"Ey acâyip işleri olan ALLAH ! Ceza gününne kadar bana hayırla rahmet et" tespihiyle zikirde bulunursa Allâh-u Subhânehü ve Te'âlâ ona yepyeni bir hayat bahşeder .(Muhammed ibni Hatîrüddin , el-Cev^hiru'l-hams, sh:53-54)
3 Nisan 2011 Pazar
HASTAYA ŞİFA NAMAZI
Her kim iki rekat namaz kılıp her bir rekâtında Fâtiha'dan sonra üç kere İhlâs Sûresi okurda namazı bitince kıldığı yerde oturup kimseyle hiçbir şey konuşmadan bin kere :
21 Mart 2011 Pazartesi
Kenzül Arş duası uzun ve tesirli olan
Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor:
''-Cebrail bana dedi ki: ''Ey Muhammed!Kim ömründe bir kere bu duayı okursa,Allahü Teala onu,Kıyamet Günü'nde yüzü ayın ondördü gibi parlak olarak haşreder.Hatta bütün insanlar onu bir peygamber veya melek sanırlar.Ben ve sen onun kabrinin üzerinde dururuz.Ona hesapsız ve azapsız,üzerine binip Cennete gitmesi için Cennetten bir burak getirilir.Sırat Köprüsü'nden şimşek gibi geçer.Onun günahı denizlerin suyundan,yağmurların damlasından,ağaçların yapraklarından,kumların adedinden,taşlardan daha fazla olsa bile,kendisine kabul olunmuş(nafile)hac ve bin umre sevabı yazılır.
Korkan kimse okursa,Allah onu korktuğundan emin kılar.Susayan kimse okursa,Allah onun susuzluğunu giderir.Aç olan okursa giyindirir,hasta okursa şifa verir,hastanın üzerine okunursa,hastalığından kurtulur,dünya yahut ahiret ihtiyaçlarından birisi için okursa Allah istediğini verir.Bir düşmandan veya sultandan korktuğu için okursa,Allah onların şerlerinden korur ve Allah'ın mahlukatından gelecek olan tüm zarar ve eziyetleri kendisine ulaşmaktan meneder.
Borçlu olan okursa,Allah onu,borcunu ödemeye muvaffak kılar,hiçbir kimseye muhtaç olmaz.Eğer onu hasta olan yazıp üzerinde taşırsa iyileşir.Kadın taşırsa kocası ona ikram eder.Cinden,insden ve şeytandan,sancı ve hastalıklardan emin olur.Kayıp ise ailesine sağ salim kavuşur.Bu duayı okuyan için cin,melek istiğfar ederler.Ömrü bereketli olur.
Kim beş defa bu duayı okursa Peygamber Aleyhisselam'ı rüyasında görür.''
Ebu Bekir Sıddık (r.a)buyurdu :
''Gece olsun gündüz olsun bu duayı okudum,Peygamber Aleyhisselam'ı rüyamda gördüm.''
Hazreti Ömer de şöyle buyurur:
''Hiç bir hacetim olmadı ki onun için bu duayı okuyayım da giderilmesin.''
Hazreti Osman (r.a) diyor ki:
''Ben Kur'an-ı Kerim'i ezberleyemezdim.Resulü Ekrem (s.a.v)'e bu hususu şikayet ettim.Bana bu duayı öğretti.Onu okuduğumda Kur'an-ı Kerim'i ezberlemeyi başardım.
Hazreti Ali Kerremellahü vechehü buyuruyor ki:
''Ben bu duayı okuduğum vakit düşmanıma galebe çalardım.Kim ki Fatiha'yı,İhlas Suresi'ni,Kafirun ve Felak ve Nas Suresi'ni üç kere okuyup sonra da bu duayı okursa her türlü hastalıktan,her zalimin şerrinden onu emin kılar ve bütün isteklerini verir.Kim ki okuduğu gibi onu yazıp üzerinde taşırsa ve kim ki başının altına koyup uyursa Allahü Teala o kimsenin malından çalınanı ve evinden kaçanı geri iade eder.Akan suya okursa su durur yahut yanan ateşe okursa ateş söner.Dağ üzerine okursa dağ paramparça olur.''
Kim ki iki rekat namaz kılıp her rekatında Fatiha ve bir de İhlas okuyup selam verdikten sonra bu duayı okursa dünya ve ahirete ait ne isterse tüm istediklerine nail olur.Bu duanın fazileti sayılmayacak kadar çoktur;biz burada kısa olarak zikrettik.(Nevadir-i Kaylubi'den alındı.)
Diğer bi kaynakta da fazileti ve sırları şöyle anlatılmaktadır:Bir gün Hazreti Peygamber (s.a.v) sahabeleri ile otururken Cebrail Aleyhisselam geldi.Dedi ki:
''Ya Muhammed!Rabb Tebareke Teala sana selam kıldı.Bu duayı Allah Teala hiçbir Peygamber'e vermedi.Senin ümmetinden bir kimse bu duayı okursa veya götürürse,o yerde ne türlü tehlike olursa olsun şerlerinden emin olur.Eğer bir kimse ile dost olmak için okursa dost olur.Eğer düşmanın üzerine okunursa perişan olur.Halk arasında heybetli görünmek istersen bu duayı yazıp götüresin.
Bir kimsenin dişi veya başı ağrısa bu duayı okusa Hak Teala bu duanın hürmetine şifa ihsan eder.Ya Muhammed!Bu duayı hürmetle saklayan kimse seni rüyasında görür.
Her kim bu duayı bir kez okursa Allah hacetini kabul eder.Gözlerinden rahatsız olan bir kimse misk,safran ve gülsuyu karışımı bir mürekkep ike yazıp suyu içse şifa bulur.(Bi kaç arkadaşın gözünde rahatsızlık vardı.O yüzden dikkatini çekmesini istedim.)Yağmurlu bir günde okursa Allah Teala her muradını verir.''Dua budurYazma,15)
Bismillahirrahmanirrahim*Elhamdü lillahi rabbil alemine aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmir rahıym*Elif lam mim zalikel kitabü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bir hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam mim Allahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyümü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya eyyühen nasüttekü rabbekümüllezi ğalekaküm aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya eyyühellezine amenü evfü bil ukudi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeh*Bismillahir rahmanir rahıymi elhamdü lillahillezi halekas semavati vel erda aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam mim sad aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Yes'elüneke anil enfali aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti beraetün minellahi ve rasülihi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam ra tilke ayatül kitabil hakimi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam ra kitabün uhkimet ayatühü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam ra tilke ayatül kitabil mübini aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam mim ra tilke ayatül kitabi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam ra kitabün enzelnahü ileyke aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam ra tilke ayatül kitabi ve kur'anin mübinin aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Eta emrullahi fe la testa'cilühü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Sübhanellezi esra bi abdihi leylen aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elhamdü lillahillezi enzele ala abdihil kitabe aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Kef ha ya ayn sad zikru rahmeti rabbike abdehü zekeriyya aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ta ha ma enzelna aleykel kur'ane le teşka*Aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ikterabe lin nasi hısabühüm aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya eyyühen nasüttekü rabbeküm inne zelzeletes saati şey'ün azıymün aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Kad eflehal mü'minüne aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Süratün enzelnaha ve feradnaha aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Tebarekellezi nezzelel fürkane aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ta sin mim tilke ayatül kitabil mübini aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ta sin tilke ayatül kur'ani ve kitabin mübin*Aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ta sin mim tilke ayatül kitabil mübini aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam mim e hasiben nasü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam mim ğulibetir rümü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam mim tilke ayatül kitabil hakimi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elif lam mim tenzilül kitabi la raybe fihi min rabbil aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya eyyühen nebiyyüttekıllahe aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elhamdü lillahillezi lehü ma fis semavati aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elhamdü lillahi fatıris semavati aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya sin vel kur'anil hakimi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ves saffati saffen aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Sad vel kur'ani ziz zikri aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Tenzilül kitabi minellahil azizil hakimi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ha mim tenzilül kitabi minellahil azizil alimi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ha mim tenzilün miner rahmanir rahıymi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ha mim ayn sin kaf aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ha mim vel kitabil mübini aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ha mim vel kitabil mübini inna enzelnahü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ha mim tenzilül kitabi minellahil azizil hakimi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ha mim tenzilül kitabi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ellezine keferü ve saddü an sebilillahi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İnna fetahna leke fethan mübinen aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya eyyehüllezine amenü la tükaddimü beyne yedehillahi ve rasülihi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Kaf vel kur'anil mecidi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Vez zariyati zerven aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Vet türi ve kitabin mestürin aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ven necmi iza heva aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ikterabetis saatü venşekkal kameru aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Allemel kur'ane aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İza vekaatil vakıatü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Sebbeha lillahi ma fis semavati vel erdı aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Kad semiallahü kavlelleti tücadilüke aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Sebbeha lillahi ma fis semavati ve ma fil erdı aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya eyyehüllezine amenü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Sebbeha lillahi ma fis semavati ve ma fil erdı aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Yüsebbihu lillahi ma fis semavati ve ma fil erdı aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İza caekel münafiküne aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Yüsebbihu lillahi ma fis semavati ve ma fil erdı aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya eyyühen nebiyyü iza tallaktümün nisae aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya eyyühen nebiyyü lime tüharrimü aleyke ya ribbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Tebarekellezi bi yedihil mülkü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Nün vel kalemi ve ma yesturüne aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elhakkatü mel hakkatü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Seele sailün aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İnna erselna nühan ila kavmihi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Kul ühıye ileyye ennehüstemea neferun minel cinni aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya eyyühel müzzemmilü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ya eyyühel müddesiru aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*La uksimü bi yevmil kıyameti aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Hel eta alel insani aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Vel mürselati urfen aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Amme yetesaelüne aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ven naziati ğarkan aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Abese ve tevalla aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İzeş şemsü küvvirat aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İzes semaünfetarat aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Veylül lil mütaffifine aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İzes semaünşekkat aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Vessemi zatil bürüci aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ves semai vet tarikı aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Sebbihısme rabbikel a'lellezi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Hel etake hadisül ğaşiyeti aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Vel fecri ve leyalin aşrin aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Lauksimü bi hazel beledi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Veş şemsi ve duhaha aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Vel leyli iza yağşa aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Ved duha vel leyli iza seca aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elem neşrah leke sadrake aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Vet tiyni vez zeytüni aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İkra bismi rabbikellezi haleka aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İnna enzelnahü fi leyletil kadri aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Lem yekünillezine keferü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İza zülziletil erdu zilzaleha aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Vel adiyati dabhan aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*El kariatü mel kariatü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Elhakümüt tekasürü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Vel asri innel insane le fi husrin aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Veylün li külli hümezetin lümezetin aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*E lem tera keyfe feale rabbüke aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Li iylafi kurayşin aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*E raeytellezi yükezzibü bid dini aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İnna a'taynakel kevsera aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Kul ya eyyühel kafirüne aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*İza cae nasrullahi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Tebbet yeda ebi lehebin aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Kul hüvellahü ehadün aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Kul eüzü bi rabbil felakı aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıym*Kul eüzü bi rabbin nasi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti erbeate aşera ve mieti süveril kur'aniyyeti aleyka ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti sittin ve sittine ve sittimietin ve sitti alafi ayetil kur'ani aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti erbeimietin ve sittin ve seb'ıyne elfe kelimetil kur'ani aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti Bismillahir rahmanir rahıymillezi hüve mevcüdün fi külli süveril kur'ani aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti sitti mietin ve ışrine elfen ve selamieti elfi harfil kur'ani aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil elifillezi hüve mevcüdün fi seb'ıyne ve selasemietin ve erbeıyne elfe mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfi elbaillezi fil kur'ani fi semaniyete aşera ve erbeımietin ve ıhda aşera elfi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetit taillezi fil kur'ani fi tis'ın ve tis'ıyne ve mietin ve aşri alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetis saillezi fil kur'ani fi sittin ve tis'ıyne ve isna elfi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil cimillezi fil kur'ani fi selasin ve tis'ıyne ve mieteyni ve selaseti alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti hurfil haillezi fil kur'ani fi seb'ıyne ve tis'ımietin ve selaseti alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil haillezi fil kur'ani fi sittin ve erbeımietin vel elfet mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfid dallezi fil kur'ani fisna ve tis'ıyne ve erbeımietin ve selaseti alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfiz zalillezi fil kur'ani fi selasine ve selasimietin ve elfey mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfir raillezi fil kur'ani fi seb'ati alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfiz zaillezi fil kur'ani fi mietin ve erbeati alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfis sinillezi fil kur'ani fi selasine ve selasimietin ve selaseti alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfiş şinillezi fil kur'ani fi tis'ıyne ve erbeati alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfis sadillezi fil kur'ani fi selasimietin ve elfey mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfid dadillezi fil kur'ani fi erbeatin ve seb'ıyne ve mietin ve elfey mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfit taillezi fil kur'ani fi erbeatin ve seb'ıyne ve mieteyni ve elfi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfiz zaillezi fil kur'ani fi erbeıyne ve sittimieti mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil aynillezi fil kur'ani fi ışrıyne ve mieteyni ve tis'ati alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil ğaynillezi fil kur'ani fi semanin ve mieteyni ve isney elfi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil faillezi fil kur'ani fi erbeimietin ve semaniyeti alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil kafillezi fil kur'an fi selasetin ve seb'ımietin ve sitti alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil kafillezi fil kur'ani fi sittine ve hamsimietin ve tis'ı alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil lamillezi fil kur'ani fi isneyni ve selasine ve erbeimietin ve selasine elfi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil mimillezi fil kur'ani fi ışrine elfe mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfin nünillezi fil kur'ani fi sittine ve hamsimietin ve sittetin ve ışrine elfe mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil vavillezi fil kur'ani fi sitteti alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil haillezi fil kur'ani fi seb'ıyne ve tis'ate aşera elfe mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil lamil elifillezi fil kur'ani fi tis'ate aşera elfe mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti harfil yaillezi fil kur'ani fi elfin ve tis'ımietin ve tis'ıyne mevdıan ve tis'ımietin ve alafi mevdıın aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti tis'ın ve ışrine harfel kur'anillezi enzeltehü ala muhammedin sallelahü aleyhi ve selleme aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti erbeatin ve ışrine ve mieti elfi nebiyyin aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti ademe ve havva aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti cebraiyle aleyhis selamü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti mikaiyle aleyhis selamü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti israfiyle aleyhis selamü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti azraile aleyhis selamü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti melaiketil kerübiyyine aleyhimüs selamü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti hameletil arşi aleyhimüs selamü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetis semavatis seb'ı vel eradıynes seb'ı aleyke ya rabbi ve es'elüke bş hakkı bi hurmetil ismillezi zekareke bihil enbiyaü vel evliyaü vel ubbadü vez zühhadü vel ebdalü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti katratil maillezi tecri min a'yünil mazlümine aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti ebi bekrinis sıddikı radıyellahü anhü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti umerabnil hattabi radıyellahü anhü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti usmanebni affanin radıyellahü anhü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti aliyyibni ebi talibin radıyellahü anhü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti hasenin ve huseynin radıyellahü anhüma ve bi hurmeti zeyni abidine ve bi hurmeti müsebni ca'ferin ve bi hurmeti aliyyibni müsa ve bi hurmeti aliyyibni muhammedin ve bi hurmeti huseynibni aliyyin ve bi hurmeti evladihim rıdvanüllahi aleyhim ecmeıyne aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetil müsallinel leyle ven nehara aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetismikellezi tüızzü ve tüzillü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetismikellezi tuhyi ve tümitü mehabbetilleti beyneke ve beyne muhammedin aleyhis selamü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti ehadin ve elfin min ismikellezi yüharrakü bihil ercülü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti beytil ma'müri aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetil meş'aril harami aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetil ğuzzati veş şühedai aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetismikellezi sıfatike mektübetün fihi aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetismikellezi bihi ye'huzü melekül mevti rühal halaıki aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetismikellezi zekerake bihi hürul ıyni aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetismikellezi zekerake bihi ehlül belai aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmeti ismikellezi zekerake bihi ibrahimü aleyhis selamü ve hallastehü min nari nemrüde aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetismikellezi lekıye bihi ya'kübü yüsüfe aleyhimes selamü aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetismikellezi zekerake bihi eyyübü aleyhis selamü fe keşefte anhüd durra aleyke ya rabbi ve es'elüke bi hakkı bi hurmetismikellezi zekerake bihi süleymani aleyhis selamü ve radedte mülkehü ileyhi aleyke ya rabbi ve es'elüke hakkı bi hurmeti ilahina ve seyyidina veffık li abidikel acizinet tevbete ve sebbit lenel imane verhamna verda anna ümmete muhammedin verhan abaena ve ammatina vahfaz imanena min şerriş şeytani vağfir lena bi fadlike ya rahmanü*Verzukna rü'yete cemalike ve cemali habibike fi firdevsil cinan*Bi rahmetike ya erhamer rahımin*
3 Mart 2011 Perşembe
Gul peygamberim,
Gul peygamberim,
Ummetin Sana selam gonderince, Allah (cc)`in melekleri bu selami alir Sana iletirlermis, oyle ise:
Es-selamu aleyke Ya Rasulallah
Es-selamu aleyke Ya Habiballah
Es-selamu aleyke Ya Nebiyallah
Selam Sana Ey Gul-i Rana !
Ya Rasulallah,
Suan elimde tuttugum kalem dahi hal-i ruhuyetimi Sana izah etmekten aciz kaliyor Ve Sana yazdigim her kelimeyi “kelime”olarak degilde ruhumdan gelen bir duygu yuku olarak kelimelere yansitiyorum Neye, nerden ve nasil basliyacagimi bilmeden, bir sehre ilk defa tesrif eden bir insan gibi, ben de hangi duygu selinde bogulacagimi bilmeden baslamak istiyorum acizane
Ya Habiballah,
Gonlumun Gulu, ruhumun huzur kaynagi, guzide insan, rahmet peygamberim!
Gullere bakipta hayran olmamak olmaz, guller kokusunu da o guzelligini de Senden almistir Kimbilir Senin cemaline bakanlar ne kadar meftun oldular Sana Hani Ebu Cehil Sana: “Ya Muhammed ne kadar cirkinsin”demisti Sen de sukut etmistin, Sen biliyordun ki herkes kalbinin guzelligi kadar guzelligi gorebilirdi Ve derken Ebu Bekir (ra), sadik dostun gelmisti de Sana hayran hayran bakip, ve can-i gonulden: “Ya Rasulallah ne kadar guzelsin”demisti
Sana Ebu Bekir(ra) gozuyle bakmayi ne kadar yeglerdim Ben de Yesil Kubbeni seyrediyorum resimlerde Ne kadar Ebu Bekir (ra) misali hayranlikla bakmayi beceremesemde, Senin icin kalbimin en derinliklerinde Sana ozlemim ve sevgim var Ya Rasulallah, ne zaman dunya hayati beni cok mutlu ediyor ven ne zaman benim canimi acitiyor, o an odama kosuyor ve Senin Yesil Kubbeni bakarak agliyorum Sanki Sen yanimdaymissin gibi Seninle konusuyor ve mutlulugu, da huznu de Seninle yasiyorum Masuk asksiz olmaz Ya HabiballahYuregimdeki yanan gizli bir korsun ve insaAllah hep oyle kalacaksin
Ey Gonuller Sultani, Ask ikliminin en Guzel Sevdasi,
Kalbimiz aciyor buralarda Seni Sensiz yasamak zor geliyor bizlere Senin yolunda gidenlerden yuz ceviriyor bir coklari Islam garip baslamisti, suanda boynu bukuk devam ediyor ya Rasulallah Bu kadar guzel bir dini guzel yasayamayan bizlere, darbe ustune darbe indiriliyor Allah cc`a kasem olsun ki, bizler birseylerin farkina varma noktasindayiz Ya Rasulallah Indirilen darbeler artik gozumuzu acmamiza vesile oldu biiznillah Bu kalpler Hak`kin ve Senin askini yasadikca islam bayragida gonullerde ve bu kainatta hep dalgalanacak insaAllah
Ya Rasulallah, yurekler Senin ozlemine bogulmus, Senin Sancaginin altinda bulusacagimiz gunu bekliyoruz
Ne kadar gunahkar olsakta, Seni cok seviyoruz, ve sairin diliyle ”Seni Seven Senin gibi olmali” bunun da idrakindeyiz acizane
Duygularimi dahi anlatmaktan aciz kaldigim suanlarda mektubuma son veriyorum Ben isterdim ki Ya Rasulallah, Sana yazdigim her mektubun altina gozyaslarimla imzami atabilseydim Fakat…
O beklenen gunde sefaatinden bizleri mahrum eyleme Sevgili Peygamberim…
Ve tekrardan…
Es-selamu aleyke Ya Rasulallah
Es-selamu aleyke Ya Habiballah
Es-selamu aleyke Ya Nebiyallah
Selam Sana Ey Gul- Rana !
Kula duâ etmek yakışır
Hasan Bey: “Cenâb-ı Hak bizim her duâmıza ‘Lebbeyk!’ diyor. Ancak bazen farklı şekilde kabul ediyor. Yani bizim için en güzel şekilde takdir ediyor. Rabbimizin bize her şeyi güzel sûrette vereceğine dair herhangi bir vaadi mi var? Ya da buna-–hâşâ—mecbur mu?”
Cenâb-ı Hak, Hâlık’tır; biz O’nun yarattığı mahlûkuz. O Fâtır’dır; biz O’nun yoğurduğu fıtratız. O Rahîm’dir; biz rahmete muhtacız. O Rauf’tur; biz O’nun re’fetine ve yumuşak tavırlarına muhtacız. O Rahman’dır; biz O’nun merhametini umuyoruz. O Halim’dir; biz O’nun yumuşak huylu muâmelesine muhtacız. O Ğafûr’dur; biz O’nun mağfiretine muhtacız. O Vedûd’dur; biz O’nun tarafından sevilmeye muhtacız. O Vehhâb’dır; biz isteyen ve zenginliğinden varlık ve sayısız nimetler, ihsanlar ve ikramlar uman kullarıyız. O Rab’dir; biz terbiyeye muhtacız. O Ğanî’dir; biz O’nun vermesine, feyzine ve bereketine muhtaç ve muntazırız. O Mücîb’dir; biz duâ eden ve cevap bekleyen kullarız.1
Biz O’nun kuluyuz. Duâ bizim şe’nimiz. O bizim Rabb’imiz; duâmıza cevap vermek ve dilediğince kabul etmek de O’nun şe’nidir. Biz duâmızı yaparsak, O bize cevap veriyor ve istediğimizin ya aynısını, ya da daha evlâsını veriyor. Duâmızı kabul ediyor. Duâ, O’nunla bizim aramızda en sağlam, en sağlıklı, en canlı, en diri, en hayatdâr, en salim, en emin, en kısa, en tesirli, en müstecâp, en huzurlu, en kuvvetli, en nazik ve en nezih bağlantı ve kanaldır. Bundandır ki Yüce Kitabında O, “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” 2 diye ilân ediyor.
Ana ile evlât arasındaki nezih ve nazik muameleyi düşünelim bir kez. Evlât her istediğinde, ana şefkatinden bin bir parça olmaz mı? Eğer evlâdının istediği elinde varsa, canla-başla vermez mi? Bir yaşındaki bir yavruya annenin düşkünlüğünü ve düşkünlüğüne denk olarak yavrunun isteklerine kendisini feda edişini hesap edebiliyor muyuz?
Hazret-i Ömer (ra) anlatmıştır: “Bir gün bir takım esirler getirilmişti. Esirler içinde bir kadın vardı; kadın sağa sola koşturup çocuğunu arıyordu. Bir çocuğa rastladığında çocuğu tutuyor, bağrına basıyor, kokluyor, okşuyor ve emziriyordu. Resul-i Ekrem Efendimiz (asm):
“Şu kadının çocuğunu ateşe atabileceğini zanneder misiniz?” buyurdu.
Biz de:
“Hayır, ya Resûlallah! Vallahi atmaz!” dedik.
Allah Resulü (asm):
“İşte Allah kullarına, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden daha merhametlidir” buyurdu.3
İşte böyle bir İlâh’ımız, böyle bir Hâlık’ımız, böyle bir Yaradan’ımız, böyle bir Allah’ımız var. Elimizi açtığımızda, kalbimizi müteveccih kıldığımızda, gönlümüzü verdiğimizde, içtenlikle yöneldiğimizde bize cevap veriyor, “İsteyin; vereyim.” 4 diyor.
Ancak çoğu zaman biz şartlardan ve kurallardan kendimizi kurtaramıyoruz; kendi kabuğumuzu kıramıyoruz, kendimizi nazdan niyaza alamıyoruz, duâ ve kulluk makamını yeterince değerlendiremiyoruz.
İslâm büyüklerinden meşhur Ata, itikâfı şöyle tanımlar: “İtikâfa giren kimse, ihtiyacından dolayı büyük bir zatın kapısında oturup, ‘İhtiyacımı karşılamadıkça buradan ayrılmam!’ diye yalvaran birisine benzer. Nitekim o da Cenâb-ı Hakk’ın bir mabedine sığınmış ve ‘Beni affetmedikçe buradan ayrılıp gitmem ya Rab!’ diyor.”
Demek, duâlarımızın kabulü için içtenlikle istemek ve yalvarmak gerekiyor. Kulluğumuzu takınmamız gerekiyor. Yakarışı sürekli kılmamız ve duâyı hiçbir şekilde elden bırakmamamız gerekiyor.
Ancak; hiç şüphesiz, bizim içtenlikle isteyişlerimiz karşısında Allah’ın duâlarımızı kabulünü ve isteklerimizin ya aynısını, ya da daha evlâsını verişini O’nun için “mecburiyet” sıfatıyla izah edemeyiz. Yani Allah bir şeye mecbur kalmaz. Allah’ı hiç kimse, hiçbir konu için “icbar” etmez, edemez, zor kullanamaz. Her zaman ve her zeminde, dünyada ve âhirette Cebbar olan Allah’tır, İcbar eden Allah’tır, başkasını mecbur bırakan Allah’tır.
Binâenaleyh; Allah’ın yalvarışlarımıza cevap verişi, isteklerimize ilgi duyuşu, duâlarımızı kabul edişi, günahlarımızı affedişi ve bizi bağışlayışı sırf O’nun üzerimizdeki sonsuz merhametini, sınırsız rahmetini, engin şefkatini, nezih sevgisini, bize ve isteklerimize ne yüce değer verişini gösterir.
Her hâl ve her şartta Allah’a hamd olsun!
DUÂ
Cenâb-ı Hak, Hâlık’tır; biz O’nun yarattığı mahlûkuz. O Fâtır’dır; biz O’nun yoğurduğu fıtratız. O Rahîm’dir; biz rahmete muhtacız. O Rauf’tur; biz O’nun re’fetine ve yumuşak tavırlarına muhtacız. O Rahman’dır; biz O’nun merhametini umuyoruz. O Halim’dir; biz O’nun yumuşak huylu muâmelesine muhtacız. O Ğafûr’dur; biz O’nun mağfiretine muhtacız. O Vedûd’dur; biz O’nun tarafından sevilmeye muhtacız. O Vehhâb’dır; biz isteyen ve zenginliğinden varlık ve sayısız nimetler, ihsanlar ve ikramlar uman kullarıyız. O Rab’dir; biz terbiyeye muhtacız. O Ğanî’dir; biz O’nun vermesine, feyzine ve bereketine muhtaç ve muntazırız. O Mücîb’dir; biz duâ eden ve cevap bekleyen kullarız.1
Biz O’nun kuluyuz. Duâ bizim şe’nimiz. O bizim Rabb’imiz; duâmıza cevap vermek ve dilediğince kabul etmek de O’nun şe’nidir. Biz duâmızı yaparsak, O bize cevap veriyor ve istediğimizin ya aynısını, ya da daha evlâsını veriyor. Duâmızı kabul ediyor. Duâ, O’nunla bizim aramızda en sağlam, en sağlıklı, en canlı, en diri, en hayatdâr, en salim, en emin, en kısa, en tesirli, en müstecâp, en huzurlu, en kuvvetli, en nazik ve en nezih bağlantı ve kanaldır. Bundandır ki Yüce Kitabında O, “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” 2 diye ilân ediyor.
Ana ile evlât arasındaki nezih ve nazik muameleyi düşünelim bir kez. Evlât her istediğinde, ana şefkatinden bin bir parça olmaz mı? Eğer evlâdının istediği elinde varsa, canla-başla vermez mi? Bir yaşındaki bir yavruya annenin düşkünlüğünü ve düşkünlüğüne denk olarak yavrunun isteklerine kendisini feda edişini hesap edebiliyor muyuz?
Hazret-i Ömer (ra) anlatmıştır: “Bir gün bir takım esirler getirilmişti. Esirler içinde bir kadın vardı; kadın sağa sola koşturup çocuğunu arıyordu. Bir çocuğa rastladığında çocuğu tutuyor, bağrına basıyor, kokluyor, okşuyor ve emziriyordu. Resul-i Ekrem Efendimiz (asm):
“Şu kadının çocuğunu ateşe atabileceğini zanneder misiniz?” buyurdu.
Biz de:
“Hayır, ya Resûlallah! Vallahi atmaz!” dedik.
Allah Resulü (asm):
“İşte Allah kullarına, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden daha merhametlidir” buyurdu.3
İşte böyle bir İlâh’ımız, böyle bir Hâlık’ımız, böyle bir Yaradan’ımız, böyle bir Allah’ımız var. Elimizi açtığımızda, kalbimizi müteveccih kıldığımızda, gönlümüzü verdiğimizde, içtenlikle yöneldiğimizde bize cevap veriyor, “İsteyin; vereyim.” 4 diyor.
Ancak çoğu zaman biz şartlardan ve kurallardan kendimizi kurtaramıyoruz; kendi kabuğumuzu kıramıyoruz, kendimizi nazdan niyaza alamıyoruz, duâ ve kulluk makamını yeterince değerlendiremiyoruz.
İslâm büyüklerinden meşhur Ata, itikâfı şöyle tanımlar: “İtikâfa giren kimse, ihtiyacından dolayı büyük bir zatın kapısında oturup, ‘İhtiyacımı karşılamadıkça buradan ayrılmam!’ diye yalvaran birisine benzer. Nitekim o da Cenâb-ı Hakk’ın bir mabedine sığınmış ve ‘Beni affetmedikçe buradan ayrılıp gitmem ya Rab!’ diyor.”
Demek, duâlarımızın kabulü için içtenlikle istemek ve yalvarmak gerekiyor. Kulluğumuzu takınmamız gerekiyor. Yakarışı sürekli kılmamız ve duâyı hiçbir şekilde elden bırakmamamız gerekiyor.
Ancak; hiç şüphesiz, bizim içtenlikle isteyişlerimiz karşısında Allah’ın duâlarımızı kabulünü ve isteklerimizin ya aynısını, ya da daha evlâsını verişini O’nun için “mecburiyet” sıfatıyla izah edemeyiz. Yani Allah bir şeye mecbur kalmaz. Allah’ı hiç kimse, hiçbir konu için “icbar” etmez, edemez, zor kullanamaz. Her zaman ve her zeminde, dünyada ve âhirette Cebbar olan Allah’tır, İcbar eden Allah’tır, başkasını mecbur bırakan Allah’tır.
Binâenaleyh; Allah’ın yalvarışlarımıza cevap verişi, isteklerimize ilgi duyuşu, duâlarımızı kabul edişi, günahlarımızı affedişi ve bizi bağışlayışı sırf O’nun üzerimizdeki sonsuz merhametini, sınırsız rahmetini, engin şefkatini, nezih sevgisini, bize ve isteklerimize ne yüce değer verişini gösterir.
Her hâl ve her şartta Allah’a hamd olsun!
DUÂ
Ey Mücibü’d-Daavât! Duâmı makbul kıl! Sa’yimi meşkûr kıl! Amelimi mebrur kıl! Duâmı merdut, kulluğumu matrud, imanımı meşkûk, davranışımı müfsid kılma! Nifak, hilâf, fesat, kin, adavet, düşman ve şeytan fitnesinden bizi ve ehl-i imanı koru! Âmin!
Dipnotlar:
Dipnotlar:
1- Bediüzzaman, Mektubat, s. 234, 235.
2- Furkan Sûresi, 25/77.
3- R. Sâlihîn, 417.
4- Mü’min Sûresi, 40/6.
2- Furkan Sûresi, 25/77.
3- R. Sâlihîn, 417.
4- Mü’min Sûresi, 40/6.
2 Mart 2011 Çarşamba
Tesbih Namazı
Günahların afvına vesîle olan tesbih namazı 4 rek'atlı bir namazdır. Bu namazı kılabilmek için aşağıdaki tesbihi ezber bilmek gerekir. "Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym"
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||
28 Şubat 2011 Pazartesi
MEDİNE-İ MÜNEVVERE ZIYARETİ
Hac ve umre ibâdetlerinin başlangıcında veyâ nihâyetinde, Medîne-i Münevvere’de ziyâret ettiğimiz Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in makâmı; kalbin, ilâhî muhabbet nakışlarıyla ziynetlenip ulviyyet kazandığı bir mekândır. Bundan dolayı Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yüce hâtıraları ve can bahşeden nefesiyle dolu o mübârek topraklara yüz sürerken, O’nun rûhâniyetinden nasîb alma aşkıyla Ravza-i Mutahhara ziyâret edilmeli ve bu kutlu beldenin, sînesinde kâinâtın en yüce cevherinin bulunduğu hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. O’na ümmet olmanın heyecânı içinde apayrı bir edep ve tâzîm gösterilmelidir.
Zîrâ Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
“…İbrâhim -aleyhisselâm-’ın Mekke-i Mükerreme’yi harem (bölgesi) kılması ve onun için duâ etmesi gibi ben de Medîne-i Münevvere’yi harem bölgesi kıldım…” (Buhârî, Fezâilü’l-Medîne, 6; Müslim, Hac, 462)
Ravza-i Mutahhara’nın Goncası Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i, canlarımızdan, mallarımızdan, evlâtlarımızdan, hâsılı her şeyden daha çok sevmeliyiz. Zîrâ Cenâb-ı Hakk’ın “habîbim” hitâbına ve iltifâtına yalnız O mazhar olmuş ve bu muhabbet ümmete de emredilmiştir. Nitekim Kâdı İyâz -rahmetullâhi aleyh-, Tevbe Sûresi’ndeki:
“De ki, eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, hanımlarınız, kabîleniz, biriktirdiğiniz mallar, durgunluğa ve iflâsa uğramasından korktuğunuz ticâret, hoşunuza giden evler, size Allâh ve Rasûlü’nden ve O’nun yolunda cihâd etmekten daha sevimliyse, Allâh’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allâh, ona itaatten çıkan bir milleti doğru yola ulaştırmaz.” (et-Tevbe, 24) âyet-i kerîmesinden yola çıkarak:
“Allâh, ümmete kendi sevgisiyle birlikte Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i sevmeyi de farz kılmıştır.” demektedir.
Bir varlığa duyulan sevgi ve muhabbet, bu muhabbete vesîle olan veya ona nisbeti bulunan şeylere de sirâyet ve in’ikâs eder. Meselâ Uhud’u yüz binlerce dağdan ayırıp sevimli kılan, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ona olan husûsî muhabbetidir. Bu yüzden Medîne-i Münevvere’ye varıldığında Uhud’a muhabbet dolu nazarlarla doya doya bakmak îcâb eder. Zîrâ Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-; “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz.” (Buhârî, Cihâd, 71) buyurmuştur.
Medîne-i Münevvere, hicretten evvel “Yesrib” adında sıradan bir şehirken onu “Medîne-i Münevvere” yapıp bütün ümmete sevimli kılan, onun Peygamber Efendimiz’e nisbeti ve O’nunla ilgili zengin hâtırâlarıdır. Gerçekten “Medîne-i Münevvere”nin, mü’minlerin gönlünde hiçbir şehirle kıyaslanmayacak derecede bir muhabbete mazhar olması, onun, zikredildiği her ân Hazret-i Peygamber’i hatırlatmasındandır.
Aynen bunun gibi Allâh’ı sevmek de, Peygamberimiz’i sevmeyi ve O’na tâbî olmayı gerektirir. Bunun için Cenâb-ı Hak:
“(Rasûlüm!) De ki: Siz gerçekten Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allâh da sizi sevsin…” (Âl-i İmrân, 31) buyurmuştur.
Aynı şekilde Allâh Rasûlü’ne tâbî olma husûsunda gayret sarf etmek ve O’nun muhabbetinin heyecânını duyabilmek de kişiyi Allâh’ın sevdiği kullardan olma şerefine nâil eder. Nitekim ashâb-ı kirâm, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hakîkatine yaklaşabilmek için O’nun rûhâniyeti etrâfında âdetâ pervâne olup O’nda fânî olmayı dünyânın en büyük nîmeti bilmiş ve bu sûretle ilâhî lutuflara nâil olmuşlardır. Bu yüzden hasta ve gâfil kalblerimizin en müessir dermânı, Rasûlullâh’a olan muhabbet ve O yüksek karaktere hayranlık netîcesinde meydana gelen“sünnete ittibâ”dır.
Bu itibarla hiçbir şey, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sevgisinin önüne geçmemelidir. Ne oturduğumuz ev, ne âilemiz, ne çoluk-çocuğumuz, ne de işimiz-ticâretimiz!..
Zîrâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, müşfik bir annenin evlâdına olan düşkünlüğünden daha büyük bir muhabbetle biz ümmetine kol-kanat germiş, ömrü boyunca da; “Ümmetî, ümmetî…” diyerek yaşamıştır.
Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, ashâbına buyuruyordu ki:
“Dikkat edin! Ben hayatımda sizin için bir emniyet vesîlesiyim. Vefât ettiğimde ise, kabrimde: «Yâ Rabbî, ümmetî ümmetî!..» diye ilk Sûr üfleninceye kadar nidâ edeceğim…” (Ali el-Müttakî,Kenzü’l-Ummâl, c. 14, s. 414)
Nitekim Refîk-ı Âlâ’sına da; “Ümmetî, ümmetî…” diyerek göç etti.
Son nefesinde; “Ben sizi havz-ı kevserimin başında bekliyor olacağım…” diyerek bizlere olan muhabbet, şefkat ve düşkünlüğünü ifâde buyurdu.
Kısacası Cenâb-ı Hakk’ın:
“Size kendi içinizden öyle bir Peygamber geldi ki, sizin hüsrânınıza üzülüyor, saâdetinizi cidden istiyor; mü’minler için yüreği rikkat ve merhametle çarpıyor!”(et-Tevbe, 128) buyurduğu üzere, hayatı boyunca Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ağlaması, gülmesi, üzülmesi, sevinmesi, duâ ve ilticâsı, hep biz ümmeti için oldu. Hattâ Mîrac gibi özel bir anda dahî bizleri düşündü, bizler için çırpındı…
O öyle bir rahmet ummânıdır ki, O’nun hürmetine; zulüm, şirk ve isyan dönemlerinde bile Mekke’ye göklerden bir belâ yağmadı, bir musîbet inmedi. İlâhî intikam tecellî etmedi. Çünkü içlerinde Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- vardı. Bu gerçeği Allâh Teâlâ şöyle ifâde buyurur:
“(Ey Rasûlüm!) Sen onların içinde iken Allâh, onlara azâb edecek değildir!..” (el-Enfâl, 33)
Ancak Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Mekke’den Medîne’ye hicret edince durum değişti. Müşriklere semâvî belâlar inmeye başladı. Büyük bir bereketsizlik ve kıtlık başgösterdi. Semâya baksalar gözleri kararıyor, açlıktan başları dönüyordu.
Bu demektir ki, kimin gönlünde Hazret-i Peygamber muhabbeti yer etmişse Allâh o gönle azâb etmeyecektir. Müşriklere bile O’nun hürmetine merhamet eden Allah, O’nu seven, O’nun aşkını bir ömür kalbinde taşıyan ve O’nun Sünnet-i Seniyye’sinden ayrılmayan kimseyi hiç ateşinde yakar mı? Ancak kimin gönlünde de O Hidâyet Güneşi yoksa azaptan kurtulamayacaktır.
Hakk’ın huzûrunda ve ömrü boyunca bizi dilinden ve gönlünden hiçbir zaman düşürmeyen Peygamberler Sultânı -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e aynı aşk ve muhabbetle mukâbele edebilmek, O’na ümmet olma şerefine nâil olan her sevdâlı kalbin birinci vazîfesidir.
Fakat bu, “gönlümde” demek ve öyle farz etmekle olabilecek bir keyfiyet değildir. “Seven, sevdiğini taklîd eder ve onu çokça dile getirir.” hükmünce Peygamber âşıklarının alâmeti, her hâllerinde O’nun hâlini yansıtmalarıdır. Bir de O’na çokça salât ü selâm getirmeleridir…
İşte Peygamberler Sultânı -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in böyle şânı yüce bir Server-i Âlem olması sebebiyle İmâm Mâlik Hazretleri’ne göre, O Varlık Nûru’nun Kabr-i Şerîf’inin bulunduğu yer, Kâbe’den bile daha kudsîdir. Çünkü bütün kâinât, O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmış ve O’na ithâf edilmiştir.
Ayrıca hadîs-i şerîfte Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
“Beni vefâtımdan sonra ziyâret eden kimse, sanki beni hayâtımda ziyâret etmiş gibidir!”(Dârekutnî, Sünen, II, 278)
Ancak bu ziyâret esnâsında edebe riâyet pek mühimdir. Zîrâ hakîkî istifâdenin ilk şartı edeptir.
Nitekim bir gün İmâm Mâlik Hazretleri mihraptayken, devrin halîfesi Ebû Câfer Mansur mescide geldi. Bazı suâller sordu. Aralarında ilmî bir müzâkere başladı. Ancak Ebû Câfer Mansur, konuşmanın seyrine kapılıp sesini yükseltince İmâm Mâlik Hazretleri:
“–Ey Halîfe! Burada sesini alçalt! Zîrâ Allâh’ın ihtârı senden daha fazîletli insanlar üzerine indi…” diye îkâz etti.
Şâhid olduğu bu yüksek edeb karşısında Halîfe:
“–Ey İmâm! Duâ ederken kıbleye mi, yoksa Rasûlullâh’a mı döneyim?” diye sordu.
İmâm Mâlik Hazretleri şöyle buyurdu:
“−Yüzünü niye O’ndan çevireceksin ki?! O, senin ve ceddin Hazret-i Âdem’in kıyâmete kadar Allâh’a vesîlesidir. Bilâkis sen, Peygamber Efendimiz’e yönel ve O’nun şefaatini iste ki, Allâh Teâlâ da O’nu sana şefaatçi kılsın!..”[5]
Bazıları bu hakîkate âmâ davranır ve hacıları Ravza’ya döndürmezler. “Selâm ver, geç; kıbleye dön!” derler. Oysa Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hayy, yâni diridir. Zîrâ nasıl ki şehidlerin ölmeyip yaşamaya devam ettikleri bir hakîkatse, onların fevkinde olan peygamberlerin ve bilhassa Âlemlerin Efendisi’nin de müstesnâ bir dirilik içinde olduğu muhakkaktır.
Abîde es-Selmânî, “tâbiîn” neslinin önde gelen fakih ve muhaddislerinden biriydi. Peygamber Efendimiz’in vefâtından iki yıl önce müslüman oldu, fakat O’nu görme bahtiyarlığına eremedi. Abîde’nin şu sözü, ilk müslümanların Efendimiz’e duyduğu sevgiyi pek güzel anlatır:
“Yanımda Rasûlullâh’ın bir tel saçının bulunması, benim için dünyânın bütün servetinden daha değerlidir.” (Ahmed, III, 256)
Meşhur İslâm âlimi Zehebî de, Abîde es-Selmânî’nin Peygamber sevgisini dile getiren yukarıdaki sözlerini okuyunca, duygularını şöyle dile getirmiştir:
“Rasûlullâh’ın bir tel saçını, insanların sâhip olduğu bütün altın ve gümüşlere tercih eden Abîde’nin bu sözleri, doruk noktasındaki bir muhabbetin göstergesidir. O büyük âlim, Hazret-i Peygamber’in vefâtının üzerinden yalnızca elli sene geçmişken böyle söylerse, O’nun irtihâlinden yedi yüz sene sonra biz, O’nun bir tel saçını veya pabucunun kayışını yâhut da su içtiği toprak kabın bir parçasını elde edecek olsak, acabâ ne söylememiz gerekir?
Şâyet zengin bir adam, servetinin büyük bir kısmını böyle bir şeyi elde etmek için sarf etse, sen ona servetini saçıp savuran veya akılsızca para harcayan biri gözüyle mi bakarsın?
Hayır, hayır! Rasûlullâh’ın mübârek elleriyle yaptığı Mescid-i Nebevî’sini ziyâret edebilmek, O’nun azîz şehrinde Hücre-i Saâdet’inin yanı başında kendisine selâm verebilmek için varını yoğunu harcamaktan çekinme!
Medîne’ye vardığında O’nun sevgili Uhud’una doya doya bak ve onu sen de sev! Çünkü Uhud Dağı’nı Hazret-i Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm- çok severdi. O’nun Ravza’sına ve oturup kalktığı yerlere defâlarca giderek rûhunu kana kana doyurmaya gayret et! Zîrâ Kâinâtın Efendisi olan O Zât’ı canından, yavrundan, sâhip olduğun her şeyden, kısacası bütün insanlardan daha çok sevmedikçe kâmil bir mü’min olamazsın…” (Zehebî, Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, IV, 42-43)
İslâm târihinin sahâbe ve tâbiîn devrinden sonra en ihtişamlı safhasını teşkil eden ecdâdımız Osmanlı, pâdişâhından çobanına kadar bütün halkının eşsiz bir Peygamber muhabbetiyle temâyüz ettiği bir toplum idi:
Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm-’a, her adı anıldığında salât ü selâm getirmenin yanında, ihtirâm ile elini kalbine götürmek, O’nun mevlid-i şerîfi okunurken velâdet ânını ifâde eden mısrâları topyekûn ayakta dinlemek gibi sayısız hürmet ve muhabbet tezâhürünün en mükemmel örneklerini bu yüce devletin zirvesindeki pâdişâhlar, bir örf hâline getirerek ortaya koymuşlardır. Medîne-i Münevvere postası geldiği zaman abdestini tâzelemeden, oradan gelen kâğıtları öpüp gözüne sürmeden ve ayağa kalkmadan okutturan bir tek Osmanlı pâdişâhı yoktur.
Ayrıca Mescid-i Nebevî’nin tâmirinde her taşı, büyük ve küçük abdestli olarak ve besmele ile yerine koyan Osmanlılar’ın bu tâmir esnâsında çekiçlerine keçe bağlayarak rûhâniyet-i Rasûlullâh’ı tedirgin kılmaktan teeddüb etmeleri, misli görülmemiş birer edeb ve hürmet numûnesidir.
Yine Osmanlılar devrinde Medîne-i Münevvere’ye müteveccihen gelen sürre alayı, şehre girmeden, yakın bir yerde konaklar, kendilerini Medîne-i Münevvere’nin mânevî havasına hazırlayıp istihâreden sonra mânevî işâretle huzûr-i Rasûlullâh’a yaklaşırlar, ziyâretlerini îfâ ederlerdi. Dönüşlerinde de memleketlerine şifâ ve teberrük olarak Medîne-i Münevvere’nin mübârek toprağını götürürlerdi.
Osmanlı pâdişâhlarının, zamanının portreleri demek olan minyatürlerinde sarıklarının ucundaki sorgucun bir süpürge maskotu olduğunu acabâ kim bilir? Bununla Harameyni’ş-Şerîfeyn’in süpürgecisi olduklarını telâkkî ederler ve Harameyn’in süpürgecilerinin maaşlarını, bizzat kendi servetlerinden verirlerdi.
Yine Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den muazzez bir hâtırâ olarak saç ve sakallarının mübârek tellerinin, câmî minberlerinde kırk bohça içinde saklanıp “sakal-ı şerîf” adı ile asırlardan beri ümmete bir bereket ve rahmet olması, ne büyük bir muhabbet ve ihtiram numûnesidir.
Esâsen Osmanlı’nın o kudsî beldelere hürmet ve edebi, tâ pâyitahtta başlar. Öyle ki, o zamanlar hac yolculuğunda Avrupa kıtasından Asya’ya geçişteki ilk yere “Harem” ismi verilmiş ve Harameyni’ş-Şerîfeyn’in mâneviyat ve edebine daha orada bürünülerek yola çıkılmıştır. Ve o yolda gaflet ifâde eden hiçbir hareket tasvip edilmemiştir.
Bu meyanda şâir Nâbî’nin 1678 yılında devlet adamları ile beraber çıktığı hac seferindeki hâtırası pek ibretlidir:
Nâbî, o yolculukta bir paşanın, ayağını gafleten Medîne-i Münevvere’ye doğru uzattığını görür. Bu durumdan çok müteessir olarak meşhur na’tini yazmaya başlar.
Sabah namazına yakın kâfile Medîne-i Münevvere’ye yaklaşırken Nâbî, yazdığı na’tin Mescid-i Nebî’nin minârelerinden okunduğunu duyar:
Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu;
Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu!..
“Cenâb-ı Hakk’ın nazargâhı ve O’nun sevgili peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in makâmı ve beldesi olan bu yerde edebe riâyetsizlikten sakın!..”
Murâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,
Metâf-ı kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu!..
“Ey Nâbî! Bu dergâha edeb kâidelerine uyarak gir! Burası, meleklerin etrafında pervâne olduğu ve peygamberlerin (eşiğini) öptüğü mübârek bir makamdır.”
Bu durum karşısında çok heyecanlanan Nâbî, hemen müezzini bulur:
“–Bu na’ti kimden ve nasıl öğrendiniz?” diye sorar.
Müezzin:
“–Bu gece Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- rüyâmızda bize;
«–Ümmetimden Nâbî isimli bir şâir beni ziyârete geliyor. Bu zât bana son derece aşk ve muhabbetle doludur. Bu aşkı sebebiyle onu Medîne minârelerinden kendi na’ti ile karşılayın!.» buyurdu. Biz de bu emr-i nebevîyi yerine getirdik…” der.
Nâbî, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Hem ağlar, hem de şöyle der:
“–Demek ki Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana «ümmetim» deme lutfunda bulundu! Demek ki, İki Cihan Güneşi beni ümmetliğe kabûl buyurdu!..”
İşte hac ve umre ibâdetinde en mühim husus, bu yüksek duygularla o topraklara giderek Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i ziyâret ve Beytullâh’ı tavâf etmektir.
Hâsılı, bütün ibâdetler gibi hac ve umre ibâdetlerinin de, ind-i ilâhîde makbûl olabilecek bir kıvamda edâ edilmesi, kâmil bir îman ve irfân ufkuna bağlıdır. Hac ve umreyi “mebrûr” vasıfta îfâ edebilmek de, günahlardan temizlenmeye ve Hakk’ın rızâsına vesîledir. Yâni bu ibâdetlerden arzu edilen netîce, onları ancak Hak Teâlâ’nın râzı olduğu kıvamda yerine getirebilmekle hâsıl olur.
Bu meyanda Şiblî Hazretleri’nin haccetmiş birine, haccın kalbî cihetine işâret ederek söylediği şu sözler, bütün hac yolcuları için çok ibretli bir îkaz ve irşad mâhiyetindedir:
“Hacca niyet ettiğinde, bugüne kadar işlediğin mâsıyetlere tevbe edip sırât-ı müstakîme yönelmediysen, hakîkatte niyet etmiş olmazsın.
İhrâm için elbiseni çıkarırken her mâsıyetten de soyunmadıysan hakîkatte elbiseni çıkarmış olmazsın.
Hac için guslederken bu temizlik, sendeki mânevî kirleri ve kalbî illetleri de temizlemediyse hakîkatte temizlenmiş sayılmazsın.
Harem-i Şerîf’e girerken bütün haramları ve Hak’tan uzaklaştıran her türlü söz ve davranışı terk etmeye söz vermediysen gerçekte Harem’e girmiş olmazsın…
Kurban keserken aşırı nefsânî isteklerini ve irâdeni Hakk’ın rızâsında yok etmediysen gerçekte kurban kesmiş olmazsın.
Şeytana taş atarken içindeki cehâleti ve vesveseleri de taşlayamamışsan, sende ilim ve irfan hâsıl olmamışsa hakîkatte taş atmış sayılmazsın.
Kâbe’yi ziyâret vesîlesiyle sende ilâhî ikramlar arttı mı, gönlün huzur ve sürûr ile doldu mu? Zîrâ hadîs-i şerîfte:
«Hacılar ve umre yapanlar Allâh’ın ziyâretçileridir. Ziyâret edilenin, kendisini ziyâret edene ikrâm etmesi, üzerindeki bir haktır.» buyrulur. Sen bu ikrâmı fark edemediysen hakîkatte ziyâret etmiş sayılmazsın…”[6]
Hülâsa, Şiblî Hazretleri’nin dikkat çekmek istediği husus:
“Haccı ve umreyi Allâh için tam îfâ edin!..” (el-Bakara, 196) fermân-ı ilâhîsine riâyettir.
Bütün güzellikleriyle edâ edilen bir hac dönüşü, hacıların memleketlerine götürecekleri en mühim hediyeler de o mübârek beldenin güzellikleri ve evvelden bu yana o güzellikleri yaşayarak arkalarında ibretli ve hikmetli hâtıralar bırakan sâlih kulların ahlâk-ı hamîdeleri olmalıdır.
Bu itibarla Pakistan’ın mânevî mîmârı Muhammed İkbâl, bir gün Medîne’den dönen hacıları ziyâret ederek onlara kâmil bir mü’minin gönül ufkunu sergileyen şu sualleri sorar:
“–Medîne-i Münevvere’yi ziyâret ettiniz! Uhrevî Medîne çarşısından gönlünüzü ne gibi hediyelerle doldurdunuz? Getirdiğiniz maddî hediyeler, takkeler, tesbihler, seccâdeler bir müddet sonra eskiyecek, solacak ve bitecek. Medîne’nin hiç solmayan, gönüllere hayat veren, rûhânî hediyelerini getirdiniz mi?..
Hediyeleriniz içinde Hazret-i Ebû Bekir’in sıdk ve teslîmiyeti; Hazret-i Ömer’in adâleti; Hazret-i Osman’ın hayâsı ve cömertliği; Hazret-i Ali’nin irfânı ve cihâdı var mı? Bugün bin bir ıztırap içinde kıvranan İslâm dünyâsına gönlünüzden bir asr-ı saâdet heyecanı verebilecek misiniz?”
Cenâb-ı Hak, cümlemize Harameyn-i Şerîfeyn’in rûhâniyetinden lâyıkıyla feyz alabilmeyi nasîb eylesin! Hassas ve rakîk bir gönül ile, hem rûhen hem de bedenen hac ve umre yapabilmeyi ihsân buyursun! Bu muhtevâda yaptığımız veya yapacağımız ibâdetlerimizi de makbûl ve mebrûr eylesin!..
Âmîn!..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




