişisel içtihatları söz konusu olduğunda, onun kutlu arkadaşları hiç muhalefet ederler miydi?

Bu önemli soruya "evet" cevabı verecek olursak, bu kez de karşımıza bir o kadar önemli ikinci soru çıkıyor: Hz. Peygamber'in görüşünün kişisel içtihat mı yoksa vahiy mi olduğunu nasıl ayırt ederlerdi?

Nur suresinin 62. ayeti, bizce işte bu suale cevap veriyor:

"Gerçek mü'minler, ancak Allah ve Rasulüne yürekten inanıp güvenenler; ve cemaatle ilgili bir mesele görüşüldüğünde ondan izin istemeden farklı bir görüş geliştirmeyenlerdir. Elbet senden izin alan kimseler var ya; işte Allah ve Rasulüne yürekten inanıp güvenen kimseler onlardır. Artık sen de önemli işlerinde izin istedikleri zaman, içlerinden uygun gördüğün kimselere istediği izni ver; onlar için de Allah'tan bağışlanma dile: Çünkü Allah limitsiz bağışlar, sınırsız mağfiret eder."

Ayetteki "lem yezhebû hattâ yeste'zinûhu" ibaresine, klasik tefsir genellikle "izin istemeden toplantıdan ayrılıp gitmezler" manası vermiş. Bu takdirde ayetin bize söyleyeceği pek bir şey yok.

Fakat "zehebe" fiilinin sadece mekansal anlamda "bir yeri terk etti" anlamına değil "mezhep"den de anlaşılacağı gibi "bir görüşe vardı" anlamına da geldiği bilindiğinde, ayet canlanıyor ve tüm zamanlara hitap etmeye başlıyor. "Hatta" edatıyla birlikte düşünüldüğünde anlamın "bir görüşten ayrılıp bir başka görüşe varmak" olduğu ayan beyan ortaya çıkıyor.

Durumu özetleyelim: İslam cemaatiyle ilgili sosyal meselelere ilişkin hayati kararlar alınıyor: Savaş ve barış kararları, anlaşma ve sözleşmeler, güvenlik ve vatandaşlık hak ve sorumlulukları? Karar alma mekanizmasının başında Hz. Peygamber bulunuyor. O hem bir peygamber, hem insan. Hem risalet misyonu var, hem devlet başkanı. Hem vahiyden besleniyor, hem bilgi, tecrübe ve birikiminden.

Tecrübe ve birikiminden yola çıkarak vardığı sonuçlarda bazen isabet ediyor, bazen edemiyor. Edemediği durumları görünce bunu tereddütsüz kabul ediyor. Hamile annelerin çocuk emzirmesini önce emen bebeğe zarar verir gerekçesiyle yasaklayıp, bunun böyle olmadığını tecrübeyle öğrenince yasağı kaldırması gibi. Yine hurma aşılamayı ağaçlara zarar verir endişesiyle yasaklayıp, aksine meyveyi cinsleştirdiğini görünce serbest kılması gibi.

Onun vahiyden değil de bilgi, birikim ve tecrübesinden yola çıkarak vardığı sonuçlara muhalif görüş beyan edenler olmuş mu, olmuşsa hangi usul ve üslupla olmuş?

Evet, olmuş. Mesela Bedir savaşında olmuş. Hz. Peygamber İslam ordusu için bir savaş alanı tesbit etmiş. Orduda bulunan Hubâb b. Münzir bu seçimin isabetsiz olduğunu düşünmüş. Muhalif bir görüş beyan etmek için tam da ayette dile gelen nezaketli üslupla sormuş:

"-Ya Rasulallah! Bu mevziyi seçmeniz vahyin emri mi, yoksa sizin kendi düşünceniz mi?"

Bu soruda üç şey gizli:

1) Vahye itaatte zerrece kusur yok.

2) Allah Rasulü'ne nezaket ve saygıda titizlik var.

3) Doğru bildiğini söyleme hususunda özgüven ve akla hürmet var.

Sonuçta bunun bir vahiy değil içtihat olduğu ortaya çıkıyor. Muhalif görüş geliştiren, görüşünün daha isabetli olduğunu isbat edince, Hz. Peygamber bunu mesele yapmadan kendi görüşünü terk etmekte zerrece tereddüt etmiyor. Sonuç malum.

Aynı şey Berire isimli bir gelinin kocasından boşanmak istemesi üzerine gerçekleşiyor. Eşini kendisine dönmesi için ikna etmesini isteyen kocayı kıramayan Allah Rasulü Berire'ye ricada bulununca, genç kadın vahyin inşa bir akılla şu soruyu soruyor:

"-Ya Rasullah! Kocama dönme ricasının arkasında vahiy mi var, yoksa ona şefaatçi mi çıkıyorsun?"

Berire, Rasulullah'ın bu talebinde vahyin değil ayrılmak istediği kocasının ricasının rol oynadığını öğrenince, "Ben kararımı verdim ya Rasulallah!" diyor ve Allah Rasulü'nün mukabelesi ise, sadece genç kadının ardından şefkatli bir tebessüm oluyor.

Sözün özü: Vahye hakkı olan itaati gösteren şahsiyetler, akla hak ettiği hürmeti de gösterirler. Aklının sınırlarını vahye çizdirmeyen bireyler ise, içgüdülerine vahiy muamelesi yaparlar.

 


Mustafa İslamoğlu

Copyright © iSLAMKENT, Tüm hakları saklıdır.
Yazar: 
Admin. Yayınlanma:: 17-Dec-2008.
(4162 Okunma).
 

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Diğer hadis âlimleri





İbni Ebi Şeybe:
Ebu Bekir Abdullah bin Muhammed, hâfız idi. Yüz bin hadis-i şerifi ravileri ile birlikte, ezber bilene (Hâfız) denir. 850 de vefat etti.(Müsned) kitabı meşhurdur.
Darimi: Abdullah bin Abdurrahman hâfız Ebu Muhammed, 798 de Semerkand’da doğdu, 869 da vefat etti. Hadis âlimidir. (Müsned)adındaki kitabı çok kıymetlidir. Hadis-i şerif ilminde olduğu gibi, tefsir ve fıkıh ilimlerinde de derin bir âlimdi.
Eserleri:
1) Müsned-i Darimi (En meşhur ve kıymetli eseri budur).
2) El-Cami-us-sahih: Buna Sünen-i Darimi de denir.
3) Sülasiyyat.
Ahmed-i Bezzar:Babası Amr’dır. Hadis âlimlerindendir. 905 de vefat etti. (Müsned)kitabı meşhurdur.
Ebu Ya’la:Ahmed bin Ali, hadis âlimidir. (Müsned) kitabı meşhurdur. 825 de doğdu, 920’de Musul’da vefat etti.
İbni Adiy: Ebu Ahmed Abdullah ibnül Adiy, hadis imamlarındandır. 856 da Cürcan’da doğdu, 935 de Esterabad’da vefat etti. Hadis-i şerif toplamak için, Irak, Mısır, Şam ve Hicazı dolaştı.
İbni Hibban:Ebu Hatim Muhammed bin Ahmed Temimi, hadis imamı ve Şafiidir. Semerkand kadısı idi. Sicstanda Bust kasabasında doğup, 966 da Semerkand’da vefat etti.
Ramehürmüzi:Büyük hadis âlimlerindendir. Adı Hasan bin Abdurrahman’dır. 970 yılında Ramehürmüz şehrinde vefat etti; Ramehürmüzi adıyla şöhret buldu. Birçok eser yazmıştır. Bunlardan El-Muhaddis-ül-Fasıl Beyn-er-Ravi ve’l-Vai adlı eseri, usul-i hadis sahasında yazılan ilk kitaptır. Rabı-ül-Müteyyemin fi Ahbar-il-Uşşak, Kitab-ül-Emsal, Kitab-ün-Nevadir, Kitab-ı Risalet-üs-Sefer, Kitab-ur-Ruh, Edeb-ün-Natık adlı eserleri de vardır.
Dare Kutni:Ali bin Ömer, hadis âlimidir. 918’de Bağdat’ta Dare Kutn’da doğdu, 995 de vefat etti. (Sünen) kitabı meşhurdur.
Hakim Nişapuri:Muhammed bin Abdullah hadis âlimlerindendir. 933 de doğdu, 1014’de Nişapur’da vefat etti. Buhari’de ve Müslim'de bulunmayan sahih hadisleri toplayarak meydana getirdiği (Müstedrek) kitabı çok kıymetlidir.
Ahmed Bin Abdullah (Ebu Nuaym İsfehani):Ebu Nuaym İsfehani adı ile meşhurdur. Şafiidir. Hadis âlimidir. 948 de doğdu, 1039 da vefat etti. Kıymetli kitapları vardır. (Hilye-tül-Evliya)sı meşhurdur.
İbni Abdilberr:Hafız Cemaleddin Ebu Ömer Yusuf bin Abdullah, Maliki fıkıh ve hadis âlimidir. 978 de Kurtuba’da doğdu, 1071 de Şatıbe’de vefat etti. (Elistiab fi-marife-til-eshab) kitabı meşhurdur.
Hatib-i Bağdadi:Hafız Ahmed bin Ali, hadis âlimlerindendir. Çok sayıda, kıymetli kitap yazdı. Şafii idi. 1002 de Bağdat’ta doğdu, 1071 de orada vefat etti. İmam-ı a’zama ve imam-ı Ahmed’e dil uzattı ise de, mağlup edildi.
Deylemi:Şehrdar bin Ebu Şüca Şireveyh 1090 da Hemedan’da doğdu, 1163’e vefat etti. Hadis âlimidir. (Müsned-ül-firdevs) kitabı meşhurdur.
İbni Asakir:Ali bin Hasen fıkıh ve hadis âlimidir. 1105 de Şam’da doğdu, 1176 da orada vefat etti. Seksen cilt (Şam tarihi) kitabı meşhurdur.
Zehebi:İmam-ı Ebu Abdullah Şemseddin Muhammed bin Ahmed bin Osman bin Kaymaz Türkmani Mısıri, hadis ve tarih âlimlerindendir. 1274 de Şam’da doğdu, 1348 de Mısır’da vefat etti. Eserlerinden (Mizan-ül itidal), oniki cilt (Tarih-ül İslam), (Tecrid fi-esma-i Sahabe) ve (Es-sayfa fi-menakıbi Ebi Hanife) kitapları vardır. (Et-tıbbün-Nebevi) çok faydalı olup, İbrahim Ezrakın (Teshil-ül-menafi)i hâmişinde olarak Mısır’da ve 1975 de İstanbul'da basılmıştır. İbni Teymiyye’nin talebesidir.
İbni Hacer-i Askalani:Şihabüddin Ahmed bin Ali, hadis imamı ve Şafii fıkıh âlimidir. 1371 de Mısır’da doğdu, 1448 de orada vefat etti. Yüzelliden çok kitabı vardır. (Elisabe fi-temyizissahabe) kitabı İbni Esirin (Üsüd-ül-gabe) kitabından daha mükemmeldir. Dört cilttir.
Münavi [veya Menavi]:Abdürrauf-i Münavi, hadis ve fıkıh âlimidir. Şafii idi. 1518 de doğdu, 1621 de Kahire’de vefat etti. Çok kitap yazdı. (Künuz-üd-dekaık) kitabı, 1868 de İstanbul'da basılmıştır. 
 

İmam-ı Nevevi



Şafii âlimlerinin büyüklerinden. İsmi Yahya bin Şeref, lakabı Muhyiddin, künyesi Ebû Zekeriyya’dır. 1233 (H.631) senesinin Muharrem ayında, Şam’ın güneyindeki Nevâ kasabasında doğdu. Doğduğu yere nispetle Nevevi denmiştir. 1277 (H.676) yılının Receb ayında vefat etti.

Muhyiddin Ebû Zekeriyya Yahya’yı, babası küçük yaşta Kur’an-ı kerim öğrenmesi için mektebe gönderdi. Kısa zamanda Kur’an-ı kerimi ezberledi.

Zamanının âlimlerinden çeşitli ilimleri tahsil etti. On dokuz yaşına gelince, babası, tahsil için, Şam’daki Revâhiyye Medresesine götürdü. Önce tıp okudu, sonra tamamiyle din ilimleri üzerinde çalıştı. Şafii mezhebinin temel kitaplarından olan Et-Tenbih ile Mühezzeb’in dörtte birini, dört buçuk ayda ezberledi. Kemâleddin Sellâr Erbili, İzzeddin Ömer Erbili, Kemâleddin İshâk bin Ahmed hazretlerinin derslerine devam etti ve fıkıh ilmini öğrendi. İzzeddin Ömer Erbili’ye çok hizmet etti. Her gün hocalarından on iki ayrı ilim okurdu. Zamanla, usûl, nahiv, lügat ve benzeri ilimlerin inceliklerine vakıf oldu. Hâfız Zeyn Hâlid Nablüsi, Radi bin Bürkân, İbni Abdüddâim, Ebi Muhammed İsmâil bin Ebi Yüsr ve birçok âlimden hadis ilmini öğrendi. Kısa zamanda, ilimde devrinin en büyük âlimlerinden oldu ve insanlığın saadeti için pek çok kitap yazdı. Şafii mezhebinin esaslarını kitaplarında bildirdi. Kendisinden; Şeyh el-Mizzi, Ebul-Hasan Attar ve pek çok âlim ilim tahsil ettiler.

İki kere hacca gitti. 1266 senesinde, Dâr-i Hadis-i Eşrefiyyede ders verdi. Vefatına kadar, bu vazifesinin karşılığında hiç para almadı. Mübarek sakalında birkaç beyaz kıl vardı. Kendisindeki sekine ve vakar hâli herkes tarafından görünürdü.

İmam-ı Nevevi hazretleri ömrünün sonlarına doğru, üzerindeki emanetleri sahiplerine verip, borçlarını ödedi. Kitaplarını kütüphaneye verdi. Nevâ’da, doğduğu evde günlerce hasta yattıktan sonra vefat etti. Türbesi ziyaret edilmekte, aşıkları mübarek ruhundan feyz almaktadır.

İmam-ı Nevevi hazretleri, geçinmede kanaat üzere olup, nefsi ve dünyevi arzu ve isteklerden geçmişti. Allahü teâlâdan çok korkardı. Doğru konuşur, yerinde söyler, gecelerini ibadet ve taatle geçirirdi. İlim tahsilinde gayretli olup, salih ameller yapmakta sabrı çoktu. Şam halkının yediği şeylerden yemez, memleketinden, anne-babasının yanından getirdiği, tam helal olduğunu bildiği şeyleri yemekle kanaat ederdi. Yirmi dört saatte bir defa, yatsıdan sonra yemek yerdi. Yine günde bir defa, sahur vaktinde su içerdi. O diyarın âdeti olan kar suyu içme âdetini yapmazdı. Bekar idi. Hiç evlenmedi. Geceleri uyumaz, ibadet eder ve kitap yazardı. Devlet reislerine, valilere ve diğerlerine emr-i maruf ve nehy-i münkerde bulunurdu. Allahü teâlânın emirlerini bildirir, yasaklarından sakınmak lazım olduğunu anlatırdı. Bu işte hiç müdahene etmez ve gevşeklik göstermezdi.

İmam-ı Nevevi hazretlerinin, Kütüb-i Sitte’de geçen hadislerden topladığı Riyâd-üs-Salihin isimli eseri meşhurdur.

Buyurdu ki:
İnsanlar Allahü teâlâya kulluk, ibadet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar saadete kavuşmak için yaratılış gayelerine dikkat etmeli ve dünyaya düşkün olmaktan kaçınmalıdır. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya ebedi kalınacak bir yer değildir. Ahirette saadete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimseler bu fani dünyaya düşkün olmayıp kulluk vazifesini hakkıyla yapanlardır.
Gecenin on iki kısmından bir kısmını (bir saat kadar) ihya etmek, bütün geceyi ihya etmek olur. Yaz ve kış geceleri için hep böyledir.
Eserleri:İmam-ı Nevevi hazretlerinin yazdığı eserlerin sayısı çoktur. Okuyanlar çok istifade etmektedir. Eserlerinden bazıları şunlardır:
Ravda; fıkıhla ilgilidir.
Riyâd-üs-Salihin; hadis üzerinedir.
Hadis-i şeriflerin şerhi hakkında, Şerh-i Sahih-i Müslim’i vardır.
Hadis ricâlinin isimlerini harf sırası ile bildiren Tehzib-ül-Esmâ adlı büyük bir kitabı,
ayrıca; Lügat-üt-Tenbih, Tıbyân, Minhâc gibi eserleri de vardır.
 

İmam-ı Taberan

i

Meşhur tefsir, hadis ve fıkıh âlimlerinden. İsmi, Süleymân bin Ahmed bin Eyyub bin Mutayr eş-Şâmi el-Lahmi et-Taberani; künyesi Ebul-Kasım’dır. 873 (H.260) senesi Safer ayında Şam’ın Taberiyye kasabasında doğdu. İsfehan’a yerleşti. 970 (H.360) senesi Zilkâde ayının sonlarına doğru 100 yaşlarında vefat etti. İsfehan şehrinin girişinde Resulullahın Eshabından olan Hammâd ed-Devri’nin kabri yanına defnedildi.

Taberani; Hâşim bin Mürsed et-Taberani, Ebu Zür’a-es-Sekafi, İshâk ed-Debri, İdris el-Attar, Beşir bin Musâ, Hafs bin Ömer, Abdullah bin Mahmud bin Said bin Ebi Meryem, Ali bin Abdülaziz el-Begâvi, Mikdâm bin Dâvud er-Re’yini, Yahya bin Eyyub el-Allât, Ebu Abdurrahman en-Nesai gibi pek çok âlimden ilim öğrendi ve hadis-i şerif rivayetinde bulundu. Kendisinden de; Ebu Huleyfe el-Cemhi, İbni Ukde, Ebu Nuaym el-Hâfız, Ebu Hüseyin bin Fâzişâh, Abdân, Câfer el-Feryâbi, Ebu Abdullah bin Merde el-Hâfız ve daha birçok âlim ilim öğrendi ve hadis-i şerif rivayet etti.

Büyük hadis âlimlerinden olan Taberani hazretleri, güvenilir, sağlam, hadiste hüccet, yani üç yüz binden fazla hadis-i şerifi senetleriyle birlikte ezbere bilen unvanına sahiptir. Onun ilmi ve rivayet ettiği hadis-i şerifler, bütün İslam âlemine yayıldı. Kendisine; “Bu kadar hadis-i şerifi ezberleme bahtiyârlığına nasıl kavuştun?” diye sorulduğunda; “Otuz sene kuru hasır üzerinde uyudum” buyurdu.

İlim tahsili için rahatı terk ederek sade bir hayat yaşadı. Otuz üç sene ilim uğrunda seyahat yaptı. Bu yolda fedakârlıktan kaçınmadı. Her işini Allahü teâlânın rızası için yapar ve insanları Cehennem ateşinden kurtarmak için çalışırdı. Talebelerinden Ebu Abbas Şirazi, Taberani’den üç yüz bin hadis-i şerif yazdığını, güvenilir, sağlam bir muhaddis olduğunu bildirmekte ve hocasının ne derece ilim sahibi olduğunu vesikalandırmaktadır.

Yazmış olduğu başlıca eserleri; Mu’cem-ül-Kebir, Mu’cem-ül-Evsat ve Mu’cem-üs-Sagir’dir.
 

İmam-ı Beyhek

i

Meşhur hadis ve fıkıh âlimi. İsmi Ahmed bin Hüseyin, künyesi Ebu Bekir'dir. Nişabur'un Beyhek kasabasından olduğu için Beyheki diye meşhur olmuştur. Beyhek kasabasına bağlı Hüsrevcird köyünde 994 (H. 384) senesinde doğdu, 1066 (H. 458)da Nişabur'da vefat etti.

Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Beyheki zekasının keskinliği, hafızasının kuvveti, öğrendiği şeyler üzerindeki arzusu ve ilim öğrenmekteki ihlası ile hocalarının dikkatlerini üzerine topladı. Beyheki; Horasan, Bağdat, Kufe ve Mekke gibi ilim merkezlerinde zamanın âlimlerinden akli ve nakli ilimleri tahsil etti. Yüzden fazla hocadan hadis öğrendi. Ebul-Feth Nasır bin Muhammed Ümeri'den fıkıh ilmini, Hakim'den hadis ilmini, İbni Fürek'ten kelam ilmini, Ebu Ali Rodbari'den tasavvuf ilmini öğrendi. Büyük âlim oldu, kendisine ilmin minaresi denildi. Pek çok âlim yetiştirdi. Şeyhülislam Ebu İsmail el-Ensari, Zahir bin Tahir, Ebu Abdullah el-Feravi, oğlu İsmail bin Ahmed onun yetiştirdiği âlimlerdendir.

Kelam ilminde Ehl-i sünnet itikadına büyük hizmetler yaptı. Çeşitli ilimlerde bilhassa hadis, fıkıh ve kelam ilmine ait yüzlerce eser yazdı. Horasan'da hadis ilminde onun izni olmadan, o icazet (diploma) vermeden kimse hadis ilminden söz edemezdi. Şafii fıkhı öğretmesi için Nişabur'a çağrıldı. Her ne kadar memleketine dönmek istediyse de 9 Nisan 1066 (H. 10 Cemazilevvel 458) da vefat etti. Cenazesi yakın olan Beyhek kasabasına götürüldü.

İlim ve fazilette yüksek bir zat olan Beyheki hazretleri, devamlı okur, araştırır, tasnif eder, eserlerini öğrencilerine okutur, ilimle meşgul olur, fakirliğe sabreder, halinden hiç şikayet etmezdi. Az yer az içerdi. Kırk dört yaşından sonra vefatına kadar otuz sene bayram günleri hariç devamlı oruç tutmuştur.
Eserleri
1) Es-Sünen-ül-Kübra: 
Hadis-i şerif kitabı olup, on cilttir. Eshab-ı kiram ve Tabiinin isimleri, senet ve ravileri içerisine alan bir fihristi vardır. 2) Es-Sünen-üs-Sugra: İki cilttir. 3) Kitabü'l-Esma ves-Sıfat: İki cilttir. 4) Delail-ün-Nübüvve: Üç cilttir. 5) Menakıb-üş-Şafi
6) Marifet-üs-Sünen vel Asar: 
Eser dört cilttir. 7) Şu'ab-ül-İman
8) Et-Tergib vet-Terhib
9) Kitab-üz-Zühd-il-Kebir
10) El-Ba'sü ven-Nüşur
11) Fedail-üs-Sahabe
12) El-Medhal iles-Sünenil-Kübra
13) El-Mebsut
14) El-Adab
15) El-İtikad ala Mezhep-is-Selefi Ehlis-Sünneti vel-Cema'a
16) Ahkâm-ül-Kur'an

 

İmam-ı Nesai




Büyük hadis ve fıkıh âlimi. Künyesi Ebu Abdurrahman; ismi, Ahmed bin Şuayb bin Ali bin Sinân bin Bahr bin Dinar’dır. İmam-ı Nesai diye meşhurdur. Aslen Horasan’ın Nesa şehrindendir. 830 (H. 214) yılında orada doğdu. 915 (H.303)te Filistin’in Remle şehrinde vefat etti. Mekke’de vefat ettiği veya Hariciler tarafından şehid edildiği de bildirilmektedir. Hadis ilminde imamdı, yani üç yüz binden fazla hadis-i şerifi ravileriyle birlikte ezbere bilirdi. Yazdığı Süneni Sagir’i, Kütüb-i Sitte adı verilen altı büyük hadis kitabından biridir. Hadis ilminde rumuzu sin (S)’dir.

İlim tahsiline Horasan’da başlayan İmam-ı Nesai; Irak, Şam, Mısır, Hicaz (Mekke ve Medine) ve Cezire (bugünkü Cizre civarı) âlimlerinden ders aldı. Mısır’da yerleşti. On beş yaşında Kuteybe bin Said’e talebe olup, bir sene iki ay yanında kaldı. İshâk bin Râhaveyh, Hişâm bin Ammâr, İsâ bin Hammâd, Hüseyin bin Mansur Sülemi, Amr bin Zürâre, Muhammed bin Nasr-i Mervezi, Süveyd bin Nasr, Ebu Kureyb, Muhammed bin Rafii, Ali bin Hucr, Ebu Yezid Cermi, Ebu Dâvud Süleymân Eş’as, Yunus bin Abdila’lâ, Muhammed bin Geylân ve daha birçok âlimden ders aldı. Onların bir çoğundan hadis-i şerif dinledi ve rivayet etti.

Hadis ilminde zamanının bir tanesi olan imam-ı Nesai, Mısır âlimlerinin en fakihiydi. Haramlardan sakınmakta ve ibadetlere düşkünlükte eşi yoktu. Her yaptığı iş, her söylediği söz, Allahü teâlânın rızası içindi. İmam-ı Nesai’nin hadis-i şerif rivayetinde ravilere koyduğu şartlar, Buhari ve Müslim’den daha sıkıydı. Hadis ravilerinin güvenilir olup olmamasındaki tespitlerine bütün âlimler itibar ederlerdi.

İmam-ı Nesai hazretlerinden; Ebu Bişr Devlâbi, Ebu Ali Nişâburi, Hamza bin Muhammed Kesâsi, Ebu Bekr Ahmed bin İshâk, Muhammed bin Abdullah bin Hayyuye, Ebul-Kâsım Taberani, Fakih Ebu Cafer Tahavi ve daha birçok âlim ilim tahsil edip, hadis-i şerif rivayet etti.

İmam-ı Nesai hazretleri, ilk önce yazdığı Sünen-i Kebir’inde, hadis-i şeriflerin kaynakları ve toplanması hakkında bilgiler verip, şartlarına uyan hadis-i şerifleri yazdı. Bu eserine, kendisi Müctenâ adını vermesine rağmen Sünen-i Sagir adıyla meşhur oldu. Şimdi, daha çok Sünen-i Nesai adıyla bilinmektedir. Bu kıymetli eser, altı meşhur hadis kitabından biri olarak Müslümanların baş tacı oldu.

İmam-ı Nesai hazretleri, ömrünün sonuna doğru Şam’a gitti. Orada Hazret-i Ali’yi kötüleyen haricilerden bazı kimseler gördü. Bunun üzerine Hazret-i Ali ve Ehli Beyt-i Nebevi’yi öven Kitab-ül-Hasâis fi Fadli Ali bin Ebi Tâlib ve Ehli Beyt adlı eserini yazdı. Bu eserindeki hadis-i şeriflerin çoğunu Ahmed bin Hanbel hazretlerinin rivayetlerinden aldı. Bu kitabını niçin yazdığını bilmeyen bazı kimseler; “Şeyhayn’ın yani Ebu Bekir ve Ömer’in üstünlüklerini niçin yazmadın?” dediler. Bunun üzerine; Fedâil-üs-Sahabe adlı Eshab-ı kiramın üstünlük ve faziletlerini anlatan kitabını yazdı, Müsned-i Ali, Müsned-i Mâlik ve Duafâ ve’l-Metrukin adlı kitaplar, onun pek kıymetli eserleri arasındadır. Sonuncusu, basılmıştır.
 

İmam-ı Ebu Davud



Kütüb-i Sitte denilen meşhur altı hadis-i şerif kitabından biri olan Süneni Ebu Davud’un sahibi. İsmi, Süleyman bin Eşas bin İshak bin Beşir’dir. Ebu Davud künyesiyle meşhur olup, Sicistâni nisbesiyle bilinir. 817 (H.202)’de Sicistan’da doğdu. 889 (H.275)’de Basra’da vefat etti.

Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Ebu Davud Sicistâni; Horasan, Şam, Irak, Hicaz, Mısır gibi ilim merkezlerine giderek zamânının tanınmış âlimlerinden ilim tahsil etti ve hadis-i şerif dinledi. Tefsir ve Hanbeli fıkhını da tahsil edip, yüksek ilmi dereceye ulaştı. Hadis-i şerif öğrenmek için uzun yolculuklar yaptı. Müslim bin İbrahim, Süleyman bin Harb, Ebu Mamer el-Makad, Yahya bin Main, Ahmed bin Hanbel gibi büyük âlimlerden rivayetlerde bulundu. Hadis ilminde sika (güvenilir) bir âlim olan ve ilmi derece bakımından imam-ı Buhari ve imam-ı Müslim’den sonra gelen Ebu Davud Sicistâni’den, Bağdat’ta bulunduğu sırada, oğlu Abdullah, Ebu Abdurrahman en-Nesai, Ahmed bin Muhammed bin Harun ve başka âlimler rivayette bulundular. Bilhassa fıkhi konularla ilgili hadis-i şerifleri topladığı ve bu hususta pek kıymetli bir kaynak olan Sünen kitabını imam-ı Ahmed bin Hanbel’e arz edip, onun takdirine kavuştu.

Mu’cem kitaplarında ve hadis-i şerif fihristlerinde D (dal) harfiyle ifade edilen Sünen-i Ebu Davud’a daha sonraki zamanlarda birçok şerhler yazılmıştır. Bu şerhlerden; Azimâbâdi’nin yazdığı Avn-ül Mabud, Hattabi tarafından yazılan Meâlim-üs-Sünen, imam-ı Süyuti tarafından yazılan Mirkâd-üs-Süud ilâ Süneni Ebi Davud adlı eserler zikredilebilir. Son zamanlarda yazılan El-Menhel-ül-Azb-ül-Mevrud adlı şerh yarım kalmış, daha sonra üzerine tekmile yazılarak basılmıştır.

Ebu Davud hazretleri, beş yüz bin hadis-i şerif içinden seçtiği 4800 hadis-i şeriften şu dördünün insanlar için çok önemli olduğunu bildirmiştir:
(Ameller niyetlere göredir.)

(İnsanın kendisine faydası olmayan şeyleri terk etmesi Müslümanlığının güzelliğindendir.)

(Bir mümin kendisi için istediği ve sevdiği bir şeyi, (din) kardeşi için de istemedikçe imanı kâmil olmaz.)

(Helal meydanda, haram da meydandadır. Bunların arasında şüpheli şeyler vardır. Harama düşmemek için bu şüphelilerden sakınmak lazımdır.) 

Ebu Davud hazretleri, ilmiyle amel eden güzel ahlak sahibi bir kimseydi. Büyük bir Hadis âlimi olduğu için, Resulullah efendimizin ahlakı ile ahlaklanmaya çok çalışırdı.
Eserleri
Ebu Davud hazretlerinin Sünen-i Ebu Davud adlı eserinden başka, Kitab-ı Merâsil ile Delâil-ün-Nübüvve adlı eserleri de vardır. 
 

İmam-ı Tirmizi



Veli ve büyük hadis âlimi. İsmi, Muhammed bin Ali bin Hasan bin Bişr ez-Zâhid, künyesi Ebu Abdullah’tır. Doğum tarihi bilinmeyen Hakim-i Tirmizi, doğum yeri olan Tirmiz’de uzun müddet kaldı. Sonra Belh’e gitti. Orda bir müddet kaldıktan sonra Nişabur’a geldi. 932 (H. 320) senesinde şehid edildi.

Hakim-i Tirmizi; babasından, Kuteybe bin Said, Hasan bin Ömer, Salih bin Abdullah Tirmizi, Salih bin Muhammed Tirmizi, Ali bin Hucr es-Sadi, Yahya bin Musâ, Utbe bin Abdullah el-Mervezi, Abbâd bin Yakub ed-Devrâk, Süfyân bin Veki ile Horasan ve Irak’taki muhaddislerden hadis-i şerif öğrenmiştir. Yahya bin Mansur el-Kâdı, Hasan bin Ali, Nişabur âlimleri ve daha pek çok âlim de ondan hadis-i şerif rivayet etmişlerdir. Pek çok kitabı olan Hakim-i Tirmizi, Ebu Türâb Nahşebi, Ahmed bin Hadraveyh ve İbni Celâ gibi evliya ile sohbet etmiş, beraber bulunmuş ve onlardan çok faydalanmıştır. Çok hadis-i şerif toplamış, zahid ve âbid bir zat olan Hakim-i Tirmizi’nin yazdığı kitapların ekserisi basılmıştır.

Sünnet-i seniyyeye tam uyan, ilmiyle âmil, ümmet-i Muhammed’in büyüklerinden olan Hakim-i Tirmizi, zamanın evliyasından olup, herkes tarafından övülmüştür. İnce manaları açıklama ve izah hususunda üstad, hadis ilminde ise sika (sağlam, güvenilir) bir âlimdi. Sözleri kıymetli olup, hilmi (yumuşaklığı) pek ziyade, şefkati çok ve ahlakı pek güzeldi. Peygamberimizin mübarek ahlakı onda görülürdü.

Buyurdu ki:

“Ahirette kurtulmak, ibadet ve amelin çok olmasıyla değil, amellerin ihlaslı ve şartlarına uygun yapılması iledir.”

“Müminin neşesi yüzünde, hüznü kalbindedir.”

“Nefsin, sende olduğu halde, Allahü teâlâyı tanımak istiyorsun. Halbuki nefsin, daha kendisini bile tanımamıştır. Rabbini nasıl tanısın?”

“Kanaat nedir?” diye sorulunca, “İnsanın kısmetine düşen rızkına razı olmasıdır” cevabını vermişti.
Kendisine; “İmanın gitmesine en çok sebep olan günah nedir?” diye sordular. Buyurdu ki: “Üç günah vardır: Birincisi, iman nimetine kavuştuğuna şükretmemek; ikincisi, imanın gitmesinden korkmamak; üçüncüsü, müminleri incitmek ve onlara eziyet etmek. Biliniz ki, haksız yere bir Müslümanı incitmek, Kâbe’yi yetmiş defa yıkmaktan daha büyük günahtır. Resulullah efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem böyle buyurmuştur.”
Eserleri Hakim-i Tirmizi’nin pek çok risaleleri mevcut olmakla beraber, yazdığı meşhur kitapları; Kitab-ül-Furuk
Hatm-ül-Vilâye ve’l-İ’lel-üş-Şer’iyye
Nevâdir-ül-Usul fi Ehâdis-ir-Resul
Gars-ül-Muvahhidin
Er-Riyâdatü ve Edeb-ün-Nefs
Gavr-ül-Umur
El-Menâhi
Şerh-üs-Salât
El-Mesâil-ül-Meknune
El-Ekyâs ve’l-Mu’terrin
Beyân-ül-Fark Beyn-es-Sadr
El-Akl ve’l-Hevâ’dır
Bunların dördü hariç, diğerleri basılmıştır. Bazı risaleleri de, yakın zamanda Şam’da tekrar basılmıştır.
 

İmam-ı İbni Mace



Hadis âlimlerinin büyüklerinden olup, Kütüb-i Sitte denilen altı sahih hadis-i şerif kitabından Sünen-i İbni Mâce adlı eserin müellifidir. İsmi Muhammed bin Yezid olup, künyesi Ebû Abdullah’tır. 824 (H.209) te Kazvin’de doğduğu için Kazvini adıyla bilinir. İbni Mace diye meşhur oldu. 886 (H. 273) da vefat etti.

Basra, Bağdat, Kûfe, Mekke-i mükerreme, Şam, Mısır, Horasan ve Rey gibi zamanının ilim merkezlerine giderek, hadis-i şerif ve onunla alakalı ilimleri tahsil etti. Gittiği bu merkezlerde büyük hadis âlimleriyle karşılaşarak, onlardan istifade etti. Leys, İbrâhim bin el-Münzir, Muhammed bin Abdullah bin Numeyr ve daha başka âlimlerden hadis-i şerif öğrendi. Hadis ilminde yüksek dereceye ulaştı. Ebü’l-Hasan el-Kattân, Ahmed bin Ravh el-Bağdâdi, Muhammed bin İsâ el-Ebheri gibi âlimler ondan hadis-i şerif rivayet ettiler.

Zamanındaki ve daha sonraki asırlarda yetişen hadis âlimlerince sika (güvenilir) olduğu bildirilen İbni Mace, 
Sünen-i İbni Mace’yi telif etti. Bu kıymetli eser, hadis-i şerif fihristlerinde ve mu’cemlerde, (MC) harfleriyle gösterilmektedir.

Tefsir ilminde de derin âlim idi. 
Tefsir-i Kur’an adlı eseri de çok kıymetlidir.
 

İmam-ı Muslim




Hadis âlimlerinin en üstünlerinden olup, Kütüb-i Sitte adıyla bilinen meşhur altı hadis kitabından ikincisinin yani Sahih-i Müslim’in müellifidir. İsmi, Müslim bin Haccâc bin Müslim el-Kuşeyri en-Nişaburi, künyesi Ebul-Hüseyin’dir. 821 (H.206) senesinde Nişabur’da doğdu. 875 (H.261) tarihinde burada vefat etti. Nişabur’un bir mahallesi olan Nasrâbad’da defnedildi. Büyük hadis imamlarından olup, Arapların Beni Kuşeyr kabilesine mensuptur.

İmam-ı Müslim, zamanının büyük hadis âlimlerinden hadis-i şerif dinlemek ve öğrenmek için, Hicâz, Irak, Şam ve Mısır’ı dolaştı. Yahyâ bin Yahyâ en-Nişaburi, Ahmed bin Hanbel, Kuteybe bin Sa’id, Ebu Bekr bin Ebi Şeybe, Osman bin Ebi Şeybe, imam-ı Şafii hazretlerinin talebelerinden Harmele bin Yahyâ gibi büyük âlimlerden hadis-i şerif dinleyip, rivayette bulundu. Ondan da; Ebu İsâ et-Tirmizi, Yahya bin Said, Muhammed bin Mahled, Mekki bin Abdan ve daha başka âlimler, hadis-i şerif bildirmişlerdir. Bağdat’a birkaç defa gelen imam-ı Müslim hazretlerinden Bağdat âlimleri de hadis-i şerif dinleyip rivayette bulunmuşlardır. En son 872 senesinde Bağdat’a gelmiştir.

İmam-ı Buhari ile Nişabur’da görüşmüş, onun ilim meclisine devam etmiştir. İmam-ı Müslim, imam-ı Buhari ile bir hadis-i şerifin müzakeresini yaparken; İmam-ı Buhari, hadis-i şerifin senedinde, onun bilmediği bir illeti gösterince, imam-ı Müslim ayağa kalkarak Buhari’nin alnından öpmüş ve methte bulunmuştur. İmam-ı Buhari hazretleri için;
“Sana buğzedenler, ancak hasedinden buğzeder. Dünyada bir benzerin olmadığına şehadet ederim” demiştir.

Hadis-i şerif öğrenmek ve öğretmek için pek çok seyahat yapan İmam-ı Müslim hazretleri, ömrünün son yıllarını Nişabur’da geçirmiş, orada hadis-i şerif dersi vermiş ve ticaretle meşgul olmuştur.
Eserleri
1) Sahih-i Müslim: 
Kütüb-i Sitte’nin ikincisi olup, Buhari’nin Sahih’inden sonra gelir. Hadis ilminde Müslim (M) harfi ile gösterilir.

İmam-ı Müslim’in bu eseri üzerine çok şerhler yazılmıştır. Abdül Gafur ibni İsmâil el-Fârisi’nin yaptığı El-Mefhum fi Şerhi Garibi Müslim adlı şerhi, Ebul-Kâsım İsmâil bin Muhammed’in Şerhu Müslim adıyla yaptığı şerh ve Muhyiddin Ebu Zekeriyya Yahya en-Nevevi’nin El-Minhâc fi Şerhi Sahih-i Müslim adıyla yaptığı şerh gibi daha birçok şerhi vardır.

2) El-Müsned-ül-Kebir
3) El-Câmi’ Ale’l-Ebvâb
4) El-Esmâ ve’l-Kunâ
5) El-Efrâd vel-Vuhdân
6) Tesmiyetü Şuyuhu Mâlik ve Süfyân ve Şu’be
7) Kitab ül-Muhadramin
8) Kitabu Evlâd-is-Sahabe
9) Evhâm-ül-Muhaddirin
10) Et-Tabakât
11) Efrâd-üş-Şâmiyin
12) Et-Temyiz
13) El-İlel

 

İmam-ı Buhari


Kur’an-ı kerimden sonra en kıymetli kitab olan Sahih-i Buhari adıyla meşhur hadis kitabını yazan büyük hadis âlimidir. İsmi, Muhammed bin İsmail olup, künyesi Ebu Abdullah’tır. Hadis ilminde yüksek derecede olup, 300.000’den fazla hadis-i şerifi senetleriyle birlikte ezbere bilen bir âlim olduğu için "İmam", Buharalı olduğu için "Buhari" denilmiş, İmam-ı Buhari ismiyle meşhur olmuştur. 810 (H. 194) senesinde Buhara’da doğdu. 870 (H. 256) senesinde Semerkand’ın Hartenk kasabasında vefat etti.

Küçük yaşta babasını kaybeden Buhari, ilk tahsiline doğum yeri olan Buhara’da başladı. Duası makbul saliha bir hanım olan annesi, onun ve kardeşinin yetişmesi için gayret sarf etti. On yaşından itibaren hadis âlimlerinin derslerine devam etti. On beş yaşına girmeden 70.000 hadis-i şerifi ezberledi.

Hadis ilminde kısa sürede o derece ilerledi ki, hocaları ile karşılıklı ilmi münazaralarda bulunmaya başladı. Nitekim hocası Dâhili, bazı hadis rivayetlerindeki eksikliklerini onun yardımıyla tamamlamıştır. On altı yaşındayken Abdullah bin Mübarek ve Veki bin Cerrâh’ın kitaplarını ezberledi. Fıkıh ilminde, müctehidlerin bildirdiklerini öğrendi. Sonra annesi ve kardeşiyle birlikte hacca gitti. Hac farizasını ifa ettikten sonra annesi ve kardeşi Buhara’ya döndüler, İmam-ı Buhari ise, Mekke’de kalıp, hadis-i şerif toplamaya başladı. On sekiz yaşındayken Sahabe ve Tabiin fetvalarını topladı. Abdullah bin Zübeyr el-Hamidi’den Şafii fıkhını öğrendi. Bu arada Medine-i münevvereye gidip Resulullah efendimizin kabri şerifini ziyaret edip, geceleri kabri şerif başında Tarih-ul-Kebir kitabını yazdı. Mekke ve Medine’den başka, Bağdat, Basra, Kûfe, Mısır, Nişâbur, Belh, Merv, Askalan, Dımeşk, Hums, Rey ve Kayseriyye gibi ilim merkezlerini dolaşıp, hadis âlimleriyle görüşüp binden fazla âlimden hadis ve diğer ilimleri öğrenip nakletti.

Kuvvetli zekaya ve hafızaya sahip olan İmam-ı Buhari, işittiği hadis-i şerifi hemen ezberliyordu. Onunla hadis-i şerif dinleyenler yazdığı halde, o, yazma ihtiyacını duymuyordu. Muhammed bin Selam el-Bikendi, İbrâhim bin el-Eşâs, Ebu Âsım eş-Şeybani, Abdurrahman bin Muhammed bin Hammad, Hâlid bin Mahled, Ebu Nasr-il-Ferâdisi, Abdân bin Osmân el-Mervezi, Ali bin el-Medini, Ahmed bin Hanbel, Yahya bin Main, İshak bin Raheveyh, Süleyman bin Harb, Abdullah bin Zübeyr el-Hamidi gibi hocalar elinde yetişti.

İmam-ı Buhari hazretleri, ilim tahsilini bitirdikten sonra, Mısır’dan Maveraünnehr’e kadar tanınmış ilim merkezlerinde hadis ve çeşitli ilimler okuttu. Derslerinde binlerce talebe bulunurdu. Kendisinden 70.000’den fazla talebe hadis dinlemiştir. Bunlar arasında, Tirmizi, Nesai, Ebu Zür’a ve Ebu Bekr bin Huzeyme, İbni Ebi Davud, Muhammed bin Nasr-ul-Mervezi, Müslim bin Haccâc, İbni Ebiddünya gibi büyük ve tanınmış hadis âlimleri de vardı.

Binlerce talebe yetiştirdikten sonra Nişabur’a oradan da Buhara’ya döndü. Bir müddet Buhara’da kalıp, hadis ve ilim öğretmekle meşgul oldu. Bir rivayete göre Buhara valisi çocukları için özel ders verilmesini, buraya kimsenin girip, dersi dinlememesini istedi. Buhari cevabında; "Ben bir kısım kimseleri hadis dinlemekten men edip, birkaç kişiye hadis öğretmem" buyurdu. Bu durum valiyle arasının açılmasına sebep oldu. Buhara’dan ayrıldı. Allahü teâlâya, şikayet yoluyla valinin verdiği sıkıntıyı arz etti. Duası kabul olup, aradan bir ay geçmeden vali azledildi, zindana atıldı. Bu arada Semerkandlılar kendisini davet ettiler. Giderken yolda, Semerkandlılardan bir kısım insanların isteyip, bir kısmının istemediği haberini alınca, Hartenk köyünde kaldı. İşin iç yüzünü öğrenmek istemişti. İnsanların bu hâlinden kalbi daraldı ve canı sıkıldı. Teheccüd namazından sonra ellerini açıp; "Yâ Rabbi! Yeryüzü bu genişlikle bana dar oldu. Beni tarafına al!" diye dua etti. O ay, orada hastalandı ve 870 yılının Ramazan bayramı gecesi Semerkant’tan 72 km uzaklıkta olan Hartenk’de vefat etti. Kabri oradadır.

İmam-ı Buhari hazretleri, çok cömert olup, herkese iyilik ederdi. Fakirlere çok sadaka verir, talebelerinin ihtiyaçlarını bizzat karşılardı. Bayram günleri hariç bütün yılını oruçla geçirirdi. Haramlardan ve şüphelilerden daima kaçar, gıybetten çok korkardı. "İsterim ki Rabbime kavuştuğumda hiç gıybet etmemiş olayım ve böyle bir şey için kimse beni aramasın" buyururdu. Gecenin ilk saatlerinde biraz uyur, sonra kalkar ilim ve ibadetle meşgul olurdu. Kur’an-ı kerimi üç günde bir defa hatmederdi.

Hadis ilminin ve hadis âlimlerinin önderi olan İmam-ı Buhari hazretleri, yüz binlerce hadis-i şerifi ezberlemişti. Hadis-i şerifleri metinleri ve senetleriyle ezbere bilirdi. Hadis-i şeriflerin ravilerini çok inceler dinin emirlerine uymayan, edeplerini gözetmeyen, ahlakında bir kusur olanların rivayet ettiği hadis-i şerifleri almazdı. Hadis-i şerifin metnini ezberlediği gibi, o hadis-i şerifi rivayet eden kimselerin, künyelerini, doğum ve ölüm tarihlerini, ahlak ve yaşayışlarını, kimden rivayette bulunduklarını, o raviden başka kimlerin hadis-i şerif aldığını öğrenir ve ezberlerdi. Bir kimse hadis rivayetinde ve ravilerin senedinde hataya düşse, hemen İmam-ı Buhari hazretlerini bulup sorar ve doğrusunu öğrenirdi. Gittiği her yerde, etrafı hadis-i şerif almak ve öğrenmek isteyenlerle dolup taşardı. İmam-ı Buhari hazretlerinin hadis ilmindeki rumuzu 
"H" harfidir. Aynı zamanda tefsir ve kelam ilimlerinde de üstad olan İmam-ı Buhari hazretlerinin tefsire dair bildirdiği rivayetler tefsir âlimlerinin eserlerini süslemektedir. Kelam ilmine dair eserler de yazmıştır.
Eserleri
1) Câmi-us-Sahih:

En büyük ve en meşhur eseridir. 
Sahih-i Buhari ismiyle de tanınır. İslam âlimleri söz birliğiyle; "Kur’an-ı kerimden sonra en sahih kitap Sahih-i Buhari’dir" buyurmuşlardır. İmam-ı Buhari bu kitabı Mescid-i Haram’da yazdı. Her hadis-i şerifi kitabına yazmadan önce istihare yapmıştır. Gusledip, Kâbe’de makâmın gerisinde iki rekat namaz kılıp, koyduğu sağlam usûllere göre sahih olduğu kesin olarak belli olan hadis-i şerifleri yazmıştır. Bu kitabı müsveddeden temize çekme işini de Medine-i münevverede Peygamber efendimizin kabri şerifi ile minberi arasında bulunan Ravda-i Mutahherada yaptı. Bu eserini nasıl yazdığını kendisi şöyle anlatmıştır: "Câmi-us-Sahih kitabına her hadis-i şerifi koymadan önce gusledip, iki rekat namaz kılıp, istihare yaptım. Ondan sonra hadis-i şerifi kitaba koydum. Bunları yapmadan hiçbir hadisi yazmadım. Bu kitabı on altı yılda tamamladım."
Kütüb-ü Sitte adı verilen altı sahih hadis kitabının en başta geleni olan Sahih-i Buhari’nin, Ali el-Yünûni tarafından el yazmasıyla çoğaltılan metni muteber olmuştur. Bu nüshanın aslı Kâhire’de Akboğa Medresesi Kütüphanesindedir. Sahih-i Buhari’nin birçok şerhleri ve baskıları yapılmıştır. 1894’te Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından Mısır’da yaptırılan iki cilt baskısı pek nefis, ciltlenmiş, altın tuğra ve nukûş ile süslenmiştir. Bu baskı Bulak’ta Emiriyye Matbaasında yapıldı. Zeynüddin Ahmed Zebidi, mukarrer rivayetleri birleştirerek Buhari-i Şerif Tecrid-i Sarih ismiyle kısaltılmıştır.

2) Tarih-ul-Kebir
3) Tarih-ul-Evsat
4) Tarih-us-Sagir 
(Bu üç eser hadis ravilerinin hayatlarını ve hadis ilmindeki yerlerini ihtiva etmektedir)5) Kitab-u Duafâ-is-Sağire (Zayıf ravilerin hallerinden bahseder) 6) Et-Tarih fi Marifeti Ruvât-ül-Hadis
7) Et-Tevârih-ul-Ensab
8) Kitab-ül-Kûnâ
9) El-Edeb-ül-Müfred 
(Ahlakla ilgili hadis-i şerifleri toplayan eserdir)10) Ref’ul-Yedeyn fissalâti
11) Kitab-ül-Kırâati Half-el-İmam
12) Halk-ul-Ef’âl-il-İbâdi ver-Reddü alel-Cehmiyye
13) El-Akide yâhut Et-Tevhid 
(Kelam ilmiyle ilgilidir) 14) El-Câmi-ul-Kebir
15) Et-Tefsir-ül-Kebir
16) Kitab-ül-Mebsût
17) Esmâ-üs-Sahabe

 

Hadis âlimi kime denir




Hadis âlimleri, çok yüksek insanlardır. Ravileri ile beraber, yüz binhadis-i şerifi ezbere bilene hâfız denir. Kur’an-ı kerimi ezberleyene hâfız denmez kâri denir. Bugün, hadis-i şerifleri ezbere bilen bulunmadığı için, kâri’ yerine, yanlış olarak hâfız deniliyor. 
İki yüz bin
 hadis-i şerifi ezbere bilene şeyh-ul-hadis denir. Üç yüz bin ezberleyene, huccet-ül-islam denir. Üç yüz binden daha çok hadis-i şerifi, ravileri ile, senetleri ile birlikte ezberleyene hadis imamı ve hadis müctehidi denir. Bugün böyle bir İslam âlimi dünyada yoktur.

Doğru oldukları, bütün İslam âlimleri tarafından tasdik edilmiş olan hadis kitaplarından altı tanesi, bütün dünyada şöhret bulmuştur. Bu altı kitaba Kütüb-i Sitte denir. Kütüb-i Sitte’yi yazan altı büyük âlim şunlardır:
1- İmam-ı Buhari: İsmi, Muhammed bin İsmail’dir. Hadis kitaplarında kısaca “H” harfi ile gösterilir.
Her hadisi yazacağı zaman gusül abdesti alıp, iki rekat namaz kılar, istihare ederdi. Buhari-yi Şerifi 16 senede yazmıştır. Yüzlerce şerhi yapılmıştır. Bunlardan imam-ı Kastalâni’nin, Ayni’nin ve İbni Hacer’in şerhleri meşhurdur. 

2- İmam-ı Müslim:
 Kısaca “M” harfi ile gösterilir. Câmi’üs-Sahih ismindeki kitabının birçok şerhleri bulunup en meşhuru imam-ı Nevevi’nin şerhidir. 
3- İmam-ı Malik bin Enes: 
“Mâ” harfi ile gösterilir. Muvatta ismindeki kitabı, ilk yazılan hadis kitabıdır. Bazı âlimler Kütüb-i Sitte’yi sayarken, Muvatta yerine, İbni Mace’nin Sünen kitabını söylemişlerdir. Kısaca “MC” harfleri ile gösterilir.
4- İmam-ı Tirmizi:
 İmam-ı Muhammed bin İsa’dır. “T” ile gösterilir. Câmi’üs-Sahih ismindeki hadis kitabı çok kıymetlidir. Mearif-üs-Sünen adındaki şerhi en kıymetli şerhdir. 
5- İmam-ı Ebu Davud:
 “D” harfi ile gösterilir. Sünen ismindeki kitabının birçok şerhi vardır.
6- İmam-ı Nesai:
 Adı, Ebu Abdurrahman Ahmed bin Ali’dir. “S” harfi ile gösterilir.
Sünen-i Sagir Kütüb-i sittedendir.
İbni Esir, kütüb-i sittedeki tekrarları çıkararak hepsini Câmi-ül-Usûl adı altında tek bir eserde toplamıştır. Meşhur ve çok kıymetli hadis kitaplarından, İmam-ı Ahmed bin Hanbel’in Müsned’i “H”, Ebu Yâ’lâ'nın Müsned'i "Ya'lâ" ve Abdullah Darimi’nin Müsned’i “DR”,Ahmed Bezzar’ın Müsned’i “Z” harfi ile gösterilir. Bu kitaplaraMesânid denir.

Ayrıca 
İmam-ı Suyuti’nin Câmi-us-Sagir ve Kebir’i, Beyheki’nin Müsned’i ve Delâil’i, Hakim’in Müstedrek’i, Taberani’nin Mu’cem-ul-Kebir, Sagir ve Evsat’ları, Heysemi’nin Mecma-uz-Zevâid’i meşhurdur. Usûl-i hadis ilmini bildiren İmam-ı Nevevi’nin Takrib’i ve bunun Suyuti tarafından yapılan Tedrib-ur-Râvi Şerhi çok meşhurdur. Günümüzde hadis kitaplarının yeni yeni fihristleri yapılmaktadır. 
 


Hadis âlimleri, çok yüksek insanlardır. Ravileri ile beraber, yüz binhadis-i şerifi ezbere bilene hâfız denir. Kur’an-ı kerimi ezberleyene hâfız denmez kâri denir. Bugün, hadis-i şerifleri ezbere bilen bulunmadığı için, kâri’ yerine, yanlış olarak hâfız deniliyor. 
İki yüz bin
 hadis-i şerifi ezbere bilene şeyh-ul-hadis denir. Üç yüz bin ezberleyene, huccet-ül-islam denir. Üç yüz binden daha çok hadis-i şerifi, ravileri ile, senetleri ile birlikte ezberleyene hadis imamı ve hadis müctehidi denir. Bugün böyle bir İslam âlimi dünyada yoktur.

Doğru oldukları, bütün İslam âlimleri tarafından tasdik edilmiş olan hadis kitaplarından altı tanesi, bütün dünyada şöhret bulmuştur. Bu altı kitaba Kütüb-i Sitte denir. Kütüb-i Sitte’yi yazan altı büyük âlim şunlardır:
1- İmam-ı Buhari: İsmi, Muhammed bin İsmail’dir. Hadis kitaplarında kısaca “H” harfi ile gösterilir.
Her hadisi yazacağı zaman gusül abdesti alıp, iki rekat namaz kılar, istihare ederdi. Buhari-yi Şerifi 16 senede yazmıştır. Yüzlerce şerhi yapılmıştır. Bunlardan imam-ı Kastalâni’nin, Ayni’nin ve İbni Hacer’in şerhleri meşhurdur. 

2- İmam-ı Müslim:
 Kısaca “M” harfi ile gösterilir. Câmi’üs-Sahih ismindeki kitabının birçok şerhleri bulunup en meşhuru imam-ı Nevevi’nin şerhidir. 
3- İmam-ı Malik bin Enes: 
“Mâ” harfi ile gösterilir. Muvatta ismindeki kitabı, ilk yazılan hadis kitabıdır. Bazı âlimler Kütüb-i Sitte’yi sayarken, Muvatta yerine, İbni Mace’nin Sünen kitabını söylemişlerdir. Kısaca “MC” harfleri ile gösterilir.
4- İmam-ı Tirmizi:
 İmam-ı Muhammed bin İsa’dır. “T” ile gösterilir. Câmi’üs-Sahih ismindeki hadis kitabı çok kıymetlidir. Mearif-üs-Sünen adındaki şerhi en kıymetli şerhdir. 
5- İmam-ı Ebu Davud:
 “D” harfi ile gösterilir. Sünen ismindeki kitabının birçok şerhi vardır.
6- İmam-ı Nesai:
 Adı, Ebu Abdurrahman Ahmed bin Ali’dir. “S” harfi ile gösterilir.
Sünen-i Sagir Kütüb-i sittedendir.
İbni Esir, kütüb-i sittedeki tekrarları çıkararak hepsini Câmi-ül-Usûl adı altında tek bir eserde toplamıştır. Meşhur ve çok kıymetli hadis kitaplarından, İmam-ı Ahmed bin Hanbel’in Müsned’i “H”, Ebu Yâ’lâ'nın Müsned'i "Ya'lâ" ve Abdullah Darimi’nin Müsned’i “DR”,Ahmed Bezzar’ın Müsned’i “Z” harfi ile gösterilir. Bu kitaplaraMesânid denir.

Ayrıca 
İmam-ı Suyuti’nin Câmi-us-Sagir ve Kebir’i, Beyheki’nin Müsned’i ve Delâil’i, Hakim’in Müstedrek’i, Taberani’nin Mu’cem-ul-Kebir, Sagir ve Evsat’ları, Heysemi’nin Mecma-uz-Zevâid’i meşhurdur. Usûl-i hadis ilmini bildiren İmam-ı Nevevi’nin Takrib’i ve bunun Suyuti tarafından yapılan Tedrib-ur-Râvi Şerhi çok meşhurdur. Günümüzde hadis kitaplarının yeni yeni fihristleri yapılmaktadır.