18 Ekim 2010 Pazartesi

Beni Bana Bırakma Allahım
























Ey gökleri ve yeri yoktan var eden yüce Rabbim.
Kurbanin oldugum im
Merhamet eden im


Cürük cevizi farkinda olmadan agzimda aldigimda bana sükrü hatirlatan im


Her attigim adimda bana yarattigin güzellikleri gösterten im


Her göge bakisimda her seferinde bulutlarin degisik sekillerini ve gök yüzünün degisik mavi tonlarla güzellestiran Rabbim.


Geceleri yildizlarla süslüyen tipki siyah ipek kumasin üzerindeki pirlantalar gibi ve tek ay olmak üzere o siyah gökte karanligin icerisinde huzur verdirten im


Günesin yavas yavas üzerimize isigini yayan ve kuslarim diyerek beni güne davet ettirten im


Tipki agaclarin dallari gibi vucudumdaki damarlari yaratan im.


Parmaklarim uclarindaki ve gözlerimin motifleri olan ”imzami” beni sadece ben olarak yaratan im


Ya Rabbi.


Bana nimetlerinden hic sakindirmayan ben farkinda olmadan bile bana merhamet eden beni koruyan bana ic huzuru veren im.


Bana zamanla sabri ögreten im bir kapiyi kapatip sonra bana merhamet edip öteki kapiyi acan im.


Nankörlügüme karsi beni bir annenin coguna olan sevgisinden kat kat daha cok seven im


Her seferinde karsina pismanlik duygusula ciktigimda bana huzur veren bana sefkat eden im


Ya Rabbi.


Beni bana birakma.


Korkuyorum im sensiz olmaktan korkuyorum.


Kalbimin tahtasini okadar cok pis lekelerle süsledimki im utaniyorum.


Nasil temizliyecegim o lekeleri ve hala bile bile kirletiyorum?


Nasil hesap verecegim gün geldimi im?


Bu dünyada gercektende yalan dünyada ben kendimi bile bile yalan seylerlerle mesgul ediyorum


Seytan kalbimi ufak seylere pir pir ettirdigi halde bana sonradan o pirpirlarin anlamsizligini gösteren Yaradanim


bana ne olur yol göster.


Kalbimin gözünü ac Ya Rabbi.


Asil amaci anlamam icin bana yardim et im.


Etragfimizdaki o moderen dünya dedikleri serden koru beni im


Musik denen lanetden koru beni


Etragfimdaki anlamsiz sevinclerden ve hüzünlerden koru beni


Onlarin sayesinde görmez oldum nankör oldum sen af eyle im.


Bir ördegin tüglerindeki renklerine baktigimda bana o renklerin kombinasyonlari kesinlikle bir tesadüf olamadigini gösteren im


Bu iki dünyanin icerisende sasirdim bana asil amaci uygulamamda yardim et bana senin Kitabini senin sözlerinini her zaman her saniye her yerde kalbimde tutabilmem icin bana yardim et im.


Cok acizim.


Cok gücsüzüm.


Sadece sevgini hisetmek istiyorum kalbimin en derinliklerinde


Sensiz bir hicim nasilki dünyamizin büyüklügü o yarattigin kocaman evrimde bir hictir ayni o sekilde sensiz bir hicim.


Benim sah damarimdan bana daha yakin olan im beni benden daha iyi taniyan im bu dünyada sadace sen beni bilir icimdeki gizlilikleri sadece sen bilirsin im.


Günlerimin anlamsiz seylerle mesgul ediyorum onlari hayra cevir im


Beni benden koru im.


Korkuyorum.


Yine seni unutacagimdan korkuyorum


Yine sana nankörlük yapmaktan korkuyorum


Yine sinavimi gecemeyecegimden korkuyorum.


Yine o anlamsiz dünyvi seylere hevesenecegimden korkuyorum.


im bana öyle bir ders verki birdaha aynaya bakisimda bu bedenin icerisindeki bu benmiyim sorusunu asla ama asla sormiyim kendime.


Bana öyle bir ilim hediye eyleki kocaman agacain kökleri gibi kalbimde imanim saplansin ne olsursa olsun beni benden koruyacak iman ver im.


Benim bilmediklerimi bilen bana yardim et beni benden koru im beni namazsiz birakma im..


Senki herseyi yaradan bir yapragin agactan topraga konmasindan haberdar olan .


Yarabbi insani öyle bir yaratilis kildinki insanin kendisindeki duygulari asla tipatip kendisi argiladigi gibi dile veremez Senden baksa hic kimse anliyamaz bir insanin icindeki derinlikleri cünki mümkün degildir bazi seyleri paylasmak anca Sen baska hickimse.


Okadar cok nankörüz ve kendimizi beyenmisizki sana bile tavirlarimiz bazen utancverici Sen hatirlatiktan sonra farkina variriz ve pisman oluruz. Ben kimimki ”nasil olsa ben sürekli sükr ediyorum ben nankör olanlarden degilim” diye böyle bir alcak düsünceye sayip olabiliroyrum Peygamber efendimiz sav. Bile bu gibi düsünceye sayip olmazken ben kimimki bu sekilde düsünüyorum. Yaradan sensin aliyan sensin hatalari bizler gösteren merhamet edip pisman ettiren Sensin. Sonradan anliyorum anca o sürkler belirli bir vakit sonra bir bakmisin sükr degil baska sey düsünür olmusum. Elbet o vakit hatirlatirsin hani sen degilmiydin ben nankör olmayanlardanim diyen?


Ya Rabbi kalbime damla damla akit imanini gönlüme huzur sana yakinlik seni hizedebilmek seni tanimak seni anlamak istiyorum. Ve anliyorum bunlar sadece sabir ve yolundan ayrilmayanlar icin. Kör körüne namaz kilip agaclar ne güzel gök ne güzel diyip gecinmemeli bunu anladim Ya Rabbi. Anca okuyarak Seni anliyabiliriz.


Omuzumdaki iman kusunu ne olur ucmasina izin verme.


Benide hayirli kullarindan eyle.


Beni bana birkma im

9 Ekim 2010 Cumartesi

Yâsin-i Şerif (Türkçe)

Bismillâhirrahmânirrahîm
(1) Yâsîn (2) Vel Kur'ân-il hakîm (3) İnneke leminel mürselîn(4) Alâ sırâtın müstakîm (5) Tenzîlel azîzirrahîm (6) Litünzire kavmen mâ ünzire âbâühüm fehüm gâfilûn (7) Lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm lâ yü'minûn (8) İnnâ cealnâ fî a'nâkihim ağlâlen fehiye ilel ezkâni fehüm mukmehûn (9) Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden feağşeynâhüm fehüm lâ yübsirûn (10) Ve sevâün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minûn (11) innemâ tünzirü menittebazzikre ve haşiyerrahmâne bilgaybi febeşşirhü bimağfiretin ve ecrin kerîm (12) İnnâ nahnü nuhyil mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehüm ve külle şey'in ahsaynâhü fî imâmin mübîn (13) Vadrib lehüm meselen eshâbel karyeh. İz câehel mürselûn (14) İz erselnâ ileyhi müsneyni fekezzebûhümâ fe azzeznâ bisâlisin fekâlû innâ ileyküm mürselûn (15) Kâlû mâ entüm illâ beşerün mislünâ vemâ enzelerrahmânü min şey'in in entüm illâ tekzibûn (16) Kâlû rabbünâ ya'lemü innâ ileyküm lemürselûn (17) Vemâ aleynâ illel belâgul mübîn (18) Kâlû innâ tetayyernâ biküm lein lem tentehû le nercümenneküm vele yemessenneküm minnâ azâbün elîm (19) Kâlû tâirüküm meaküm ein zikkirtum bel entüm kavmün müsrifûn (20) Vecâe min aksalmedineti racülün yes'â kâle yâ kavmittebiul mürselîn(21) İttebiû men lâ yeselüküm ecran ve hüm muhtedûn (22) Vemâ liye lâ a'büdüllezî fetarenî ve ileyhi türceûn (23) Eettehizü min dûnihî âliheten in yüridnirrahmânü bi-durrin lâ tuğni annî şefâatühüm şey'en velâ yünkizûn (24) İnnî izen lefî dalâlin mübîn (25) İnnî âmentü birabbiküm fesmeûn (26) Kîledhulil cennete, kâle yâleyte kavmî yâ'lemûn(27) Bimâ gaferelî rabbî ve cealenî minel mükremîn (28) Vemâ enzelnâ alâ kavmihî min badihî min cündin minessemâi vemâ künnâ münzilîn (29) İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâhüm hâmidûn (30) Yâ hasreten alel ibâdi mâ ye'tîhim min resûlin illâ kânûbihî yestehziûn (31) Elem yerev kem ehleknâ kablehüm minel kurûni ennehüm ileyhim lâ yerciûn (32) Ve in küllün lemmâ cemî'un ledeynâ muhdarûn (33) Ve âyetün lehümül ardul meytetü ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhü ye'külûn (34) Ve cealnâ fîhâ cennâtin min nahîlin ve a'nâbin ve feccernâ fîha minel uyûn(35) Liye'külû min semerihî vemâ amilethü eydîhim efelâ yeşkürûn(36) Sübhânnellezî halekal ezvâce küllehâ mimmâ tünbitül ardu ve min enfüsihim ve mimmâ lâ ya'lemûn(37) Ve âyetün lehümülleyü neslehu minhünnehâre fe izâhüm muzlimûn(38)(39) Velkamere kaddernâhü menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm (40)(41) Ve âyetün lehüm ennâ hamelnâ zürriyyetehüm fil fülkil meşhûn (42) Ve halâknâ lehüm min mislihî mâ yerkebûn (43) Ve in neşe' nugrıkhüm felâ sarîha lehüm velâhüm yünkazûn (44) İllâ rahmeten minnâ ve metâan ilâ hîn (45) Ve izâ kîle lehümüttekû mâ beyne eydîküm vemâ halfeküm lealleküm türhamûn(46) Vemâ te'tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu'ridîn (47) Ve izâ kîle lehüm enfikû mim mâ rezakakümüllâhü, kâlellezîne keferû, lillezîne âmenû enut'ımü menlev yeşâullâhü et'amehû, in entüm illâ fî dalâlin mübîn (48) Ve yekûlûne metâ hâzel va'dü in küntüm sâdikîn (49) Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhideten te'huzühüm vehüm yehissimûn (50) Felâ yestetîûne tevsıyeten velâ ilâ ehlihim yerciûn (51) Ve nüfiha fîssûri feizâhüm minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn (52) Kâlû yâ veylenâ men beasena min merkadina hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekal mürselûn (53) İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâ hüm cemî'un ledeynâ muhdarûn (54) Felyevme lâ tuzlemu nefsün şeyen velâ tüczevne illâ mâ küntüm tâ'melûn (55) İnne ashâbel cennetil yevme fîşüğulin fâkihûn (56) Hüm ve ezvâcühüm fî zılâlin alel erâiki müttekiûn (57) Lehüm fîhâ fâkihetün ve lehüm mâ yeddeûn (58) Selâmün kavlen min rabbin rahîm (59) Vemtâzül yevme eyyühel mücrimûn (60) Elem a'hed ileyküm yâ benî âdeme en lâ tâ'buduşşeytâne innehû leküm adüvvün mübîn (61) Ve enî'budûnî, hâzâ sırâtun müstekîm (62) Ve lekad edalle minküm cibillen kesîran efelem tekûnû ta'kılûn (63)(64) Islevhel yevme bimâ küntüm tekfürûn (65) Elyevme nahtimü alâ efvâhihim ve tükellimünâ eydîhim ve teshedü ercülühüm bimâ kânû yeksibûn (66) Velev neşâü letamesnâ alâ a'yunihim festebekussirâta feennâ yübsirûn (67) Velev neşâü lemesahnâhüm alâ mekânetihim femestetâû mudıyyen velâ yerciûn (68)(69) Ve mâ allemnâhüşşi'ra vemâ yenbegî lehû in hüve illâ zikrün ve kur'ânün mübîn (70) Liyünzira men kâne hayyen ve yehıkkal kavlü alel kâfirîn (71)(72) Ve zellelnâhâ lehüm feminhâ rekûbühüm ve minhâ ye'külûn (73) Ve lehüm fîhâ menâfiu ve meşâribü efelâ yeşkürûn (74)(75) Lâ yestetîûne nasrahüm ve hüm lehüm cündün muhdarûn (76) Felâ yahzünke kavlühüm. İnnâ na'lemü mâ yüsirrûne vemâ yu'linûn (77) Evelem yerel insânü ennâ halaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn (78) Ve darebe lenâ meselen ve nesiye halkahu kale men yuhyil izâme ve hiye ramîm (79) Kul yuhyihellezî enşeehâ evvele merretin ve hüve bikülli halkın alîm (80) Ellezî ceale leküm mineşşeceril ahdari nâren feizâ entüm minhü tûkidûn (81)(82) İnnema emrühû izâ erâde şey'en en yekûle lehû kün, feyekûn (83) Fesübhanellezî biyedihî melekûtü külli şey'in ve ileyhi türceûn. Veşşemsü tecrî limüstekarrin lehâ zâlike takdîrul azîzil alîm Leşşemsû yenbegî lehâ en tüdrikel kamere velelleylü sâbikunnehâri ve küllün fî felekin yesbehûn Hâzihî cehennemülletî küntüm tûadûn Ve men nüammirhü nünekkishü filhalkı, efelâ ya'kilûn Evelem yerav ennâ halaknâ lehüm mimmâ amilet eydîna en âmen fehüm lehâ mâlikûn Vettehazû min dûnillâhi âliheten leallehüm yünsarûn Eveleysellezî halakassemâvati vel arda bikâdirin alâ en yahlüka mislehüm, belâ ve hüvel hallâkul alîm
ANLAMI:
1- Yâsîn.
2- 3- Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi
4- Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5- 6- Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.
7- Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
8- Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
9- Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.
10- Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.
11- Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.
12- Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imam-ı mübin"de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.
13- Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.
14- Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.
15- Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
16- Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."
17- "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."
18- Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."
19- Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."
20- O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!"
21- "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir."
22- "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."
23- "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar."
24- "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."
25- "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni."
26- (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!"
27- "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."
28- Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
29- Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.
30- Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
31- Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.
32- Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir.
33- Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
34- Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.
35- (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?
36- Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir.
37- Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.
38- Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
39- Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.
40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.
41- Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır.
42- Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.
43- Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.
44- Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.
45- Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,
46- Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.
47- Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler.
48- Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar.
49- Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.
50- O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.
51- Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
52- Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.
53- Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.
54- Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
55- Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.
56- Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
57- Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.
58- (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.
59- Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.
60, 61- "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
62- Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?
63- İşte bu size vaad edilen cehennemdir.
64- Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.
65- Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.
66- Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?
67- Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.
68- Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç
ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?
69- Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.
70- (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.
71- Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.
72- Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.
73- Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
74- Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.
75- Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir.
76- O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.
77- İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
78- Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.
79- De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir."
80- Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.
81- Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.
82- O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.
83- O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.
YÂSİN-Î ŞERİF'TEN SONRA OKUNACAK DUA
Ey cûd u keremine nihayet olmayan, kullarını lütuflarından mahrum bırakmayan Ulu Allah!
Ya Rab! Divanına geldik, yalvarıyor, dualarımızın makbul olmasını niyaz ediyoruz. Habibin aşkına kabul eyle, ya Rabbi!... Bütün günahlarımızı bağışla. Yaptıklarımızdan dolayı bizi cezalandırma, ya Rabbi!...
Okuduğumuz Yâsîn dudaklarımızdan çıkan âmîn seslerinden hasıl olan manayı aziz peygamberine arzediyor, kendisinden şefaat bekliyoruz, kabul eyle ya Rabbi!... Sâir peygamberlerin, sahabilerle salihlerin de ruhlarını şâd eyle, ya Rabii!
Onların lütuf ve kereminle, tilavet ettiğimiz Yâsîn-i Şerif vesilesiyle rahmet ve merhametinle doyur, ya Rabbi!... Azab içinde kıvrananları, müşkül durumda bulunanları, Yâsîn-i Şerif hürmetine sen kurtar, ya Rabbi!...
Yavrularımızı salih kimselerden, ana baba sözü dinleyenlerden eyle, ya Rabbi!... Evlerimize huzur, gönüllerimize nur yağdır, ya Rabbi!.. Hastalarımıza şifa, dertli olanlara deva, borçlu olanlara edalar nasib eyle, ya Rabbi!.. Yüzlerimizin karasına bakma, bizi nârına atıp da yakma, ya Rabbi!.. Okuduğumuz Yâsînlerin kabulü, ana babalarımızın ilahi afla huzuru için el-Fâtiha...
Yâsîn Şerif'i Okumanın Fazileti:
Allah Resulü (sav) buyuruyor:

"- Yâsîn, Kurân'ın kalbidir. Muhakkak o, bütün dertlere şifadır."
"- Kim Yâsîn-i Şerif'i Allah'a yönelerek tam bir itikad ile korusa geçmiş günahları affolunur. Onu ölülerinizin yanında okuyunuz."
"-Yâsîn-i Şerif'i bir defa okuyan kimse kur'an'ı on defa hatmetmiş gibidir."
"-Yâsîn Suresi'ni sabahleyin okuyan, akşama kadar ferah içinde olur. akşamleyin okuyan da sabaha kadar ferah içinde olur" (el-İtkân)

"-Yâsîn-i Şerif'i çokça okuyunuz; çünkü onda on bereket vardır.
1. Onu aç olan biri okursa mutlaka doyar.
2. Çıplak kişi okursa, mutlaka sırtına giyecek bir elbise bulur
3. Bir bekar okursa mutlaka evlenir.
4. Korkan kimse okursa, korktugundan emin olur;
5. Dünya isinden üzülenin üzüntüsü zail olur;
6. Yolculuk halinde olan, yol sıkıntısından kurtulur;
7. Kaybı olan, kaybettiğine kavuşur;
8. Bir ölünün ruhuna okunursa muhakkak azabı hafifler.
9. Susuz okuduğunda, susuzlugunu giderir;
10. Hasta okuduğunda, eceli gelmemişse, şifa bulur."

Önemli Açıklama:
Arapça okumasını bilmeyenlere ezberlemede kolaylık olsun diye sûre ve duaların okunuşları Türk harfleri ile de yazılmıştır. Ancak, Arapça harflerindeki bazı harflerin Türk alfabesindeki karşılıkları olmadığından sûre ve duaların yeni harflerle doğru olarak öğrenilmesi mümkün değildir. Bu sebeple sûre ve duaları, iyi bilen bir öğreticinin ağzından dinleyerek yanlışsız öğrenmek gerekir.
Örneğin (" î " harfi " iy " olarak telafuz edilmektedir. "Rahîm - Rahiym")

7 Ekim 2010 Perşembe

Allah'ın İsimleri



Hadisi Şerifin Metni:Ebu hureyre radyu anh'dan rivayetle Rasulullah dedi ki: " Allahu Teala'nın 99 ismi şerifi vardır.Kim ki bunları beller ve ezberlerse cennete girer. Sonsuz saadete ulaşmış olur. Huva'llahü'llezi la ilahe illa hu
Allah:Uluhiyete mahsus sıfatların(bütünlük ve üstünlük ifade eden bütün kemallerin) hepsini kendisinde toplayan.Bu ismi şerif isimlerin hepsini kendisinde toplar. Bir an bile yokluğunu farzetmek imkansız bulunan zat demektir.Bu ismi şerif ismi Azam'dır.
Er-Rahman:Ezelde yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet eden. Sevdiğini ve sevmediğini ayırtetmeyerek, bütün nimetleriden istifadeye sunan.
Er-Rahim:Pek çok merhamet edici, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vererek mükafatlandıran.
El-Melik:Tüm kainatın sahibi ve tek, mutlak hükümdarı.
El-Kuddüs:Hatada, gafletten,aciziyetten ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz.
Es-Selam:Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan,(her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran).Cennet'teki kullarına selam eden.
El-Mü'min:Gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlatan. Burada bir açıklama yapmak gerekiyor:Bir şeye imanın üç aşaması vardır.1- Kalp ile tasdik:Peygamberimiz'in Allah tarafından getirip, haber verdiği şeylerin doğruluğunu gönülden, hiçbirini diğerinden ayırt etmeden kabul etmek.Bu esastır.2-Dil ile tasdik:Bu inancını dil ile söylemek.3- İş ile tasdik: Yaptıklarıyla inancını doğrulamak.Bu üç özellği de kendinde bulunduran imanı benimsemiş, bütün ve parçalanmaz olduğunu göstermiş olur.
El-Müheymin:Gözetici koruyucu.
El-Aziz: Mağlup edilmesi mümkün olmayan galip.
El-Cebbar:Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.
El-Mütekebbir:Herşeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.
El-Halık: Herşeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, olayları tayin ve tesbit eden (bilen, belirleyen) ve ona göre yaratan, yoktan var eden.
El-Bari:Eşyayı ve herşeyin aza ve cihazlarını birbirine uygun ve mülayim bir halde yaratan.
El-Musavvir:Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.
El-Gaffar: Mağfireti pek çok olan.
El-Kahhar: Her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim. Kuvvet ve Kudretiyle herşeyi içinden dışından kuşatan.
El-Vehhab:Çeşit çeşit ni'metleri daima bağışlayıp duran.
Er-Rezzak:Yaradılmışlara faydalanacakları şeyleri veren.
El-Fettah:Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran.
El-Alim:Herşeyi çok iyi, en iyi bilen.
El-Kabıd:Sıkan Daraltan (zenginken fakir kılan gibi).
El- Basıt:Açan genişleten(fakirken zengin kılan). El-Kabıd ve El-Basıt ismi şerflerinden anladığımız Allah her kulunu çeşitli şekillerde imtihana tabi tutar.
El-Hafıd:Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan.(Şan ve şeref sabiyken rezil ediveriri).
Er-Rafi:Yukarı kaldıran, yükselten.( Allah teala istediği kulunu da kaldırıverir üstün şerefli yapıverir.
El-Muiz:İzzet veren, ağırlayan.
El-Müzil:Zillete düşüren, hor ve hakir eden.
Es-Semi': Herşeyi işiten. Allah tealanın birini işitmesi diğerini işitmesine engel olmaz, insanlar gibi işitmek için gereken şartların hiçbirine ihtiyacı olmadan işitir. Herşeyi işitir kalbten geçenleri, geceleyin yürüyen bir karıncanın ayakseslerini, bir yaprağın düşüşünü ...
El-Basır: en iyi gören.Herşeyi her ne şartta olursa olsun gören.
El-Hakem: Hükmeden, hakkı yerine getiren
El-Adl:Çok adaletli. Adalet sahibi.
El-Latif:En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilmeyen, en ince şeyleri yapan, ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran.
El-Habir:Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar.
El-Halim: Hilmi(Suçluların cezasını vermeye gücü yettiği halde bunu yapmayıp, onlar hakkında yumuşak davranmak, cezalarını ertelemek) çok.
El-Azim:Pek azametli (hakiki büyüklük Allah'ındır.).
El-Ğafur:Mağfireti çok.
Eş-Şekur:Kendi rızası için yapılan iyi işleri daha ziyadesiyle karşılayan.(iyililere daha iyisiyle karşılık veren)
El-Aliy:Pek yüksek olan.(Allah'tan üstün varlık düşünmek imkansızdır.Benzeri ortağı yardımcısı yoktur.)
El-Kebir:Göklerde ve yerde heryerde eşsiz ve tek büyük O'dur.
El-Hafiz:Yapılan işleri bütün tafsilatiyle tutan, herşeyi, belli vaktine kadar afat ve beladan saklıyan.
El-Mukıt:Her yaratılmışın azığını veren.
El-Hasib:Muhasib= Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilat ve teferruatıyla hesabını iyi bilen.Allah teala neticesi hesapla bilinebilecek ne kadar şey varsa hepsinin neticesini hiçbir şeye muhtaç olmadan doğrudan apaçık bilir.
El-Celil: Celalet ve ululuk sahibi.
El-Kerim:Keremi bol.(Allah teala Kerimdir, muktedirken affeder, va'dedince sözünü yerine getirir.)
Er-Rakıb:Bütün varlık üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan.
El-Mucib:Kendine yalvaranların isteklerini veren.
El-Vasi:Geniş ve müsaadekar.(Allah'u teala'nın kudreti ve rahmetinin ve diğer bütün sıfatlarının genişliği ve tükenmezliği, her zerrede görülüp duruyor, fakat insana en yakın yine kendi şahsıdır.
El-Hakim:Buyrukları ve bütün işleri hikmetli.
El-Vedud:İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, yahud sevilmeye ve dostluğu kazanılmağa biricik layık olan.
El-Mecid:Şanı büyük ve yüksek olan.
El-Bais:Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran.
Eş-Şehid:Her zamanda ve her yerde hazır ve nazır olan.
El-Hak:Varlığı hiç değişmeden duran.
El-Vekil:İşleri yoluyla kendisine bırakanların işini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyisini te'min eden.
El-Kaviy:Pek güçlü olan.Allah tealaya hiçbir zaman dermansızlık güçsüzlük erişmez.
El-Metin: Çok sağlam olan.
El-Veliy:İyi kullarına dost.Allah sevgili kullarının dostudur.
El-Hamid:Ancak kendisine hamdü sena olunan, bütün varlığın diliyle biricik öğülen.
El-Muhsi:Na mütenahi de olsa herşeyin sayısını bilen.
El-Mübi:Mahlukatı Maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan.
El-Muıd:Yaratılmışları yokettikten sonra, tekrar yaratan.
El-Muhyi:Can bağışlayan, Sağlık veren.
El-Mümit:Canlı bir mahlukun ölümünü yaratan.
El-Hay:Diri, herşeyi bilen ve her şeye gücü yeten.Allah teala diridir herzaman O'nu asla uyku uyuşukluk tutmaz.
El-Kayyum:Gökleri, yeri ve herşeyi tutan.
El-Vacid:İstediğini istediği vakit bulan.
El-Macid:Kadr ü şanı büyük kerem sahibi ve rahmeti bol.
El-Vahid(El-Ahad):Tek... Zatında, sıfatlarında, işlerinde , isimlerinde, hükümlerinde asla şeriki-ortağı- veya naziri-benzeri- dengi bulunmayan.
Es-Samed:Hacetlerin ihtiyaçların bitirilmesi ızdırapların giderilmesi için tek merci. Kendisine muhtaç olunan.
El-Kaadir:İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten.
El-Muktedir:Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf edn.
El-Mukaddim:İstediğini ileri geçiren öne alan.
El-Muahhir:İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.
El-Evvel:Kendi varlığının evveli yoktur.
El-Ahir:Varlığının sonu olmayan.
Ez-Zahir:Aşikar olan.Allah'ın varlığı herşeyden aşikardır.
El-Batın:Allah teala nın varlığı hem aşikar hem gizlidir.O'nu görüp de bilemeyiz. Ama mademki mahluk var halıkı da olucaktır.Bütün hakikatler onun varlığına delalettir.
El-Vali:Bu muazzam kainatı ve her an olup biten hadisatı tek başına tedbir ve idare eden.
El-Müteali:Yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce olan.
El-Berr:Kulları hakkında müsait bulunan... İyiliği ve bahşişi çok olan.
Et-Tevvab:Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.
El-Müntekım:Suçları, Adaleti ile müstahik oldukları cezaya çarpan.
El-Afüv:Afvı(Afv:intikamın zıddıdır.)çok olan.
Er-Rauf:Pek çok rahmetlidir.
Malikü'l mülk:Mülkün ebedi sahibidir.
Zü'l-Celali Ve'l-İkram:Hem büyüklük sahibi, hem fazlı kerem sahibi.
El-Muksit:Bütün işleri denk ve birbirine uygun ve yerli yerinde yapan.
El-Cami':İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.
El-Ğaniy:Çok zengin ve herşeyden müstağni olan.
El-Muğni:İstediğini zengin eden.
El-Mani':Birşeyin meydana gelmesine müsaade etmiyen.
Ed-Dar:Elem ve mazarrat verici şeyler yaratan.
En-Nafi':Hayr ve menfaat verici şeyler yaratan.
En-Nur:(Münevvir manasına)Alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran.
El-Hadi:Hidayet lutfeden, istediği kulunu hayırlı kılan, muradına erdiren.
El-Bedi':Örneksiz, misalsiz,acib vehayret verici Alemler icad eden.
El-Baki:Varlığının sonu olmayan.
El-Varis:Servetlerin geçici sahipleri, elleri boş olarak yokluğa döndükten sonra, varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi.
Er-Reşid:Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp dosdoğru ve bir nizam ve hikmet üzere sonuna ulaştıran.
Es-Sabur:Çok sabırlı.Celle Celaluh


Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,

 


                    Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,
Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim.
Ecrâm ü felek, levh-u kalem, mest-i nigâhım,
Dîdârına âşık ulu Yezdân’dır Efendim.
~~~~~~~~~~~
Mahşerde nebîler bile senden medet ister,
Rahmet, diyen âlemlere, Rahman’dır Efendim.
Kıtmîriniz ey Şâh-ı rüsûl, kovma kapından,
Âsîlere lûtfun yüce fermândır Efendim.
~~~~~~~~~~~
Tâ arşa çıkar her gece âşıkların âhı,
Medheyleyen ahlâkını Kur’an’dır Efendim.
Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim,
Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.
~~~~~~~~~~~ 
Doğ kalbime bir lahzacık ey Nûr-i dilârâ
Nûrun ki gönül derdime dermândır Efendim.
Ulvî de senin bağrı yanık âşık-ı zârın
Feryâdı bütün âteş-i sûzândır Efendim.
Ali Ulvi KURUCU
~~~~~~~

5 Ekim 2010 Salı

"Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır.."



Bismillahirrahmanirrahîm"

Namaz, ne kadar kıymetdar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar divane ve zararlı olduğunu, iki kerre iki dört eder derecesinde kat'î anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:

Bir zaman bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, -herbirisine yirmidört altun verip- iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki: "Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bazı şeyleri mübayaa ediniz. Bir günlük mesafede bir istasyon vardır. Hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. Sermayeye göre binilir."

İki hizmetkâr, ders aldıktan sonra giderler. Birisi bahtiyar idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat o masraf içinde efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki; sermayesi birden bine çıkar. Öteki hizmetkâr bedbaht, serseri olduğundan; istasyona kadar yirmiüç altununu sarfeder. Kumara-mumara verip zayi' eder, birtek altunu kalır. Arkadaşı ona der: "Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerimdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru afveder. Seni de tayyareye bindirirler. Bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun." Acaba şu adam inad edip, o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete sarfetse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam dahi anlamaz mı?

İşte ey namazsız adam ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!

O hâkim ise; Rabbimiz, Hâlıkımızdır. O iki hizmetkâr yolcu ise; biri mütedeyyin, namazını şevk ile kılar. Diğeri gafil, namazsız insanlardır. O yirmidört altun ise, yirmidört saat her gündeki ömürdür. O has çiftlik ise, Cennet'tir. O istasyon ise, kabirdir. O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takva kuvvetine göre, o uzun yolu mütefavit derecede kat'ederler. Bir kısım ehl-i takva, berk gibi bin senelik yolu, bir günde keser. Bir kısmı da, hayal gibi ellibin senelik bir mesafeyi bir günde kat'eder. Kur'an-ı Azîmüşşan, şu hakikate iki âyetiyle işaret eder. O bilet ise, namazdır. Birtek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba yirmiüç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarfeden ve o uzun hayat-ı ebediyeye birtek saatini sarfetmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder. Zira bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabul ederse; halbuki kazanç ihtimali binde birdir. Sonra yirmidörtten bir malını, yüzde doksandokuz ihtimal ile kazancı musaddak bir hazine-i ebediyeye vermemek; ne kadar hilaf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?

Halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mubah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü, âhirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibka eder.

* * *
Risale-i Nur|Sözler ( 21 )