2 Mart 2015 Pazartesi
4 Ekim 2013 Cuma
Zilhicce Ayı
Peygamberimiz (S.A.V.) BUYURUYOR Kİ :
Zilhicce ayının 1.inci günü : Allah (c.c.) Adem peygamberi zilhicce ayının ilk 10 gününün birinci günü affetmiştir.İşte bu günde oruç tutan kimsenin Allah (c.c.) ufak-tefek günahlarını affeder.
Zilhicce ayının 2.inci günü : Allah (c.c.), Yunus Peygamberin duasını Zilhicce ayının ilk onunun ikinci gününde kabul ederek kendisini balığın karnından dışarı çıkarmıştır.Bu günde oruç tutan kimse, en ufak bir günah işlemeksizin,bir yıl ibadet etmiş gibi sevap kazanır.
Zilhicce ayının 3.inci günü : Allah (c.c.) Zekeriya Peygamberin duasını kabul etti.Bugünde bir dilekte bulunanların dileğini Allah (c.c.) muhakkak yerine getirir.
Zilhicce ayının 4.inci günü : İsa Peygamberin Doğduğu gündür.Bu günde oruç tutanlardan Allah (c.c.) umutsuzluk ve yoksulluk gibi kaygıları kaldırır.O kimseler aynı zamanda kıyamet günü iyi kullarla beraber olacaktır.
Zilhicce ayının 5.inci günü : Musa Peygamberin doğum günüdür.Bu günde oruç tutan kimse münafıklıktan ve kabir azabından kurtulur.
Zilhicce ayının 6.inci günü : Allah (c.c.), sevgili peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’e hayır kapılarını açar.Bu günde oruç tutanlara Allah (c.c.) rahmet nazarıyla bakar ve onları ebediyen azaba uğratmaz.
Zilhicce ayının 6.inci günü : Allah (c.c.), sevgili peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’e hayır kapılarını açar.Bu günde oruç tutanlara Allah (c.c.) rahmet nazarıyla bakar ve onları ebediyen azaba uğratmaz.
Zilhicce ayının 7.inci günü : cehennem kapıları kapanır.Zilhiccenin ilk 10 günü geçene kadar asla açılmaz.Bu günde oruç tutan kimseye Allah (c.c.) bilgisinin kavrayamayacağı derecede sayısız mükafatlar verir.
Zilhicce ayının 8.inci günü :İbrahim Peygamber (a.s)’ın kurban kesme hususundaki rüyasını, gördüğü ve düşünmeye koyduğu gündür..Bu günde oruç tutan kimseye Allah (c.c.) bilgisinin kavrayamayacağı derecede sayısız mükafatlar verir.
Zilhicce ayının 9.inci günü : arefe ( İbrahim Peygamber (a.s.)’in oğlu İsmail’i kurban kesmesi gerektiğini anladığı) günüdür.Bu günde oruç tutan kimsenin Allah (c.c.) geçiş ve gelecek ufak-tefek bir yıllık günahını affeder.
”Bu gün dininizi (islamiyeti) son olgunluk derecesine eriştirdim ve size karşı olan nimetimi tamamladım” ( Maide Süresi : 3 ) ayeti bu günde inmiştir.
Zilhicce ayının 10.inci günü : Zilhicce ayının ilk onunun sonuncu günü (onuncu günü) de KURBAN BAYRAMI günüdür.bu günde kurban kesen kimsenin Allah(c.c.) kurbanın daha ilk kan damlası yere düşer düşmez, hem kendinin hem de çoluk çocuğunun ufak-tefek tüm günahlarını affeder.
Yine bugünde bir mü’min karnını doyuran veya herhangi kimseye sadaka veren kimseyi Allah (c.c.) kıyamet günü bütün ahiret sıkıntılarından kurtulmuş olarak diriltir.Amel terazisinin sevap kefesi de Uhud Dağı gibi ağır çeker.
3 Ağustos 2013 Cumartesi
Kadir Gecesi
Kadir Gecesi, isteyenlere İslam sarayının kapılarını açar
Kadir Gecesi Kur’an-ı Kerim’in inmeye başladığı gecedir. Bunun anlamını iyi kavramak gerek. Kur’an nizamdır, huzur kaynağıdır, cennete götürecek yoldur, ebedi saadete kavuşturacak rehberdir. Öyleyse bu geceden başlayıp Kur’an nizamını hayatımıza tatbik edeceğiz.
Allah, Kur’an-ı Kerim’i göndererek kullarına, “İşte, böyle yaşayacaksınız.” demiştir. Bu emre uyanların hayatları düzene girdi, ailevi ve şahsi sorunları çözüldü, maddeten ve manen iyi duruma geldiler. Buna da herkes şahit oldu. Öyleyse Kadir Gecesi’nde verilecek karar şudur: “Kur’an’a uyacağım.” Bu karar, o insanın dünyasını cennet eder. Kur’an hakikatleri, dertlerine derman olur.
Peygamberimiz diyor ki; “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı hakikatleri ve incelikleri ile öğrenen ve onu başkalarına öğretendir.” Kadir Gecesi, Kur’an’ı öğrenmek, öğretmek için bir vesile, fırsat olarak görülebilir. Kur’an-ı Kerim, kendisini okuyup anlayanı kucaklar. O şahıs Kur’anî bir hayat yaşar. Kur’an’ı okumak, anlamak, yaşamak gayreti yoksa hakikat ondan uzaklaşır.
Kur’an-ı Kerim’in bir ismi de Kitab-ün Nur’dur. Bu nur kalpleri, gönülleri aydınlatır. Hakla batılı açıkça gösterir. “Allah’ım bize, hakkı hak olarak göster. Ona ittiba etmemizi nasip et. Batılı batıl olarak göster. Onları da reddetmemize yardım et. Amin.” Herkes tefsir okuyabilir. Tefsir okurken, “Acaba Rabb’im bana ne emrediyor?” sorusunun cevabı tefsirde aranmalıdır. Emirleri okuyup öğrenmek, onlara itaat etmek gerekir.
Kadir Gecesi, isteyenlere İslam sarayının kapılarını açar. Müslüman da sarayda Kur’an’ın rehberliğinde dolaşırken aklıyla, fikriyle hakikatleri görür ve anlar. O sarayın kapısından içeriye tövbe ile girilir.
Hadis-i kutside “Yok mu tövbe eden, affedeyim.” buyruluyor. Kadir Gecesi’nin en önemli ibadeti tövbe etmektir. Tövbe etmenin evveli, hata yaptığını anlamaktır. Fazilet, hatayı bilmektir. Tabii yapılan hatalardan rahatsızlık duymak, pişman olmak gerekir.
Çocuk, vazoyu kırar. Hemen koşarak annesine gelir, sarılır. Anneciğim, vazoyu kırdım, özür dilerim, der. Annesi evladının başını okşar. Gözyaşını dindirir. Annenin merhametini coşturan, çocuğun pişmanlığı ve özrüdür.
Peygamberimiz buyuruyor: “Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah’ın memnun olması, sizden birinizin ıssız çölde kaybettiği devesini birden karşısında gördüğü andaki sevincinden çok daha fazladır.” Çünkü Allah, Rahman’dır.
Bu Kadir Gecesi’nde yapacağımız tövbelerle, inşallah İslamiyet’i hayata taşıyan bir ümmet ortaya çıkacak. İslamiyet yaşanmazsa din nazariyatta kalır, kitaplarda kalır. Bu da büyük bir vebaldir. Sahabe, böyle yapmamıştır. İslamiyet’i kitaplarda bırakmamışlar, Müslüman olur olmaz her türlü haramı terk etmişler, her türlü helali yaşamaya başlamışlar. İşte kandil böyle kutlanmalıdır. Her türlü harama ret, her türlü helale evet.
İki günü eşit olan ziyandadır, diyor Peygamberimiz (sas). Bir de iki günün arasında Kadir Gecesi varsa, gene de o iki gün eşit olduysa eyvah! Kadir Gecesi’nde Müslüman’da iyilik yönüne doğru bir değişme olursa yani dünden daha iyi olursa bu gecenin kıymeti bilindi demektir. Saadet-i ebediyyeye adım atılmış olur. Bir fark yoksa Kadir Gecesi ona uğramadan geldi geçti demektir.
Allah’ın her günü hayırlıdır. Ama Kadir Gecesi’nin hayrı daha başkadır. Kadir Sûresi’nden öğreniyoruz ki, bu gecede melekler yeryüzüne iniyor. Acaba melekler bu gece bizi nasıl bir hal içinde bulacaklar?
23 Haziran 2013 Pazar
Berat Kandilinde ne yapılmalı? (BERAT KANDİLİ)
Berat Kandili Anlamı Nedir ve Berat Kandili 2013 ne zaman? Dinimiz için her gün, her an önemlidir ama bir yılın içinde öyle mübarek günler ve geceler vardır ki bunların değerini bilmek her inananın görevi olmalıdır. Bu Mübarek gecelerden biri de Berat Kandili'dir. İşte Berat Kandili Önemi, Berat Kandili Duası, Berat Kandili Mesajları hakkında detaylar...
Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Berat Gecesidir. Mübarek Üç Aylardan Berat Kandili nedir? Berat Kandili 2013 ne zaman? Berat Kandili 23 Haziran Pazar akşamını 24 Haziran Pazartesi gününe bağlayan geceye denk geliyor.
Berat Kandili Borçtan, suç ve cezadan kurtulmak anlamına gelmektedir. Günahlardan kurtulmaya vesile olan Şaban ayının onbeşinci gecesi de Berat gecesi olarak idrak edilir.
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı:
"Recep, Allah'ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır". Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ayıdır. Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.
Allah Teâlâ bu gece af kapılarını açar; bu gecede mü`minler affa uğrarlar ve günahlarından tevbe ettikleri taktirde temizlenirler. Bu gecede, bir yıl içinde olacak bütün işler hükme bağlanıp, ifası için Cenab-ı Hak tarafından meleklere verilir. Bu geceye has bir ibadet yoktur. Gecesini ibadet ve dua ile, gündüzünü oruçlu geçirmek güzeldir.
Kur`an-ı Kerim`de Beraat gecesiyle ilgili görülen âyetler şunlardır:
"(Helâl, haram ve diğer hükümleri) açıkça bildiren bu Kitab`a yemin ederim ki, şüphesiz, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Gerçekten biz. sonuçta karşılaşılacak tehlikeleri haber vericileriz. O (öyle bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden sadır olan bir emir ile o zaman ayrılır" (ed-Duhân, 44/2-6).
Alimlerin çoğunluğu bunun "Kadir" gecesi İkrime ile bir grup bilgin de "Beraat" gecesi olduğunu söylemişlerdir. Çoğunluk şu delillere dayanmıştır: Cenab-ı Hak, Kadir sûresinde, Kur`an`ı Kadir gecesinde, bu âyette ise mübârek bir gecede indirdiğini beyan etmiştir. Eğer bu iki geceden kastedilen tek bir gece olmasaydı, çelişki doğardı. Allah Teâlâ, içinde Kur`an indirilen ayın Ramazan ayı olduğunu başka bir âyette de bildirmiştir (el-Bakara, 2/185). Buna göre mübarek gecenin Şaban gecelerinden değil, ramazanın gecelerinden biri olması gerekir. Cenab-ı Hak, mübarek geceyi; "Onda her hikmetli iş ayrılır" diye nitelemiş, Kadir Gecesi hakkında da; "Melekler ve Ruh`un bir emirden dolayı, Rablerinin izniyle. inmekte olduklarını" bildirmiştir (bk. el-Kadr, 97/4). Bu "emir", o yıldan gelecek yıla kadar olan amel, rızık, hayat, ölüm gibi Allah`ın kazasıdır.
İbn Abbas (r.anh) şöyle der: "Cenab-ı Hakk`ın bütün kazaları Şa`ban`ın yarı gecesinde görevli meleklere teslim edilir". Bazılarına göre, Beraat gecesinde, emirlerin Levh-ı Mahfuzdan alınmasına başlanır. Bu gecede gelecek yıla rastlayan aynı geceye kadar olan olaylar takdir edilir ve bu "kadir" gecesi bitirilir. Rızıklara ait olan takdirler Mikâil (â.s)`a; savaş; zelzele, yıldırım ve musîbetlere ait olanlar da Azrail (a.s)`a bildirilir. Diğer yandan, Beraat gecesine ait beş haslet şunlardır: 1) Her önemli iş bu gecede ayırdedilir. 2) O gecedeki ibadetin fazileti büyüktür. 3) İlâhi rahmet yayılır. 4) Mağfiret gecesidir. 5) O gece, Rasûlüllah (s.a.s)`a şefaat hakkının tamamı verilmiştir.
Çünkü, Hz. Muhammed (s.a.s), Şaban`ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat istemiş, bu şefaatin üçte biri verilmiş, ondördüncü gecesi yine istemiş, üçte biri daha verilmiş, onbeşinci gece yine talep etmiş, bu gece şefaatın tamamı ihsan edilmiştir. Bu şefaatten mahrum olanlar, devenin ürküp kaçtığı gibi Allah`tan kaçanlardır (bk. er-Râzî ve Ebussuud Efendi Tefsirleri, ed-Duhân Sûresi 3. ve 4. âyetlerin tefsiri; Hasan Basri Çantay, Kur`ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerim, İstanbul 1959, III, 904, 905).
Beraat gecesi hakkında Allah elçisi şöyle buyurmuştur:
"Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünü (I5. günü) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ (Keyfiyeti bizce meçhul bir halde) dünyaya en yakın göğe inerek (o andan) fecir oluncaya kadar: Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir bela ile) mübtela olan yok mu, ona kurtuluş vereyim. Şöyle olan yokmu? Böyle olan yok mu? Buyurur (İbn Mâce, H. no: 1388).
Diğer bir hadiste de şöyle buyuruyor: "Şüphesiz Allah Teâlâ Şaban ayının onbeşinci gecesi dünyaya en yakın olan semaya (keyfiyyeti bizce meçhul bir şekilde) iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha çok günahları (veya günah sahiplerini) bağışlar" (İbn Mâce, H. no: 1389).
Rabbim bu geceye kavuşmayı bizlere nasip etsin inşallah .
Berat Kandili'nde neler yapılmalı, bu mübarek gece nasıl ihya edilmeli?
- Kur'ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur'ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah'a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
- Peygamber Efendimiz (sas)'e salât ü selâmlar getirilmeli; O'nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
- Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
- Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah'ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
- Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
- Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
- Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
- Mü'minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
- Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
- Kişi kendine ve diğer Mü'min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
- Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
- Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
- O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
- Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va'z ü nasihat dinlenmeli;
- Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
- Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk'a niyazda bulunulmalı.
- Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
- Hayattaki manevî büyüklerimizin, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
- Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı
Berat Kandili Mesajları:
Allah'ın rahmeti, bereketi sizinle olsun, gönül güneşiniz hiç solmasın, yüzünüz aydın olsun, kalbiniz nur dolsun, makamınız Firdevs, dualarınız kabul olsun. Kandiliniz kutlu olsun..
Sofranız afiyetli, paranız bereketli, kararlarınız isabetli, yuvanız muhabbetli, kalbiniz merhametli, bedeniniz sıhhatli, dualarınız kabul olsun, kandiliniz kutlu olsun.
İlahi Esintilerin kalpleri okşadığı, bir anın bir asra bedel olduğu bu gece dualarda birleşmek dileğiyle, Kandilinizi Kutlarım.
Allah'ın aşkıyla yan bu gece, Mevlana gibi dön bu gece, secdeye varıp huzura erince, şu fakiride an bu gece. kandiliniz kutlu olsun.
Gül bahçesine girenler, gül olmasada gül gibi kokarlar. Kainatın en güzel gülünün kokusu üzerinizde olsun bu gece kandiliniz mübarek olsun
Mübarek Mevlid kandilinizi kutlar, herşeyin gönlünüzden geçtiği gibi olmasını temenni ederim. Kandiliniz mübarek olsun.
Bu gece hayırlı bir gece, yüreklerimiz ibadetle çarpsın, gönüllerimiz bir olsun.. Kandiliniz mübarek olsun!
Allah'ın rahmeti, bereketi sizinle olsun, gönül güneşiniz hiç solmasın, yüzünüz aydın olsun, kabriniz nur dolsun, makamınız Firdevs, dualarınız kabul olsun. Kandiliniz kutlu olsun..
Avuçların açıldığı, gözlerin yaşardığı, ilahi esintilerin kalpleri okşadığı anın bir asra bedel olduğu bu gece dualarda birleşmek dileğiyle kandilinizi kutlarım.
Bakiler sevgiler adına nice dilekler vardır. Ölümü bile ayırır saymayan gönüller vardır. Mesafeler araya set çekmişse ne çıkar, dualarda birleşen gönüller vardır. Hayırlı kandiller..
Beraat kandilin mübarek olsun. Allah sana sevdiklerinle beraber mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamayı nasip etsin.
Bin aydan daha hayırlı bu mübarek gecenin büyüsüne kapılmanız dileğiyle, kandiliniz mübarek olsun..
Bin damla serpilsin yüreğine, bin tatlı mutluluk dolsun günlerine, binbir hayalin gerçekleri bulsun, her türlü duaların kabul olsun, kandilin mübarek olsun...
Bin damla serpilsin yüreğine, bin tatlı mutluluk dolsun günlerine, binbir hayalin gerçekleri bulsun, her türlü duaların kabul olsun, Miraç kandilin mübarek olsun...
Bir kandil gülü savur sevdiklerine, size onlardan gülücükler getirsin öyle içten öyle samimi ol ki göz yaşlarını bile tebessüme çevirsin. Kandiliniz mübarek olsun.
Borçlarımızdan, ceza ve günahlarımızdan kurtulmak için bu gece dua edelim.. Allah affeden ve bağışlayandır, unutmayalım.. Eller semaya kalkıp, yürekler bir atınca bu gece, gözler sevinç yaşlarıyla dolacak.. Kandiliniz mübarek, dualarınız kabul olsun?
Bu gece beraat gecesi. Dua edelim.. Yürekler bir atsın bu gece, günahlarımız affolsun. İyi kandiller.
Bu gece beraat kandili.. Günahtan kurtuluş gecesi.. Haydi dua edelim.. Temizlensin günah defterleri.. İyi kandiller..
Bu gece Cenab-ı Hakkın, kendisine yönelip af dileyen müminleri bağışlayarak kurtuluş beratı verdiği bir gecedir. Hepimiz için hayırlı olsun!
Bu gece kulun yalvarış ve yakarışlarını Yüce Mevla'ya sunacağı ve O'nun sonsuz affından, merhametinden, iyiliğinden bol bol yararlanacağı umut, huzur ve müjde gecesidir. Regaip kandiliniz hayırlı olsun!
Talihiniz gözleriniz kadar berrak, kaderiniz bakışınız kadar güzel, umudunuz yarın kadar yakın, yarınınız aşkınız kadar mutlu, aşkınız Miraç kadar mukaddes, dualarınız istediğiniz gibi makbul olsun.
Üç aylar olarak bilinen Recep, Şaban, Ramazan ayları manevi yönden daha önemli ve hayırlıdır. Recep ayının ilk Cuma gecesi Regaip kandilidir. Yani bu gece ALLAH'ın rahmet ve bağışlamasının bol olduğu gecedir. Edilen dualar, tövbeler bu gece kabul olunur. Yürekler binbir nurla doludur. Kandiliniz kutlu olsun..
Ümit ederiz ki bu mübarek gece, zor günler geçirdiğimiz; fakat gelecek adına umutla dolu olduğumuz şu dönemlerde yeniden bir uyanışa vesile olur. Beraat kandiliniz mübarek olsun..
Varlığı ebedi olan, merhamet sahibi, adaletli Yüce Allah kendisine dua edenleri geri çevirmez. Dualarımızın Rabbimizin yüce katına iletilmisine vesile olan bu mübarak kandil gecesinde dualarda buluşmak ümidiyle Kandilinizi kutlarım.
Bu günlerin feyzi üzerinize, rahmeti geçmişinize, bereketi evinize, nuru ahiretimize, sıcaklığı yuvamıza dolsun. Kandiliniz mübarek olsun..
Bu güzel gecelerin feyzi üzerinize, rahmeti geçmişinize, bereketi evinize, nuru ahiretinize, sıcaklığı yuvanıza dolsun. Kandiliniz mübarek olsun.
Bugün ellerini semaya gönlünü Mevla'ya aç, bugün günahlardan olabildiğince kaç, bugün en gizli incilerini onun için saç. Çünkü bugün Miraç kandili, kandilin mübarek olsun.
Dertlerimiz kum tanesi kadar küçük, sevinçlerimiz Nisan yağmuru kadar bol olsun. Bu mübarek geceniz sevapla dolsun. Kandiliniz mübarek olsun.
Duanız kabul, ameliniz makbul hizmetiniz daim olsun. Saadetiniz kaim olsun. Kandiliniz kutlu olsun.
Ellerin semaya, dillerin duaya, gönüllerin mevlaya yöneldiği bu mübarek geceni kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.
Gel ey Muhammed bahardır, dualar ardında saklı, aminlerimiz vardır. Hacdan döner gibi, Miractan iner gibi gel gel. Bekliyoruz yıllardır. Kandiliniz mübarek olsun..
Gün vardır, bin yıldan uzun gelir bize, bir yıl vardır bir günden kısa gelir bize. Bire bin yazılan bu gecede dua edelim Rabbimiz'e. Hayırlı kandiller..
Güneşin güzel yüzü, yüreğine dokunsun, kabuslar senden uzakta, melekler baş ucunda dursun. Güneş öyle bir geceye doğsun ki, duaların kabul, kandilin mübarek olsun.
Günler bize dostların güzelliği ile, geceler onların duaları ile mübarek oluyor. Umudumuz dostların hediyesi, duamız sizlerin sevgisi. Kandiliniz mübarek olsun..
Hayır işler, insanı kötü ölümden korur. Gizli sadaka, Allah'ın gazabını giderir. Sıla-i rahim akrabalara iyilikte bulunmak, ömrü uzatır. Bütün hayırlı işler bir çeşit sadakadır. Dünyada hayır ehli olan kimseler, ahirette de hayır ehlidirler. Dünyada münker kötü iş ehli olan kimseler, ahirette de münker ehlidirler. Cennete herkesten önce girecek olan maruf ehli kimselerdir.
Her müminin, riayet etmesi ve vefalı olması gerekli olan hususlar şunlardır:Din saygısı, edebe saygısı ve sofra saygısı.
Kardeşliğin daimi olduğu, sevgilerin birleştiği, dostlukların bitmediği yine de mutlu, umutlu ve sevgi dolu,rahmetlerin yağmur gibi yağdığı nice kandillere...
Kim canı gönülden iman eder, kalbini her türlü günah, nifak ve bozgunculuktan temiz tutar, dili ile doğru ve tatlı konuşur, endişeye düşmeden haline razı olur, doğru ve güzel huylu olursa gerçekten mutluluğa erer.
Konsun yine pervazlara güvercinler, hu hulara karışsın aminler,mübarek akşamdır, gelin ey Fatihalar, Yasinler.... İyi Kandiller
Regaip kandiliniz mübarek olsun! Kalpleriniz imanla dolsun!
Regaip kelimesi bolluk, bereket, fazilet anlamına gelir. Bu gece Allah?ın lütuflarının bol bol verildiği bir gecedir ve üç ayların ilk kandil gecesidir. Hayırlı olsun..
Semanın kapılarının sonuna kadar açılıp rahmetin sağanak sağanak yağdığı böyle bir gecede düşen damlaların seni sırılsıklam etmesi dileğiyle kandilin mübarek olsun.
Size karanfilin sadakatini, sümbülün bağlılığını, menekşenin tevazusunu, lalenin gururunu, leyleğın saadetini versek, bize de dua eder misiniz? Kandiliniz mübarek olsun..
Yağmur yüklü bulutlar gibi gelen, eteğindeki hayır cevherlerini başımıza boşaltan ve bizlere mutluluk veren kandilin, büyüsüne kapılmanız dileğiyle. Nice kandiller.
Yağmurun toprağa hayat verdiği gibi dualarında hayat bulacağı bu gecede dua bahçesinde yeşeren fidan olmak dileğiyle kandiliniz mübarek olsun.
Yükü sevgi, özü saygı, gücü barış, süsü hoşgörü olan mübarek Miraç kandilinizi kutlarım Allah'a emanet olun. Güzel kandiller..
Zengin; çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir. Kalb zenginliğinden mahrum olan kimse, ne kadar geniş servete sahib olursa olsun yine fakirdir. Tamaı ve hırsı sebebiyle de halk nazarında hakirdir. Kalbi zengin olan kimse de ne kadar fakir olsa herkesin nazarında muhteremdir.
5 Haziran 2013 Çarşamba
15 Nisan 2013 Pazartesi
Kutlu Doğum Haftası Neler Yapmalıyız
Gönüllerin sevgilisi, Kainatın efendisi, Sultanlar sultanı Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in yeryüzüne teşrif ettiği Kutlu Doğum Haftası’nın içerisindeyiz..O‘nu en güzel şekilde anmak, anlatmak, taa asırlar öncesinde söylediği: ‘Beni görmeden bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim’ sözlerine layık olup, o gül kokulu ‘Kardeş’ sözünü hakkıyla taşımak için elimizden geleni yapmalı, O’na olan bağlılığımızı ve sevgimizi bir kez daha göstermeliyiz.
Bugün insanlar faiz bataklıklarında boğuluyorsa, aile içerisinde çatırdamalar varsa, eğlenceye, zevke, sefaya dalıp, ebedi hayatı unutuyorlarsa ve de bunlar gibi, nice hayatlar hiç uğruna karartılıyorsa, bu yaralarımızın tek ilacı, O’nu tanımak ve yaşadığı hayatı örnek almaktır.
Bizler, bu sebeple Kutlu Doğum Haftası gibi önemli zaman dilimlerini fırsata çevirip, O’nu tanımalı, anlamalı, O’nun gibi yaşamalı ve yaşatmalıyız.
Ve işte bugün de inanalar için bir fırsat. Hiç zaman kaybetmeden O’nu hakkıyla tanımaya çalışmaya bugün başlayabilirsiniz..
Peki Kutlu Doğum Haftası’nı nasıl geçirmeli, en çok hangi ibadetlere ağırlık vermeliyiz?
1- Kutlu Doğum haftası’nda yapılması gerekenlerin başında hiç şüphesiz ki, Salat-ü Selam getirmek geliyor. O’nu çokça anmalı, ‘Kardeşleri’ olarak O’na en kalpten hislerle selamlar göndermeliyiz.
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin. “(Ahzab Suresi-56. Ayet)
2- Peygamber Efendimiz’in ahlakı Kur’an ahlakıdır. Bu yüzden O’nu tanımanın en güzel yollarının başında, bize müjdelediği Kur’an-ı Kerim’i okumak gelir. Sadece okumakla kalmayıp, Kainatın Kitabı’nda yazılanları hayatımıza tatbik etmeye uğraşmalıyız.
3- Gönüllerin Sultanı’nın hayatını anlatan kitapları okumalı, videoları izlemeli, O’nu ve o dönemde yaşadıklarını anlamaya çalışmalıyız.
4- Peygamber Efendimiz ne yapmış, nasıl yaşamış, namazını nasıl kılmış, orucunu nasıl tutmuş, sıkıntılara nasıl katlanmış, nasıl duâ etmiş, Allah’tan neler istemiş, ümmetine neleri tavsiye etmiş, bütün bu soruların cevabının yer aldığı Efendimiz’in sünnetlerini öğrenip, yaşantımızda O’nun hal ve tavırlarını örnek almalıyız.
5- Kainat’ın Efendisi’nin hadisleri de gittiğimiz yolda adeta ışık niteliğinde. Hadislerini sıkça okumalı, anlamalı, Hadis-i Şerif’lerini hayatımızın ölçüsüne uydurmalıyız.
6- Kutlu Peygamber’i başkalarına da hatırlatmak için, evinizde herhangi bir tatlı pişirerek, yanına belki Gül koyarak, komşularınıza dağıtabilir Onları da bu haftadan haberdar edebilirsiniz.
‘Hayır’da yarışınız’ diyor Sevgili Peygamberimiz.. Sizler de evinizde eşiniz ve çocuklarınızla birlikte bu hayırlı yarışa katılabilir, hafta boyunca kendinize belirleyeceğiniz hedeflere ulaşmaya çalışabilirsiniz. Haftanın sonunda ödül olarak belirleyeceğiniz küçük bir hediye, hem çocuklarınızı daha çok teşvik edecek, hem de Kutlu Doğum Haftası, güzel bir zaman dilimi olarak küçük kalbinde yer edecektir.
Son olarak şunu belirtmek gerekir ki, Efendimiz’i sadece bir gün ya da haftalık değil, her zaman anmalı, Mahşer günü O’nun Şefaatine nail olmak için bütün hayatımız boyunca çabalamalıyız.
14 Aralık 2012 Cuma
Safer Ayına Girdik
Hamd, Allah Teâlâ'ya mahsustur. Salât ve selâm, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in üzerine olsun.
Safer ayı, Muharrem ayından sonra gelen12 hicrî aydan birisidir.
Bazı kimseler: "'Safer' diye adlandırılmasının sebebi; Mekke halkı yolculuğa çıktıkları zaman Mekke'nin insanlardan boşalması ve yalnız kalmasından dolayıdır", demişlerdir.
Bazı kimseler de: "Bu ayın Safer diye adlandırılmasının sebebi; Arapların bu ayda kabilelerle savaşmaları ve savaştıkları kabilelerin her türlü mallarını alarak onları mal ve mülkten yoksun bırakmalarından dolayıdır", demişlerdir.[1]
Bu ay (Safer) hakkındaki konumuz, aşağıdaki noktaları içermektedir:
Câhiliye arapları tarafından bu ayda yapılan şeyler.
Câhiliye halkının, İslâm şeriatına aykırı olan hareketleri.
Bu ayda, İslâm'a mensup kimselerde bulunan bid'atlar ve bâtıl inançlar.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hayatında bu ayda meydana gelen savaşlar ve önemli olaylar.
Safer ayı hakkında gelen uydurma ve yalan hadisler.
Birincisi: Câhiliye arapları tarafından bu ayda yapılan şeyler:
Câhiliye araplarının Safer ayında iki büyük münkerleri vardı:
Birincisi: Takdim ve tehir konusunda bu ayla diledikleri gibi oynarlardı.
İkincisi: Bu ayın uğursuzluğuna inanırlardı.
Bilindiği gibi Allah Teâlâ yılı, on iki ay olarak yaratmış, bunlardan dört tanesini "Haram Aylar" saymış ve şânlarının yüceliğinden dolayı bu aylarda savaşmayı haram kılmıştır.
Bu haram aylar şunlardır: Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Receb.
Bunu doğrulayan söz, Allah'ın kitabından Allah Teâlâ'nın şu sözüdür:
[ سورة التوبة الآية: 36]
"Şüphesiz, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü hükmünde (ve Levh-i Mahfuz'da yazılı olduğu), ayların sayısı on iki ay olup bunlardan dördü haram aylardır.İşte dosdoğru dîn budur. O halde bunlarda nefislerinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekün savaşın ve bilin ki Allah, (desteği ve yardımı ile) takvâ sahipleriyle beraberdir."[2]
Nitekim müşrikler bunu böyle bilmişler, fakat bu ayı, kendi arzularına göre takdim ve tehir etmişlerdir. Bu takdim ve tehir işinden birisi de, Muharrem ayının yerine, Safer ayını önceye almalarıdır (üç ay arka arkaya haram olmasın diye, Muharrem ayının haramlılığını Safer ayından sonraya ertelemişlerdir).
Müşrikler, hac aylarında umre yapmanın, günahların en büyüğü olduğuna inanırlardı.
Aşağıdaki zikredilen şeyler, bazı ilim ehlinin bu konudaki görüşlerdir:
İbn-i Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
(( كَانُوا يَرَوْنَ أَنَّ الْعُمْرَةَ فِي أَشْهُرِ الْحَجِّ مِنْ أَفْجَرِ الْفُجُورِ فِي الْأَرْضِ، وَيَجْعَلُونَ الْمُحَرَّمَ صَفَرًا، وَيَقُولُونَ: إِذَا بَرَا الدَّبَرْ، وَعَفَا الْأَثَرْ، وَانْسَلَخَ صَفَرْ، حَلَّتْ الْعُمْرَةُ لِمَنْ اعْتَمَرْ.)) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Câhiliye halkı, hac aylarında umre yapmayı, yeryüzünde işlenen en büyük günah olarak görürler, Muharrem'i Safer yaparlar (Muharrem'in yerine Safer'i öne alırlar) ve şöyle derlerdi: (Uzun hac yolculuğu sebebiyle üzerine binilen) devenin sırtında meydana gelen yara iyileşir, günlerce yol yürüyen devenin ayak izleri silinir ve Safer ayı çıkarsa, umre yapmak isteyen kimseye umre helal olur."[3]
İbn-i'l-Arabî şöyle demiştir:
İkinci Mesele: Allah'ın haram kıldığı haram ayların yerlerini değiştirip erteleme şekli hakkında üç görüş vardır:
Birinci görüş:
İbn-i Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: "Cunâde b. Avf b. Umeyye el-Kinânî, her yıl hac mevsimi gelir ve şöyle seslenirdi:
- Dikkat edin! Ebu Sumâme (haram ayların yerlerini değiştirip erteleme konusunda) ne ayıplanır, ne de kendisine cevap verilir! Dikkat edin! Safer ayı, ilk yıl helal aydır. Bundan dolayı biz de onu bir yıl haram, bir yıl da helal sayarız."
Bu konuda Hevâzin, Ğatafân ve Suleymoğulları ile birlikte hareket ederlerdi.
Başka bir rivâyet ise şöyledir:
Cunâde b. Avf b. Umeyye el-Kinânî şöyle derdi:
"Şüphesiz ki biz, Muharrem ayını öne aldık, Safer ayını ise erteledik."
Ardından bir sonraki yıl gelince şöyle derdi:
"Şüphesiz ki biz,Safer'i haram saydık, Muharrem'i ise (Safer'den sonraya) erteledik."
İşte, haram ayların yerlerini değiştirip erteleme budur. [4]
İkinci görüş:
Ziyâdelik (fazlalık):
Katâde şöyle demiştir: "Dalâlet ehli bir topluluk, haram ayları ziyâdeleştirerek Safer'i haram aylardan saymıştır.Onların ileri geleni hac mevsiminde kalkar şöyle derdi:
- Dikkat edin! İlahlarınız bu yıl Muharrem ayını haram (ay) kılmıştır.Bunun üzerine insanlar o yıl Muharrem ayını, haram ay kabul ederlerdi.
Ardından bir sonraki yıl kalkar ve şöyle derdi:
- Dikkat edin! İlahlarınız bu yıl Safer ayını haram (ay) kılmıştır.Bunun üzerine insanlar o yıl Safer ayını, haram ay kabul ederler ve "İki Safer ayı" derlerdi."
İbn-i Vehb ve İbn-i Kâsim, Mâlik'ten buna benzer bir şekilde rivâyet etmiş ve şöyle demiştir:
"Câhiliye halkı, (Muharrem ve Safer aylarını) iki Safer olarak kabul ederlerdi.Bunun içindir ki Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( لَا عَدْوَى وَلَا طِيَرَةَ وَلَا هَامَةَ وَلَا صَفَرَ.)) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Advâ[5], Tıyara[6], Hâme[7] ve Safer[8] yoktur."[9]
Aynı şekilde Eşheb de Mâlik'ten böyle rivâyet etmiştir.
Üçüncü görüş:
Haccı tebdil etmek (Zilhicce ayından başka bir ayda yapmak):
Mücâhid başka bir senedle şöyle demiştir:
[ سورة التوبة الآية: ٣٧ ]
"(Allah'ın haram kıldığı) Haram ayların yerlerini değiştirip ertelemek (savaşmak için istedikleri haram ayı, helal aylardan birisiyle değiştirip, kimisini öne almak, kimisini de ertelemek), sadece küfürde (inkârda) ileri gitmektir. Öyle yapmakla kâfirler, (şeytan tarafından) büsbütün şaşırtılırlar. Allah’ın haram kıldığı (dört aydan birisini) sayıya (dört haram aya) denk getirmek için onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ve böylelikle Allah’ın haram kıldığını helâl kabul ederler.Kötü işleri, (şeytan tarafından) kendilerine süslenip güzel gösterildi.Allah, kâfirler topluluğunu hidâyete erdirmez (onları hakka ve doğruya ulaşmakta muvaffak kılmaz)."[10]
(Câhiliye halkı) iki yıl Zilhicce ayında, sonra iki yıl üst üste Muharrem ayında, daha sonra iki yıl üst üste Safer ayında hac yaptılar.(Câhiliye halkı) her yılın bir ayında iki yıl üst üste hac yaparlardı. Öyle ki Ebu Bekir'in -Allah ondan râzı olsun- haccı, Zilkâde ayına denk gelmişti.Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Zilhicce ayında hac yapmıştır. Bunun içindir ki Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sahih bir hadiste hutbede iken şöyle buyurmuştur:
(( الزَّمَانُ قَدْ اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللهُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ، اَلسَّنَةُ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا، مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ، ثَلَاثٌ مُتَوَالِيَاتٌ: ذُو الْقَعْدَةِ وَذُو الْحِجَّةِ وَالْمُحَرَّمُ وَرَجَبُ مُضَرَ الَّذِي بَيْنَ جُمَادَى وَشَعْبَانَ.)) [ متفق عليه]
"Zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki sıraya göre sürüp gitmiştir ( o da her yılın on iki ay, her ayın da yirmi dokuz ilâ otuz gün arasında olmasıdır).(Kamerî) yıl, on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Üçü birbiri ardınca gelir. (Bu aylar:) Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Cumâdâ ile Şa'ban arasındaki Receb Mudar'dır."[11]
İbn-i Abbas -Allah ondan râzı olsun- ve başkası şöyle rivâyet etmişlerdir -lafız, İbn-i Abbas'a âittir-:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( أَيّهَا النّاسُ! اسْمَعُوا قَوْلِي ، فَإِنّي لَا أَدْرِي لَعَلّي لَا أَلْقَاكُمْ بَعْدَ يَوْمِي هَذَا فيِ هَذَا الْمَوْقِفِ. أَيّهَا النّاسُ! إنّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ حَرَامٌ إِلَى يَوْمِ تَلْقَوْنَ رَبَّكُمْ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فيِ شَهْرِكُمْ هَذَا، فيِ بَلَدِكُمْ هَذَا، وَإِنّكُمْ سَتَلْقَوْنَ رَبَّكُمْ فَيَسْأَلُكُمْ عَنْ أَعْمَالِكُمْ. وَقَدْ بَلَّغْتُ، فَمَنْ كَانَ عِنْدَهُ أَمَانَةٌ فَلْيُؤَدِّهَا إلَى مَنِ ائْتَمَنَهُ عَلَيْهَا، وَإِنَّ كُلَّ رِبًا مَوْضُوعٌ وَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ، قَضَى اللهُ أَنّهُ لَا رِبَا ، وَإِنَّ رِبَا عَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ مَوْضُوعٌ كُلَّهُ، وَإِنَّ كُلَّ دَمٍ كَانَ فِي الْجَاهِلِيّةِ مَوْضُوعٌ، وَإِنَّ أَوَّلَ دِمَائِكُمْ أَضَعُ دَمَ ابْنِ رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، كَانَ مُسْتَرْضَعًا فِي بَنِي لَيْثٍ فَقَتَلَتْهُ هُذَيْلٌ فَهُوَ أَوَّلُ مَا أَبْدَأُ بِهِ مِنْ دِمَاءِ الْجَاهِلِيَّةِ .
أَمَّا بَعْدُ، أَيّهَا النّاسُ! فَإِنّ الشَّيْطَانَ قَدْ يَئِسَ أَنْ يُعْبَدَ بِأَرْضِكُمْ، وَلَكِنَّهُ إِنْ يُطَعْ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ مِمَّا تَحْقِرُونَ مِنْ أَعْمَالِكُمْ فَقَدْ رَضِيَ بِهِ، فَاحْذَرُوهُ أَيّهَا النَّاسُ عَلَى دِينِكُمْ. وَإِنَّ النَّسِيءَ زِيَادَةٌ فِي الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُحِلّونَهُ عَامًا وَيُحَرّمُونَهُ عَامًا لِيُوَاطِئُوا عِدّةَ مَا حَرّمَ اللهُ فَيُحِلّوا مَا حَرّمَ اللهُ وَيُحَرّمُوا مَا أَحَلّ اللهُ . وَإِنَّ الزّمَانَ قَدْ اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللهُ السّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ، وَإِنَّ عِدّةَ الشّهُورِ عِنْدَ اللهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا، مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ: ثَلَاثٌ مُتَوَالِيَاتٌ وَرَجَبُ مُضَرَ، الَّذِي بَيْنَ جُمَادَى وَشَعْبَانَ...))
"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyin. Bilmiyorum, belki bu günden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.
Ey insanlar! Bu gününüz nasıl mukaddes bir gün ise, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mübarek bir şehir ise; canlarınız ve mallarınız da öyle mukaddestir (her türlü saldırıdan emindir).
(Ashabım! Yarın) Rabbinize kavusacaksınız ve Rabbiniz size amellerinizden (yaptıklarınızdan) soracaktır.Andolsun ki ben, bunu size tebliğ ettim.
(Ashabım! ) Kimin yanında bir emânet varsa, onu sahibine versin. Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır (ayağımın altındadır). Fakat anaparanız sizindir. Ne zulmedin, ne de zulme uğrayın.Allah, fâizi kaldırmıştır. Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın fâizinin hepsi kaldırılmıştır (ayağımın altındadır).Câhiliye döneminde güdülen kan davaları kaldırılmıştır.İlk kaldırdığım kan davanız da, Leys oğullarında süt annenin yanında iken Huzeyl kabilesi tarafından öldürülen Rabîa b. el-Haris b. Abdulmuttalib'in kan davasıdır.Câhiliye döneminden kalan ve kaldıracağım ilk kan davası odur.
Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan ümidini kesmiştir.Fakat siz bunun dışında, hakir gördüğünüz (önemsemediğiniz) amellerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir.
Ey insanlar! Dîninizi korumak için ondan (şeytandan) sakının. "(Allah'ın haram kıldığı) Haram ayların yerlerini değiştirip ertelemek (savaşmak için istedikleri haram ayı, helal aylardan birisiyle değiştirip, kimisini öne almak, kimisini de ertelemek), sadece küfürde (inkârda) ileri gitmektir. Öyle yapmakla kâfirler, (şeytan tarafından) büsbütün şaşırtılırlar. Allah’ın haram kıldığı (dört aydan birisini) sayıya (dört haram aya) denk getirmek için onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ve böylelikle Allah’ın haram kıldığını helâl, helal kıldığını da haram kabul ederler. Zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki sıraya göre sürüp gitmiştir ( o da her yılın on iki ay, her ayın da yirmi dokuz ilâ otuz gün arasında olmasıdır).(Kamerî) yıl, on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Üçü birbiri ardınca gelir. (Bu aylar:) Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Cumâdâ ile Şa'ban arasındaki Receb Mudar'dır."[12]
İkincisi:
Safer ayını uğursuz saymaya gelince, bu, Câhiliye arapları arasında bilinen bir inanç idi ve günümüzde İslâm'a mensup bazı kimselerde bunun kalıntıları hâlâ devam etmektedir.
Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( لَا عَدْوَى وَلَا طِيَرَةَ وَلَا هَامَةَ وَلَا صَفَرَ، وَفِرَّ مِنَ الْمَجْذُومِ كَمَا تَفِرُّ مِنَ الْأَسَدِ.)) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Advâ[13], Tıyara[14], Hâme[15] ve Safer[16] yoktur.Aslandan kaçtığın gibi, Cüzâm hastalığından kaç."[17]
Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymin -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Safer kelimesi, birden fazla şekilde tefsir edilmiştir:
Birincisi: Bilinen Safer ayıdır. Câhiliye döneminde araplar safer ayının uğursuz olduğuna inanırlardı.
İkincisi: Devenin karnına isabet eden ve bir deveden, başka bir deveye geçen (sirâyet eden) bir hastalıktır. Safer kelimesinin Advâ kelimesine atfedilmesi, hâssın (Safer'in), umuma (Advâ'ya) atfedilmesi bâbındandır.
Üçüncüsü: Safer'den kasıt; Safer ayıdır. Bundan da murat; Allah'ın haram kıldığı Haram ayların yerlerini değiştirip ertelemektir. Öyle yapmakla kâfirler, (şeytan tarafından) büsbütün şaşırtılırlar. Câhiliye arapları, haram oluşundan dolayı Muharrem ayını, Safer ayına ertelerler (Muharrem ayını, Safer ayının yerine sayarlar) ve Muharrem'i bir yıl helal, bir yıl da haram kabul ederlerdi.
Bu tefsirlerin en tercihli olanı şudur:Safer kelimesinden kastedilen; Safer ayıdır. Çünkü câhiliye arapları Safer'in uğursuz olduğuna inanırlardı. Oysa zamanın, olaylara ve Allah -azze ve celle-'nin takdirine hiçbir etkisi yoktur.Safer ayı, içerisinde hayır ve şerrin olduğu (takdir edildiği) diğer zamanlar gibidir.
Bazı insanlar,örneğin Safer ayının yirmi beşinci günü belirli bir işi bitirdiklerinde: "Bu iş, hayırlı Safer ayının yirmi beşinci günü bitirilmiştir" diye o günün tarihini yazarlar. Bu davranış; bir bid'atı, başka bir bid'at ile tedâvi etmek bâbındandır.Zirâ Safer ayı, hayır veya şer ayı değildir.Bunun içindir ki seleften bazı kimseler, baykuşun ötüşünü işittiği zaman:"İnşâallah hayırdır" diyen kimsenin bu sözüne şiddetle karşı çıkmışlardır. Çünkü baykuşun ötüşüne hayır veya şer denmez. Aksine baykuşun ötmesi, diğer kuşların ötmeleri gibidir.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in reddettiği bu dört şey (Advâ, Tıyara, Hâme ve Safer), yalnızca Allah Teâlâ'ya tevekkül etmek ve samimî bir niyete sahip olmak, başına belâ ve musibet gelen kimsenin, bu gibi şeylere (Advâ, Tıyara, Hâme ve Safer) karşı zayıf ve âciz olmaması gerektiğine delâlet etmektedir.
Bir müslüman, bu gibi şeylerle aklını meşgul ederse, şu iki durumdan birisiyle başbaşa kalır:
Birincisi: (Safer ayında) bir işe girişmesi veya o işten vazgeçmesi ile bu gibi şeylere cevap vermesidir ki bu takdirde müslüman, hareket ve davranışlarını hakikati olmayan bir şeye bağlamış olur.
İkincisi: (Safer ayında) bir işe başlaması ve bu gibi şeylere aldırmamasıdır.Fakat müslümanın içinde biraz keder ve üzüntünün kalmasıdır. Bu durum, birincisinden daha hafif olmakla birlikte buna dâvet eden şeylere asla cevap vermemesi ve yalnızca Allah -azze ve celle-'ye güvenmesi ve O'na tevekkül etmesi gerekir.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dört şeyi (Advâ, Tıyara, Hâme ve Safer'i) reddetmesi, onların varlığını reddetmek değildir. Aksine onlar vardır. Fakat bu dört şeyin olaylara etkisinin olduğunu reddetmektir. Bu sebeple olaylara etki eden, yalnızca Allah Teâlâ'dır.Buna göre bir olayın sebebi, bilinen bir sebep ise, o sahih bir sebeptir.Yok eğer bir olayın sebebi vehm (kuruntu) ise, o da bâtıl bir sebeptir.Safer ayının ne kendisi olaylara etki edebilir, ne de kendisi şer için bir sebeptir."[18]
İkincisi: Câhiliye halkının, İslâm şeriatına aykırı olan hareketleri:
Buhârî ve Müslim'de geçen Ebu Hureyre'nin -Allah ondan râzı olsun- hadisi daha önce geçmişti. Bu hadiste, câhiliye araplarının, Safer hakkındaki inançları yerilmiş, Safer ayının, Allah Teâlâ'nın aylarından birisi olduğu, Safer'in olaylarda hiçbir irâdesinin olmadığı, aksine onun Allah Teâlâ'nın emriyle hareket ettiği açıklanmıştı.
Üçüncüsü: Safer ayında İslâm'a mensup kimselerde bulunan bid'atlar ve bâtıl inançlar:
İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi'ne şu soru sorulmuştur:
"Ülkemizde bazı âlimler, İslâm dîninde, Safer ayının son Çarşamba günü kuşluk namazı vaktinde bir selâmda dört rekat olarak kılınan, her rekatında Fâtiha sûresi ile birlikte on yedi defa Kevser sûresi, elli defa İhlas sûresi, birer defa Felak ve Nas sûreleri okunup selâm verilen, selâm verildikten sonra üç yüz altmış defa şu âyet-i kerime okunan:
[ سورة يوسف من الآية: ٢١]
"Ve Allah, emrinde gâliptir (hiçbir güç, O'na engel olamaz).Fakat insanların çoğu, (her şeyin Allah'ın elinde olduğunu) bilmezler."[19]
Bunları üç defa yaptıktan sonra şu âyet-i kerime ile bitirilen:
"Onların (iftiracıların) nitelemekte oldukları şeylerden senin izzet sahibi Rabbini tenzih ederiz.Bütün elçilere (rasûllere) selam olsun. Hamd, (dünya ve âhirette) âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur."[20]
Nâfile bir namaz olduğunu iddiâ etmektedir.
Yine, bu günde sadaka olarak fakirlere bir parça ekmek vermenin, Safer ayının son Çarşamba günü inen belâ ve musibeti savmak için bu âyet-i kerime'nin ayrı bir yeri olduğunu iddiâ etmektedirler.
Ayrıca, her yıl, üç yüz yirmi bin tane belâ ve musibet indiğini, bütün bu belâ ve musibetlerin, Safer ayının son Çarşamba günü geldiğini, bunun ise, yılın en zor günü olduğunu, kim, bu namazı, yukarıda zikredildiği şekilde kılarsa, Allah Teâlâ'nın o kimseyi, bu günde inen her türlü belâ ve musibetlerden lütuf ve keremiyle koruyacağını, yine, bu şekilde yapmaya gücü yetmeyen küçük çocukları bile belâ ve musibetlerden koruyacağını iddiâ etmektedirler.
Bu zikredilen şeyler çözüm müdür?
İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi âlimleri bu soruya şöyle cevap vermişlerdir:
"Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.Salât ve selâm, Allah'ın elçisine,onun âile halkına ve ashâbına olsun.
Soruda zikredilen bu nâfile namazın, Kur'an-ı Kerim ve sünnetten bir aslının olduğunu bilmiyoruz. Bu ümmetin ilk müslümanlarından ve onlardan sonra gelenlerden hiç kimsenin bu nâfile namazı kıldığına dâir hiçbir şey sâbit olmamıştır. Aksine bu, bid'at bir namazdır.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sâbit olduğuna göre o şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ.)) [ رواه مسلم ]
"Her kim işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona itibar edilmez)."[21]
Başka bir hadiste şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ.)) [ متفق عليه ]
"Her kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli Kur'an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se, o ihdâs ettiği şey, kendisine reddolunmuştur (bâtıldır)."[22]
Bu namazı ve zikredilen şeyleri, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e veya sahâbeden birisine nisbet eden kimse, en büyük iftirayı atmış olur ve bu kimse, Allah Teâlâ tarafından yalancıların hak ettikleri cezayı hak etmektedir."[23]
Değerli âlim Muhammed Abdusselâm eş-Şukayrî şöyle demiştir:
"Câhil kimseler, kendilerinden her türlü kötülüğü giderdiğine inanarak, Safer ayının son Çarşamba günü 'Bütün âlemler içinden Nuh'a selâm olsun' gibi, selâm âyetlerini yazmayı ve bu âyetleri, içerisinde su bulunan kaplara koyup o sudan içerek ondan bereket ummayı ve o suyu başkasına hediye etmeyi bir gelenek hâline getirdiler.Bu inanç, bozuk bir inanç, dînde yerilen bir şeyi uğursuz sayma ve bunu yapanı gören kimsenin ona şiddetle karşı çıkması gereken çok çirkin bir bid'attır."[24]
Dördüncüsü: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hayatında bu ayda meydana gelen savaşlar ve önemli olaylar.
Bunlar pek çoktur. Bu olaylardan bazılarını seçmek mümkündür:
İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Veddân adı verilen Ebvâ gazvesine bizzat kendisi katıldı. Bu, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in katıldığı ilk gazve olup Mekke'den Medine'ye hicret edişinden on iki ay sonra Safer ayında vukû buldu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in beyaz olan sancağını Hamza b. Abdulmuttalib taşıdı. Sa'd b. Ubâde'yi, kendisinin yerine Medine'de bıraktı ve Kureyş'in ticâret kervanının önünü kesmek için özellikle muhâcirlerle birlikte yola çıktı, fakat hiç kimseyle karşılaşmadı.
Bu gazvede, zamanında Damra oğulları kabilesinin reisi olan Muhaşşî b. Amr ed-Damrî ile Damra oğulları ile savaşmamak ve onların da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile savaşmamaları, kendisine karşı toplanmamaları ve kendisinin düşmanına yardım etmemeleri konularında aralarında (emân ve yardımlaşma) antlaşması imzaladılar. Bu antlaşmadan sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan on beş gün uzak durdu. [25]
İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- yine şöyle demiştir:
"Hicretin üçüncü yılı Safer ayı gelince, Adal ve el-Kara kabilelerinden bazı topluluklar Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna gelip içlerinde müslüman kimselerin olduklarını, onlara dînlerini ve Kur'an okumayı öğretecek öğretmenleri, kendileriyle birlikte göndermesini istediler.Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onlarla birlikte -İbn-i İshak'ın sözünde- altı kişi gönderdi. Buhârî ise: Onlar on kişi idiler, demiştir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onların başına, Mersed b. Ebî Mersed el-Ğanevî'yi emir tayin etti. Hubeyb b. Adiyy de onların içindeydi. Bu altı veya on kişilik heyet, onlarla birlikte yola çıktılar. Hicâz'ın kenar bölgelerinde Racî' denilen yere geldiklerinde onlara ihânet ettiler ve onlara karşı Huzeyl kabilesinden yardım istediler. Huzeyl kabilesinin adamları gelip onları kuşattılar ve genelini öldürüp Hubeyb b. Adiyy ve Zeyd b. ed-Desine'yi esir aldılar. Ardından onları köle olarak Mekke'de sattılar. Nitekim Hubeyb b. Adiyy ve Zeyd b. ed-Desine, Bedir savaşında müşriklerin ileri gelenlerini öldürmüşlerdi."[26]
İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- yine şöyle demiştir:
"Hicretin dördüncü yılında, Safer ayında Maûne Kuyusu fâciası vukû bulmuştur.Bu fâcianın özeti şöyledir: Mızrakla istediği gibi, mahâretle oynamasından dolayı "Mulâibu'l-Esinne" diye çağrılan Ebu Berâ Âmir b. Mâlik Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i huzuruna gelmişti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu İslâm'a dâvet etti, fakat o müslüman olmadı (bu dâvete yanaşmadı) ama pek uzak da durmadı.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’a:
-Ey Allah'ın elçisi! Ashâbından bir grup tebliğci göndersen de şu Necid halkına senin bu dînini onlara anlatsalar iyi olur, umarım onlara icâbet ederler, dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
-Ben, Necd halkının onlara bir kötülük yapmasından korkuyorum.
Bunun üzerine Ebu Berâ şöyle dedi:
- Ben onları koruyacağım.
Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, sahâbeden İbn-i İshak'ın sözüne göre- kırk, Sahih-i Buhârî'deki rivâyete göre yetmiş kişilik -ki doğru olan Buhârî'nin rivâyetidir- bir kurra (hafızlar) heyetini, Sâide oğullarından "Şehâdete Koşan" lakaplı Münzir b. Amr başkanlığında gönderdi. Bunlar, sahâbenin hayırlıları, fazîletlileri, efendileri ve hâfızları idiler. Heyet, Âmir oğulları ile Süleym oğulları kabilelerinin toprakları arasında bulunan Maûna kuyusu mevkiine ulaşınca orada konakladılar.Sonra Ümmü Süleym'in kardeşi Haram b. Milhan adındaki birisine, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mektubunu vererek onu Amir oğulları kabilesinin reisi Allah’ın düşmanı Âmir bir Tufeyl’e gönderdiler.Bu adam, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in mektubunu bile açıp bakmadan, adamlarından birisine emredip elçiyi arkasından mızrakla vurarak öldürttü. Haram b. Milhan, mızrak sırtından girince ve akan kanı görünce:
- Kâbe'nin Rabbine yemîn olsun ki kazandım! Dedi.
Ondan sonra da Âmir oğullarına (kabilesinin halkına, bu İslam tebliğcilerini kılıçtan geçirmek üzere) çağrıda bulundu. Ebu Berâ'nın himâyesinde oldukları için halk bu çağrıya uymadı. Bunun üzerine Süleym oğulları, Usayya, Ra'l ve Zekvân kabilelerini yardıma çağırdı. Usayye, Ra'l ve Zekvân kabileleri onun çağrısını kabul ettiler ve bu kabileler Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbını onları çember içine alıp kuşattılar. İçlerinden Neccâr oğulları kabilesinden Ka’b bin Zeyd dışındaki herkesi öldürdüler.Ka’b ise yaralanmış ve şehidler arasında kendinden geçmişti. Kendine geldikten sonra Medine’ye sağ dönmeyi başardı ve hayatta kaldı. Daha sonra Hendek savaşında şehid oldu.Bu tebliğcilerle beraber gitmiş, ancak onları korumak maksadıyla uzaktan gözetleyicilik yapan iki kişi daha vardı. Bu olayın dışında kalarak kurtulmuşlardı. Onlardan biri Amr b. Umeyye ed-Damrî, diğeri de Munzir b. Muhammed idi.Arkadaşlarının nerede öldürüldüklerini ancak akbabaları görerek keşfedebildiler.Oraya gittiklerinde korkunç manzara ile karşılaştılar. Arkadaşlarının tümü şehid edilmişti. Düşmanlarsa hala orada bekliyorlardı. Arkadaşlarının durumunu görünce her ikisi de kılıçlarını çekerek düşman ordusuna saldırdılar. Munzir şehid edildi. Amr b. Umeyye ed-Damrî ise esir alındı.Kendisinin Mudar kabilesinden olduğunu onlara haber verince, Âmir oğulları kabilesi reisi Amr b. Tufeyl onun saçını perçeminden kesti ve annesinin bir köle azad etme borcu olduğundan dolayı Amr'ı onun yerine sayıp serbest bıraktı. Hürriyetine kavuşan Amr b. Umeyye Medine’ye dönerken yolda el-Karkara denilen yere gelince bir ağacın altında dinlenmek için konakladı. Daha sonra onun yanına Kilâb oğulları kabilesine mensup iki kişi geldiler. Amr, onların şehid edilen arkadaşlarının öcünü almak niyetiyle kılıcını çekerek ikisini de öldürüp büyük bir hata işledi. Oysa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu iki kişiye teminat vermişti. Ama o bundan habersizdi. Medine’ye geldiğinde yaptığını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber verince, ona şöyle dedi:
- Andolsun ki sen, (kendilerine emân verilen) iki kişiyi öldürdün.Ben, o ikisinin diyetini mutlaka ödemeliyim."[27]
İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Hayber savaşına çıkması, Muharrem ayının başında değil, sonunda idi.Hayber'i fethetmesi ise Safer ayında idi." [28]
İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Kutbe b. Âmir b. Hadîde seriyyesinin Has'am kabilesine gelişi faslı:
Hicretin dokuzuncu yılı Safer ayında idi.
İbn-i Sa'd şöyle demiştir:
Dediler ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kutbe b. Âmir'i yirmi kişiyle beraber Has'am kabilesinin bir kolu olan (Yemen'deki) Tebâle bölgesine gönderdi ve kendisine, onların üzerine hücum etmesini emretti.Ardından iki kişinin bir deveye sırayla bindikleri on deve ile yola çıktılar.Derken bir adamı yakalayıp sorguya çektiler ama adam susup onlara hiçbir şeyi haber vermedi.Ardından suyun başında konaklayan topluluğun bulunduğu yerde bağırmaya ve onları tehdit etmeye başlayınca başını vurdular.Sonra (bu on kişlik seriyye) suyun başındaki topluluk uyuyuncaya kadar orada beklediler.Ardından geceleyin onlara baskın düzenleyip şiddetli bir savaşa tutuştular.Öyle ki her iki taraftan pek çok kişi yaralandı.(Seriyye'nin komutanı) Kutbe b. Âmir birçok insanı öldürdü.Daha sonra seriyye develeri, kadınları ve davarları önlerine katarak Medine'ye götürdüler. Bu olayda, seriyyenin baskın düzenlediği topluluk, toplanıp biraraya geldiler ve seriyyenin ardından onları takip etmeye başladılar. Fakat Allah Teâlâ onların üzerine öyle büyük bir sel gönderdi ki topluluğun, müslümanlara ulaşmasına engel oldu.Müslümanlar da develeri, kadınları ve davarları önlerine katıp giderlerken onlar müslümanlara bakıyorlar fakat sel sularını geçip müslümanlara ulaşma imkânını bulamıyorlardı.Böylece müslümanlar onların bakışları arasında uzaklaşıp gittiler."[29]
İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Hicretin dokuzuncu yılında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna Uzra kabilesinden on iki kişilik bir heyet geldi. İçlerinde Cemra b. en-Nu'mân da vardı.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: Bu topluluk kimdir? Diye sordu.
Onların sözcüsü şöyle cevap verdi:
-Biz, tanımamazlık etmeyeceğin Uzra oğullarıyız. Kusay'ın anneden kardeşleriyiz. Kusay'a destek olup yardım eden, Huzâa ve Bekir oğullarını Mekke'den kovanlar, biziz. Bizim akrabalık bağımız ve yakınlarımız vardır.
Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
- Siz hoşgeldiniz ve beni sizi tanımaya vesile olan şeye selâm olsun.O halde müslüman olun!
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Şam'ın fethedileceğini ve Herakliyus'un ülkesine kaçacağını onlara müjdeledi.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, kâhinlere gitmelerini ve daha önceleri yapmakta oldukları putlara kurbanlar kesmeyi onlara yasakladı ve sadece kurban bayramında kurban kesmeleri gerektiğini onlara haber verdi.Uzra heyeti,Ramle'nin evinde birkaç gün kaldıktan sonra kendilerine hediyeler verilmiş halde geri döndüler."[30]
Safer ayı hakkında gelen uydurma ve yalan hadisler.
İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- (uydurma hadislerin özellikleri hakkında) şöyle demiştir:
"Gelecek tarihli hadisler faslı:
Bu özelliklerden bazıları şunlardır:
Rivâyet edilen hadiste şu şu tarihin olmasıdır.
Örneğin: Şu şu yıl olunca, şöyle şöyle olaylar meydana gelecektir, şu şu ay olunca, şöyle şöyle olaylar meydana gelecektir, denmesi gibi.
Örneğin: Yalancı küstahın: Muharrem ayında ay tutulursa, hayat pahalılığı, savaş ve sultan (devlet başkanı) başa gelecek, Safer ayında ay tutulursa, şöyle şöyle olacaktır, demesi gibi.
Yalancı küstahın, senenin her ayı için böyle şeyler uydurmaya devam etmesi gibi.
Bu anlamdaki hadislerin hepsi, yalan ve iftirâdır." [31]
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Bkz: İbn-i Manzûr; 'Lisânu'l-Arab'; c: 4, s: 462-463.
[2] Tevbe Sûresi: 36
[3] Buhârî; hadis no: 1489. Müslim; hadis no: 1240.
[4] Allah'ın haram kıldığı haram ayların yerlerini ilk defa değiştirip erteleyen kimsedir.Kinâne kabilesindendir.Asıl adı, Nuaym b. Sa'lebe'dir. Allah'ın haram kıldığı haram ayların yerlerini son defa değiştirip erteleyen kimse ise, Cunâde b. Avf b. Umeyye el-Kinânî'dir.Cunâde, kavmi arasında söz sahibi birisiydi.Hac mevsiminde eşeğinin üzerinde gelir ve şöyle seslenirdi: Ey insanlar! Dikkat edin! Ebu Sumâme bu konuda ne ayıplanır, ne kendisine cevap verilir, ne de dediği reddolunur. Bunun üzerine insanlar ona şöyle derlerdi: Muharrem ayının haramlılığını bizden bir ay ertele ve Muharrem ayını, Safer ayında kıl.Bu istek üzerine o da Muharrem ayını onlara helal kılar ve şöyle seslenirdi: Dikkat edin! İlahlarınız, bu yıl Safer ayını haram kıldı.Bunun üzerine insanlar o yıl Safer ayını haram ay kabul ederlerdi.Zilhicce ayında hac yaptıkları zaman (Zilhicce'den sonra gelen) Muharrem ayını bırakıp onu Safer diye adlandırırlardı.Zilhicce ayı bitince, Muharrem ayında savaşa çıkarlar ve bu ayda başka kabilelere saldırırlar ve ganimet alırlardı.Çünkü onlara göre bu ay, Safer ayı idi.Böylelikle onların o yılında iki Safer ayı olurdu.Bir sonraki yıl ise onlara göre Zilhicce, Zilkâde sayılır, Muharrem ise, Zilhicce sayılırdı.Böylece Muharrem ayında hac yaparlardı.Bunu da iki yıl üst üste yaparlardı.Daha sonra da bunu değiştirirler ve iki yıl üst üste Safer ayında hac yaparlardı. (Ebu Nebil)
[5] Advâ: Sağlam bir kişiye bir hasta aracılığıyla hastalığının bulaşmasıdır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in böyle bir şeyin olmadığını söylemesinin sebebi; doğrudan doğruya o hasta kişi yüzünden hasta olduğuna değil de Allah’ın dilemesi ve takdiri sonucu bu hasta kişiden hastalık bulaştığına inanmanın gerekliliğini belirtmektir. Zira İslâm inancında hastalığın doğrudan doğruya bulaşması yoktur.Her şey Allah'ın izni ve dilemesiyle olur. Bununla beraber İslâm, insanların salgın hastalık olan yerlerden uzak durmak suretiyle tedbir almalarını ve Allah'a tevekkül etmelerini emretmiştir.
[6] Tıyara: Uğura ve uğursuzluğa inanmaktır.
[7] Hâme: Kan davalarında öç ve intikam almak için uydurulmuş bir takım efsanelere inanmaktır.İslâm bunu kesinlikle yasaklar.Câhil arapların inançlarına göre öldürülen bir kimsenin kanından, kemiğinden veya ruhundan kuşlar -özellikle baykuşlar- türeyerek ölünün intikamını alıncaya dek bağırırlar.Bu yüzden ölenin yakınları ölüyü rahat ettirmek için intikamını almak zorunda olduklarına inanırlardı.
[8] Safer: Sefer ayının uğursuz olduğuna inanmaktır. Uğursuzluk din veya dünya ile ilgili hayırlı iş yapmaya niyet edildiğinde sevilmeyen bir şey görüldüğü veya duyulduğu zaman bunun kalbe etki ederek, niyet edilen işten vazgeçirmesi veya kalpte bir üzüntü meydana getirmesidir. Bir iş yapmaya niyet edildiğinde kötü bir şey görmek veya duymak suretiyle bunu uğursuzluk sayıp yapacağı işten vazgeçmek, vazgeçmeyip kalben üzüntü duymaktan daha haramdır ve apaçık bir şirktir. (Ebu Nebil)
[9] Buhârî ve Müslim
[10] Tevbe Sûresi: 37
[11] Buhârî; hadis no: 4662. Müslim; hadis no: 1679
[12] Ahkâmu'l-Kur'an; c: 2, s: 503-504.
[13] Advâ: Sağlam bir kişiye bir hasta aracılığıyla hastalığının bulaşmasıdır.
[14] Tıyara: Uğura ve uğursuzluğa inanmaktır.
[15] Hâme: Kan davalarında öç ve intikam almak için uydurulmuş bir takım efsanelere inanmaktır.
[16] Safer: Sefer ayının uğursuz olduğuna inanmaktır. (Ebu Nebil)
[17] Buhârî; hadis no: 5387. Müslim; hadis no: 2220
[18] Mecmû' Fetâvâ İbn-i Useymîn; c: 2, s: 113-115
[19] Yusuf Sûresi: 21
[20] Sâffât Sûresi: 180-182
[21] Müslim; hadis no:1718.
[22] Buhârî; hadis no: 2697.Müslim; hadis no: 1718.
[23] İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâmî Komitesi Fetvâları; c: 2, s: 354.
[24] "es-Sunen ve'l-Mubtedeât (Sünnetler ve Bid'atlar)"; s: 111-112.
[25] Zâdu'l-Meâd; c: 3, s: 164-165.
[26] Zâdu'l-Meâd; c: 3, s: 244.
[27] Zâdu'l-Meâd; c: 3, s: 246-248.
[28] Zâdu'l-Meâd; c: 3, s: 239-240.
[29] Zâdu'l-Meâd; c: 3, s: 514.
[30] Zâdu'l-Meâd; c: 3, s: 657.
[31] el-Menâru'l-Munîf; s: 64.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
























