24 Mart 2012 Cumartesi

ALLAH İNANCI







" Dikkat edin ki; kalpler ancak Allah'ı zikretmekle(O'nu hatırlamak ve anmakla) huzur ve sükun bulur ." (er-Ra'd, 28)

" Allah'ı çok zikredin ki, kurtuluşa eresiniz ." (el-Cumua, 10)

***

Zerreden kür(r)eye (mikro âlemden makro âleme) müşahede ettiğimiz muhteşem düzen; bizi, bu şaşmaz düzeni sağlayıcı ve bozulmadan devam ettirici, herşeye kâdir ve gizli bir elin, üstün bir zekânın mutlak varlığına götürür.

Madde âleminin ötesinde(metafizik) yüce bir yara­tıcı­nın varlığını -bilinçsiz ve inatçıların dışında- inkar edene rastlamak mümkün değildir. Akıl, düşünce ve ilim, bizi i­man hakikatine götürür.

Nobel ödülü sahibi Alexis Carrel diyor ki:

"Tanrı fikri, fitri olarak insanlarda mevcuttur. Bütün iptidai kavimlerin tanrı hakkında kendilerine mahsus bir fikirleri var idi. Dogmatik olarak tanrı fikrinin insan ruhunda mevcut oluşu, tanrının varlığına kâfi bir delil sayılmalıdır. Çünkü tanrı fikrini, fıt­ri olarak insan ruhuna yerleştiren yine tanrıdır. Bazıları, kâinatı bir tesadüfün hasıl ettiğini söyler. Bu, asla mümkün değildir. Ben, tesadüfün, değil kâinatı; en küçük bir böceği bile vücuda getiremeyeceğine kaniyim. Eğer tesadüf, kâinatı teşkil eden zerrelere mâ­lik ise, neden bugün şehirleri, evleri vücuda getirmiyor?" (Emin Arık, Allahsıza Cevap, sh.13-14)

Şimdi de ünlü psikiyatrist Prof. Dr. Ayhan Songar 'ı din­le­­ye­lim:

"Etrafınıza gözlerinizi çevirip bakın; sonra insaf nazarlarınızı kendi içinize döndürün; atom çekirdeğinden hücreye, hücreden o mü­kemmel insan beynine, tohumdan ağaca, su buharından bu­lutlara, avucunuza aldığınız kum daneciklerinden kâinatın en uzak köşelerindeki galaksilere kadar aynı kanun, aynı nizam hiç şaş­madan hükmünü sürdürüyor. Bunu görüp de, bunun tek ve em­salsiz yaratıcısını görmemek mümkün mü?" (Zafer, Mayıs 1983, Sa­yı 77, sh. 34)

***

İmam-ı Azam Hazretleri zamanında, şu kainatı ve dün­ya­yı idare eden Allah'ın varlığını akıllarına bir türlü sığdıramayan tabiatperestler vardı. Bunlar, Hazreti İmam'la sık sık münakaşa ederler ve her seferinde de mağlub düşerlerdi. Bu yüzden çok kızdıkları Hazreti İmam'a birgün kılıçlarını çekerek hücum etmişlerdi. İmam-ı Azam , gayet vakur ve so­ğukkanlı olarak;

"- Durun bakalım, durun; evvelâ kılıçlarınızı kınına ko­yun; sonra şu sualime cevap verin; yapacağınızı ondan sonra yapın..." dedi. Tabiatçılar hep birlikte;

"- Söyle bakalım, ne imiş sualin?" dediler. İmam-ı Azam Haz­retleri şöyle konuştu:

"- İçi dökülecek derecede yük dolu bir gemiyi, denizin dağ gibi dalgaları çevirmiş, her taraftan şiddetli rüzgârlar esiyor. Bu dalgalara ve sağdan soldan vuran bu kadar şiddetli rüzgâra rağmen gemi, durmadan yoluna devam ediyor; hem de hedefinden hiç şaşmadan gidiyor. Daha garibi bu geminin kaptanı da yok. Ne dersiniz?.."

Tabiatçılar, hep bir ağızdan itiraz ettiler:

"- Hayır, bu söyledikleriniz asla olmaz! Dalga vapuru batırır, rüz­gâr hedefini değiştirir; hele kaptansız bir geminin ilerlemesi ise tamamen imkânsızdır; buna asla inanamayız!"

İmam-ı Azam Hazretleri bu sefer dedi ki:

"- Süphanellah; küçük bir geminin şu basit engeller arasında hedefini şaşırmadan ilerlemesini imkânsız görüyor, inanmıyorsu­nuz da; şu koca dünya gemisinin bu kadar azamet ve dehşetine rağmen, kendi kendine gece ve gündüzünü şaşırmadan yoluna devam ettiğine nasıl inanıyorsunuz? Bunu bir türlü anlamıyorum. Halbuki dünyanın gidişindeki sürat, muvazenesindeki isabet, küçük bi r vapurla kıyas edilemeyecek kadar azametli ve ibretlidir..."

Bu cevap, onları düşündürdü ve kılıçlarını kınına koydular;

"- Çok doğru söylüyorsun ya İmam; düşünebilen insan için bu ka­darı bile kâfidir," dediler ve tabiatçılıktan hep birlikte vazgeçtiler. (16-17 Ocak 1978 tarihli Diyanet Takvimi'nden)

***

İmam-ı Şafi Hazretlerine sordular:

"- Allah'ın varlığına delilin nedir?"

Dedi ki:

"- Dut yaprağıdır. Tadı, rengi, kokusu ve nihayet maddesi bir­dir. İşte bu tek maddeden koza böceği yer, ipek yapar; koyun yer, et ve süt olur; geyik yer, misk yapar; arı yer, bal yapar...Tadı, rengi, kokusu, nihayet maddesi bir olduğu halde, tek cins yapraktan bu ka­­dar çeşitli eşya yaratan kimdir? Şüphesiz bunu ancak Allah halkeder; başka birinin yapması mümkün değildir..." (a. g. y.)

Prof. Dr. A. F. Tabbara 'nın "Kur'an ve Modern İlim" adıyla tercüme edilen kitabındaki tesbit, mutlak hakikatin in­kar edilemez bir ispatıdır:

"Almanya'lı bilgin Dr. Dennert , son dört asır içinde akla ışık tutan büyük âlimlerin felsefi görüşlerini tahlil ederek bunlardan 290 bilginin akide ve inançları üzerinde inceleme yaparak şöyle bir tasnifte bulunmuştur:

28'i hiçbir inanç taşımamaktadır. 242'si birçok kimsenin ya­nında 'tanrı'ya olan imanlarını ilan etmişlerdir. 20'sinin ise din ve­ya dinsizlik konusunda hiçbir inceleme yapmadığı ve bu gibi mevzularla ilgilenmediği anlaşılmıştır.

Biz, bu mevzuyla ilgilenmeyenlerin hepsini dinsiz sayacak olursak, büyük âlimlerin %92'sinin 'tanrı'nın varlığına inandığını görürüz. İşte bu büyük nisbet, gayet açık olarak materyalistlerin id­dia ettiği gibi, imanla ilim arasında bir tenakuz, bir çelişme ol­ma­dı­ğını ispat etmektedir." (Terc.: C. Yıldırım, sh. 132-133)

Bütün bu tesbitler bizi, C. Allah'ın şu beyanının gerçekliğine götürür:

"Allah'tan, kulları içinde ancak âlimler korkar. (O'nu ta­nır ve sakınırlar.) " (el-Fâtır, 28)

Bir yaratıcının varlığını, aklın ve müsbet ilimlerin ışığında kabullenmek kolaydır; ancak asıl mesele; şirke bulaşma­dan, bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve vâcibü'l-vücud olan "Allah" ı bulabilmektir:

" Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki; onlar, bu delillerden yüz­lerini çevirip geçerler / Onların çoğu ancak ortak koşarak Al­lah'­­a iman ederler." (Yusuf S., 105-106)

"(Onlar) Allah'ı, O'nun şanına yaraşır bir şekilde tanıyamadılar." (el-En'âm, 91)

Allah'ı, şanına yaraşır bir şekilde, ancak O'nun bozulma­mış ve kıyamete kadar değişmeyecek kelâmı olan Kur'an-ı Azimüşşan sayesinde tanıyabiliriz. İslam'ın ve Kur'an'ın dı­şındaki bütün tanımlamalar, gerçek yaratıcıyı(Allah'ı) an­lat­makta âciz ve noksan kalır. Hatta insanlığı, batıl inanç ve yollara sevk eder. İmanla hedeflenen huzur ve mutluluk yerine bunalım ve mutsuzluğa sebep olur.

Öyleyse Allah, Kur'an'da bize kendini(zâtını) nasıl ta­nı­tı­yor?..

Kur'an'ın Işığında Allah'ı Tanımak

" De ki: O Allah, birdir. Allah sameddir (O, hiçbir şeye muh­taç değil, herşey O'na muhtaçtır). O, doğurmamış ve doğmamıştır. O'nun hiçbir dengi yoktur." (İhlas S., 1-4)

"O, öyle Allah'tır ki; O'ndan başka tanrı yoktur. Gö­rülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağış­la­yan­dır (Rahman ve Rahim.)

O, öyle Allah'tır ki; kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üs­tündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olma­yan­dır. Allah, müşriklerin ortak koştuklarından münezzehtir.

O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler (el-esmâü'l-hüsnâ) O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar, O'nun şânını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sa­hi­bi­dir ." (el-Haşr, 22-24)

"Allah; O'ndan başka tanrı yoktur. O, Hayy'dır (devamlı ha­­­yat sahibi), Kayyûmdur (ezelden ebede, kâim ve dâim). Kendisine ne uyku gelir, ne de uyuklama. Göklerde ve yer­de­kilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan, O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacakla­rı­nı bilir. O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar, O'nun ilminden hiçbirşeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü (saltanat, kudret ve mülkü) gökleri ve yeri içine alır; onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O yücedir, büyüktür." (el-Bakara, 255 / Ayetü'l-Kürsi)

***

[Ezeli olan Allah, yaratılışları çeşitli (olan) insanlara, kendi tabiat ve istidatlarına göre tecelli etmek istediği i­çindir ki; tapanları tarafından diğer tapılanlarda varlığı sa­nı­lan çe­şitli sıfatların hepsini, kendi kutsal zatında topladı.

Eski tanrılarına karşı duydukları müthiş korkudan başka bir şeyle ıslahına imkan olmayan putatapar zencilere ve ben­­zerlerine; “ Cebbar , Kahhar , Muntakîm : Zorlayıcı, kahredici, intikam alıcı ” isimleriyle tecelli etti.

Dünya malını çok sevenlere; “ Muğnî , Vehhab , Vasî , Nâ­fî : Zengin eden, çok veren, geniş, yararlı ” sıfatlarıyla gö­rün­dü.

İlahi aşkta fani olmak, kendisine yaklaşmak isteyenlere gelince, bunlar; “ Vedûd , Müheymin , Mü'min , Selam , Raûf , Rahman , Rahîm : Çok seven, korkudan koruyan, inanan, güvenlik veren, şefkatli, merhametli, çok rahmet eden ” gibi kerim isimlerinden dilediklerine sarılabilirler.

Ruhlara tapıp, onların yüzünden nimet, bereket, rızık in­mesini, belaların, zararların sıyrılmasını bekleyen kimse­ler de, Cenab-ı Hakk'a dönerek; “ Vehhâb , Razzâk , Basıt , Mukît : Çok hibe veren, rızık veren, genişleten, azık veren ” isimle­rine sığınabilirler.

İsyanlarda pek ileri giderek Hakk'ın; “ Alîm , Hasîb , Ha­kem , Adl , Rakîb , Şehid : Bilen, hesaba çeken, hüküm veren, ada­let sahibi, gözeten, gören ” gibi isimlerinden; dehşete kapılanlar, umutsuzluk karanlığı içinde bunalıp kaldıkları zamanlarda ise kendilerini; “ Lâtîf , Rahîm , Ğafûr , Kerîm , Halîm , Mu­cîb , Samed , Barr , Tevvâb , Afüvv : Lutfeden, merhamet eden, bağışlayan, ikram eden, yumuşak davranan, cevap veren, hiç bir şeye muhtaç olmayan, iyilik eden, tevbeyi kabul buyuran, affeden ” sı­fatlarıyle görünen bir merhametli tanrı karşısında bu­lur­lar.

Kalplerine gaflet çökmüş, cahillik ve sapıklık vadilerinde dolaşır, Allah'ın hükümlerini ve sınırlarını tanımaz, Allah kullarının haklarını gözetmez, gözlerden gizlenmek su­re­tiyle bütün sefil heveslerini doyurmaya bakar kimselere de Cenab-ı Hakk; “ Şehîd , Lâtîf , Bâtın , Alîm , Habîr , Muhsî : G ö­ren, lâtif (maddi olmayan), iç (herşeyin içyüzünü bilen), bilen, ha­berdar olan, sayan ” isimleriyle görünür.

Artık şu izahlardan; fıtrat dini olan İslam'ın, insanı, bü­tün vasıfları ve özellikleri gerçekten zatında toplamış bir Al­lah'a iman ile yükümlü tuttuğu anlaşılmıştır. Öyle sıfatlar ve özellikler ki; şirk koşanlar tarafından ayrı ayrı tanrılarda parça parça var olduğu sanılırdı da, nefislerinin ıslahı için o tanrıların bu sıfatlara bürünmüş birer şekilde hayal edil­me­sinden medet umulurdu.

Bununla beraber İslam Dini; Cenab-ı Hakk'ı, bir yandan putatapar toplumlarla Sabiiler'i yola getirecek surette nite­le­diği gibi, diğer yandan Dehrîler'e(zamana tapanlara) da gösteriyordu ki; “ Evvel , Âhir , Zâhir , Bâtın , Nûr , Hâlık , Bâ­ri' , Musavvir , Mubdi' , Muîd , Muhyî , Mumît , Hayy , Kayyûm : Ön(ilk), son, açık, gizli, ışık, yaratıcı, halk edici, suret verici, açı­ğa çıkaran, iade eden, dirilten, öldüren, diri, yönetici” hep O'­dur.] (Anglikan Kilisesine Cevap, s. 64-65)

12 Mart 2012 Pazartesi

İstanbul'un Meşhur Türbeleri






İstanbul'da halk tarafından en çok ziyaret edilen ve hatırasına en çok hürmet edilen ilk türbe, Eyüp Sultan Türbesi'dir. Eyüp Sultan'ın, Türk toplum ve devlet hayatında daima önemli bir rolü olmuştur. Zira Osmanlı padişahları tahta çıkışlarında Eyüp Sultan'da kılıç kuşanmışlardır. Öyle ki,Eyüp Sultan'a yakın gömülmek bile kutsal bir amaç olmuştur. Bugün de. Türkiye'de en çok ziyaret edilen türbe, Eyüp Sultan Türbesidir. 

İstanbul' da ziyaret edilen türbelerin ikincisi Fetih şehitlerinin (Ni'me'l-Ceyş) kabirleridir. İstanbul muhasarasına katılan bu sahışların tarihi hüviyetleri genellikle bilinmez ama hayatları efsaneleşmiştir. Şehrin çeşitli semtlerinde rastlanan bu türbe ve kabirlerin içinde en kalabalığı Şehzadebaşında BelediyeSarayı (eski) yanında ufak bir hazire teşkil eden Onsekiz Sekbanlar'dır. Ayrıca şehrin İslamlaşmasında faal rolleri olan sofiler, dervişler, erenler için de türbe ve kabirler vardır. İstanbul'da halk tarafından büyük saygı gören ve ziyaret edilen türbe ve kabirler (yatırlar ve ziyaretgahlar şunlardır: 

1. ŞEYH GALlP (GALİP DEDE) TÜRBESİ: 
Beyoğlu Şişhane semtinde, Galata Mevlevihanesinin avlusundadır.

2. SAÇLI EMİR EFENDİ (HAŞİMİ) DERGAHI: 
Beyoğlu Kasımpaşa' da Kadımehmet sokğında.

3. ŞEYH EBU VEFA:
Vefa semtindedir. 

4. SÜNBÜL EFENDİ:
Fatih Kocamustafapaşa semtindedir.

5. YUŞA (a.s.):
Beykoz' da aynı adlı tepededir.

6. YAHYA EFENDİ
Beşiktas Yıdız Parkı nihayetindedir.

7. LALELİ BABA:
Aksaray Laleli semtindedir.

8. EMİR BUHARİ:
Fatih Camii yakınındadır.

9. BUHARALI YA VEDUD: 
Ayvansaray semtindedir.

10. SENLİK DEDE:
Besiztaş Vişnelizade Mahallesindedir.

11. URYANi DEDE (Hacı Mustafa Efendi):
Eminönü Lalelidedir.

12. ŞEYH MEHMET GEYLANİ:
Eminönü Sirkeci'dedir.

13. HELVACI BABA:
Eminönü Şeyhzadebaşı' ndadır.

14. MAARİF SULTAN:
Kartal'dadır.

15. MERCiMEK DEDE:
Kartal şehir mezarlığındadır.

16. VEKLİ BABA:
Kartal Dolayoba mahallesindedir.

17. TELLİ BABA:
Sariyer Tellitabya mevkiindedir.

18. SARİGAZİ:
Üsküdar Sarigazi köyündedir.

19. AZİZ MAHMUT HÜDAYİ:
Üsküdar'dadır.

20. MERKEZ EFENDİ:
Zeytinburnu-Merkez Efendi semtindedir. 

21. SEYYİT NİZAM:
Zeytinburnu Telsiz mahallesindedir.

22. OVACIK TÜRBESİ:
Şile Ovacık Köyündedir.

23. ERENLER TÜRBESİ:
Şile Erenler Köyündedir.

24. NAKKAŞ BABA TÜRBESİ:
Üsküdar-Nakkaştepe mezarlığındadır.

25 Şubat 2012 Cumartesi

Bazı kimseler, “ibadetin kalpleri temizlemek için yapıldığını” söylüyor ve “benim kalbim temiz olduğuna göre ibadet yapmam gerekmez” diyorlar? Böyle bir gerekçe ile kişi ibadet sorumluluğundan kurtulabilir mi?







Bu kimseler, kalp temizliğini sadece insanlar hakkında bir kötülük düşünmemek yahut yardımsever olmak gibi çok basit bir manada anlıyor ve insanlara iyi davranmakla, Allah’a ibadet mükellefiyetinden kurtulduklarını sanıyorlar. Bu, şeytanın bir desisesi, nefsin bir oyunudur. 

Bunlar, namaz kılan, ibadet eden bir müminin günlük hayatında İslam’ın ruhuna ters düşen ve diğer insanlara zarar veren birtakım noktalar tespit ediyorlar. Bunları öne sürüyor ve “Bu adam namaz kılıyor ama, şu hataları da işliyor. Ben ise, onun düştüğü hatalara düşmüyorum.” diyerek kendi ibadetsizliklerine, onun kusurlarında bir özür kapısı bulmaya çalışıyorlar. 

Bu tip yanlış değerlendirmeler sadece namaz kılmayanlara mahsus değil. Namaz kılan bir mümin de İslam’ın diğer emirlerini kendisinden daha iyi yerine getiren bir mümin kardeşi hakkında benzer şeyler söyleyebiliyor. 

Hidayet rehberimiz, Peygamber Efendimiz den (asm.) bir hadis-i şerif: 

“Bir günah işlendiği zaman kalpte bir kara leke hasıl olur. Eğer sahibi pişman olur tövbe ve istiğfar ederse kalp yine parlar...” 
Bu hadis-i şeriften temiz kalbin, ancak günahlardan salim olan ve isyanlarla kararmamış bir kalp olabileceğini öğreniyoruz. “Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen” o hidayet rehberinin (asm.) işe tevhitten başlaması ne kadar anlamlıdır!?.. Tevhitten sapan, şirke düşen ve putlara tapan bir kalbin temiz olması mümkün değildir. Onun irşadıyla şirkten kurtulan, temizlenen müminlere bu defa ibadet emri verilmiş. Rabbinin emrini dinlemeyen bir kalbin de temiz olması düşünülemez. 

Babasının sözünü tutmayan bir çocuğa, hemen “terbiyesiz”, “ahlaksız” damgasını vuran insanoğlu, Allah’a isyan eden bir insanın en büyük ahlaksızlığı yapmış olacağını böylece peşinen kabul etmiş olmuyor mu? 

Farzlarda yanlış yorum yapmaya ve hakikati saptırmaya kimsenin hakkı yoktur. Zira, ortada yorum gerektirecek bir kapalı nokta mevcut değildir. Allah emretmiş, Resulullah da (asm.) bu emrin nasıl yerine getirileceğini bir ömür boyu müminlere öğretmiş, talim etmiştir. Asr-ı Saadeti takip eden bütün asırlarda bu emirler aynen tatbik edilmiş. Bu devirlerde yetişen mürşitler, müminlerin Hak yakınlığında daha da ileri gitmeleri için, farzların yanı sıra nafile ibadetlere de büyük önem vermişler. Her taraf camilerle, mescitlerle, medreselerle, tekkelerle dolup taşmış. 

Derken ahir zamana gelinmiş. Dünyaya dalma, dinden uzaklaşma, sefahatte boğulma, menfaat peşinde koşma devri gelip çatmış. İbadet terkedilmiş, ilim bir yana atılmış, irfandan uzaklaşılmış, kalplerde takva hissi azaldıkça azalmış. 

Bu zehirli iklimde, bu bozuk atmosferde yeni bir grup çıkmış ortaya. Bunlar, kalbimiz temiz diyerek kendilerini ibadet sorumluluğundan muaf tutmuşlar. Bütün peygamberlere (as.), bütün ashaba, bütün evliyaya ve nihayet on dört asrın bütün müminlerine muhalif bir caddede yürümeye başlamışlar. 

Bu ekolün mensupları, kendi haklarında, tövbe kapısını adeta kapamışlar. Zira, isyanlarını göremez hale gelmişler. Daha kötüsü, onları müdafaa etmeye başlamışlar. Kendilerini Allah’a ibadet etmeye çağıran mümin kardeşlerine verdikleri cevap, her defasında, “Sen benim kalbime bak.” şeklinde olmuş. 

Az da olsa, bu sözü sarf edenler içerisinde, biraz kitap karıştıran, ama yanlış fikirlerle ruhlarını yaralayan, ölçüsüz okumalarla ölçüyü kaçıran, bir şeyler öğrenir öğrenmez hemen kendisini dinî sahalarda söz sahibi sanmaya başlayan tiplere de rastlamak mümkün. Bunlar belki sefih değillerdir, ama eksik bilgileri onları yanlış fikirlerin, sapık mezheplerin müdafaasına götürmüş bulunuyor. Ne var ki bundan gafil bulunuyorlar. 

21 Şubat 2012 Salı

Cevşen-ül Kebir 1-10. Ukdeler




اَللّٰهُمَّ اِنّ۪ٓى اَسْئَلُكَ بِاَسْمَٓائِكَ يَا اَللّٰهُ ٭ يَا رَحْمٰنُ ٭ يَا رَح۪يمُ ٭ يَا عَل۪يمُ ٭ يَا حَل۪يمُ ٭ يَا عَظ۪يمُ ٭ يَا حَك۪يمُ ٭ يَا قَد۪يمُ ٭ يَا مُق۪يمُ ٭ يَا كَر۪يمُ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Allah’ım! Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum:
Ey her şeyin gerçek Mâbudu olan Allah, Ey ayırt etmeden bütün mahlûkatı rızıklandıran Rahman, Ey itaatkar kullarına hususi rahmet eden Rahîm, Ey her şeyi bilen Alîm, Ey yumuşak muamele eden Halîm, Ey sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan Azîm, Ey her şeyi hikmetle yaratan Hakîm, Ey varlığının başlangıcı olmayan  Kadîm, Ey her şeyi ayakta tutan Mukîm, Ey iyilik ve ikramı bol olan Kerîm,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
يَا سَيِّدَ السَّادَاتِ ٭ يَا مُج۪يبَ الدَّعَوَاتِ ٭ يَا وَلِىَّ الْحَسَنَاتِ ٭ يَا رَف۪يعَ الدَّرَجَاتِ ٭ يَا عَظ۪يمَ الْبَرَكَاتِ ٭ يَا غَافِرَ الْخَط۪ٓيئَاتِ ٭ يَا دَافِعَ الْبَلِيَّاتِ ٭ يَا سَامِعَ اْلاَصْوَاتِ ٭ يَا مُعْطِىَ الْمَسْئوُلاَتِ ٭ يَا عَالِمَ السِّرِّ وَ الْخَفِيَّاتِ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey efendilerin efendisi, Ey dualara cevap veren, Ey iyiliklerin sahibi, Ey dereceleri yükselten, Ey bereketleri büyük olan, Ey hataları bağışlayan, Ey belaları def eden, Ey sesleri işiten, Ey dilekleri veren, Ey sır ve gizlilikleri bilen,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
يَا خَيْرَ الْغَافِر۪ينَ ٭ يَا خَيْرَ النَّاصِر۪ينَ ٭ يَا خَيْرَ الْحَاكِم۪ينَ ٭ يَا خَيْرَ الْفَاتِح۪ينَ ٭ يَا خَيْرَ الذَّاكِر۪ينَ ٭ يَا خَيْرَ الْوَارِث۪ينَ ٭ يَا خَيْرَ الْحَامِد۪ينَ ٭ يَا خَيْرَ الرَّازِق۪ينَ ٭ يَا خَيْرَ الْفَاصِل۪ينَ ٭ يَا خَيْرَ الْمُحْسِن۪ينَ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey bağışlayanların en hayırlısı, Ey yardım edenlerin en hayırlısı, Ey hükmedenlerin en hayırlısı, Ey her şeyi açan ve fethedenlerin en hayırlısı, Ey zikredenlerin ve zikredenleri mükafatlandıranların en hayırlısı, Ey vârislerin en hayırlısı, Ey övenlerin ve övenleri mükafatlandıranların en hayırlısı, Ey rızık verenlerin en hayırlısı, Ey zor işleri halledenlerin en hayırlısı, Ey ihsan edenlerin en hayırlısı,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
يَا مَنْ لَهُ الْعِزُّ وَ الْجَمَالُ ٭ يَا مَنْ لَهُ الْمُلْكُ وَ الْجَلاَلُ ٭ يَا مَنْ لَهُ الْقُدْرَةُ وَ الْكَمَالُ ٭ يَا مَنْ هُوَ الْكَب۪يرُ الْمُتَعَالِ ٭ يَا مَنْ هُوَ شَد۪يدُ الْمِحَالِ ٭ يَا مَنْ هُوَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٭ يَا مَنْ هُوَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٭ يَا مَنْ هُوَ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ ٭ يَا مَنْ هُوَ عِنْدَهُٓ اُمُّ الْكِتَابِ ٭ يَا مَنْ هُوَ يُنْشِىُٔ السَّحَابَ الثِّقَالَ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey izzet ve güzelliğin gerçek sahibi, Ey mülk ve celâlin gerçek sahibi, Ey kudret ve kemâlin gerçek sahibi, Ey büyük ve yüce olan, Ey şiddetli azap sahibi olan, Ey ikâbı şiddetli olan, Ey hesâbı süratli gören, Ey katında güzel mükafatı bulunan, Ey katında Ümmül-Kitap bulunan, Ey rahmet yüklü bulutları yaratan, 
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
وَ اَسْئَلُكَ بِاَسْمَٓائِكَ يَا حَنَّانُ ٭ يَا مَنَّانُ ٭ يَا دَيَّانُ ٭ يَا غُفْرَانُ ٭ يَا بُرْهَانُ ٭ يَا سُلْطَانُ ٭ يَا سُبْحَانُ ٭ يَا مُسْتَعَانُ ٭ يَا ذَا الْمَنِّ وَ الْبَيَانِ ٭ يَا ذَا اْلاَمَانِ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Allah’ım! Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum:
Ey sonsuz merhamet sahibi olan Hannân, Ey hakiki iyilik ve ihsan sahibi Mennân, Ey kullarının amellerine karşılık veren Deyyân, Ey bağışlaması bol olan Ğufrân, Ey kullarına yol gösteren Burhân, Ey gerçek saltanat sahibi Sultân, Ey bütün kusur ve noksanlardan uzak olan Sübhân, Ey kendinden yardım istenen Müsteân, Ey nîmet ve beyân sahibi, Ey emniyet ve emân sahibi, 
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
يَا مَنْ تَوَاضَعَ كُلُّ شَىْءٍ لِعَظَمَتِه۪ ٭ يَا مَنِ اسْتَسْلَمَ كُلُّ شَىْءٍ لِقُدْرَتِه۪ ٭ يَا مَنْ ذَلَّ كُلُّ شَىْءٍ لِعِزَّتِه۪ ٭ يَا مَنْ خَضَعَ كُلُّ شَىْءٍ لِهَيْبَتِه۪ ٭ يَا مَنِ انْقَادَ كُلُّ شَىْءٍ لِمُلْكَتِه۪ ٭ يَا مَنْ دَانَ كُلُّ شَىْءٍ مِنْ مَخَافَتِه۪ ٭ يَا مَنِ انْشَقَّتِ الْجِبَالُ مِنْ خَشْيَتِه۪ ٭ يَا مَنْ قَامَتِ السَّمٰوَاتُ بِاَمْرِه۪ ٭ يَا مَنِ اسْتَقَرَّتِ اْلاَرْضُ بِاِذْنِه۪ ٭ يَا مَنْ لاَ يَعْتَد۪ى عَلىٰٓ اَهْلِ مَمْلَكَتِه۪ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey azametine her şeyin boyun eğdiği, Ey kudretine her şeyin teslim olduğu, Ey izzetine karşı her şeyin zelîl olduğu, Ey heybetine her şeyin itaat ettiği, Ey saltanatına karşı her şeyin inkıyat ettiği, Ey korkusundan her şeyin kendisine boyun eğdiği, Ey korkusundan dağların yarıldığı ve parçalandığı, Ey emriyle göklerin ayakta durduğu, Ey izniyle yerin karar kıldığı, Ey memleketinin ahâlisine zulmetmeyen,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
يَا غَافِرَ الْخَطَايَا ٭ يَا كَاشِفَ الْبَلاَيَا ٭ يَا مُنْتَهَى الرَّجَايَا ٭ يَا مُجْزِلَ الْعَطَايَا ٭ يَا وَاسِعَ الْهَدَايَا ٭ يَا رَازِقَ الْبَرَايَا ٭ يَا قَاضِىَ الْمُنَايَا ٭ يَا سَامِعَ الشَّكَايَا ٭ يَا بَاعِثَ السَّرَايَا ٭ يَا مُطْلِقَ اْلاُسَارٰى ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Ey hataları mağfiret eden, Ey belaları kaldıran, Ey ümitler kendisinde son bulan, Ey ihsanı bol veren, Ey hediyeleri geniş olan, Ey mahlûkata rızık veren, Ey ölümlere karar veren, Ey şikâyetleri işiten, Ey askerler gönderen, Ey esirleri salıveren,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
يَا ذَا الْحَمْدِ وَ الثَّنَٓاءِ ٭ يَا ذَا الْمَجْدِ وَ السَّنَٓاءِ ٭ يَا ذَا الْفَخْرِ وَ الْبَهَٓاءِ ٭ يَا ذَا الْعَهْدِ وَ الْوَفَٓاءِ ٭ يَا ذَا الْعَفْوِ وَ الرِّضَٓاءِ ٭ يَا ذَا الْمَنِّ وَ الْعَطَٓاءِ ٭ يَا ذَا الْفَصْلِ وَ الْقَضَٓاءِ ٭ يَا ذَا الْعِزَّةِ وَ الْبَقَٓاءِ ٭ يَا ذَا الْجُودِ وَ النَّعْمَٓاءِ ٭ يَا ذَا الْفَضْلِ وَ اْلالآَءِ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey hamd ve senâ sahibi, Ey şeref ve yücelik sahibi, Ey fahir ve bahâ sahibi, Ey ahd ve vefâ sahibi, Ey af ve rızâ sahibi, Ey iyilik ve bağış sahibi, Ey kesin söz ve hüküm sahibi, Ey izzet ve sonsuzluk sahibi, Ey cömertlik ve nimetler sahibi, Ey karşılıksız iyilik ve gizli nimetler sahibi,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
وَ اَسْئَلُكَ بِاَسْمَٓائِكَ يَا مَانِعُ ٭ يَا دَافِعُ ٭ يَا نَافِعُ ٭ يَا سَامِعُ٭يَا رَافِعُ ٭ يَا صَانِعُ ٭ يَا شَافِعُ ٭ يَا جَامِعُ ٭ يَا وَاسِعُ ٭ يَا مُوسِعُ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Allah’ım! Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum:
Ey olmamasını istediği şeyin meydana gelmesine engel olan Mâni’, Ey zararlı şeyleri ve mânileri defeden Dâfi’, Ey faydalı şeyleri yaratan Nâfi’, Ey bütün sesleri işiten Sâmi’, Ey dilediklerinin mertebesini yükselten Râfi’, Ey her şeyi sanatla yaratan Sâni’, Ey kullarına şefaat eden Şâfi’, Ey istediğini istediği şekilde toplayan Câmi’, Ey ilim ve ihsânı her şeyi içine alan Vâsi’, Ey istediği şeyi istediği şekilde genişletip bollaştıran Mûsi’,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
يَا صَانِعَ كُلِّ مَصْنُوعٍ ٭ يَا خَالِقَ كُلِّ مَخْلُوقٍ ٭ يَا رَازِقَ كُلِّ مَرْزُوقٍ ٭ يَا مَالِكَ كُلِّ مَمْلُوكٍ ٭ يَا كَاشِفَ كُلِّ مَكْرُوبٍ ٭ يَا فَارِجَ كُلِّ مَغْمُومٍ ٭ يَا رَاحِمَ كُلِّ مَرْحُومٍ ٭ يَا نَاصِرَ كُلِّ مَخْذُولٍ ٭ يَا سَاتِرَ كُلِّ مَعْيُوبٍ ٭ يَا مَلْجَاءَ كُلِّ مَظْلوُمٍ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey bütün sanatların sanatkârı, Ey bütün mahlûkâtın yaratıcısı, Ey bütün rızıklananların rızık vericisi, Ey bütün sahip olunanların sahibi, Ey bütün sıkıntıya düşenlerin ferahlatıcısı, Ey bütün üzüntüye düşenlerin sevindiricisi, Ey bütün merhamet olunanların merhamet edicisi, Ey bütün yardımsız kalanların yardımcısı, Ey bütün ayıplıların ayıplarını örten, Ey bütün zulme uğrayanların sığınağı, 
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.

Cevşen-ül Kebir 11-20. Ukdeler




يَا عِدَّت۪ى عِنْدَ شِدَّت۪ى ٭ يَا رَجَٓائ۪ى عِنْدَ مُص۪يبَت۪ى ٭ يَا مُونِس۪ى عِنْدَ وَحْشَت۪ى ٭ يَا صَاحِب۪ى عِنْدَ غُرْبَت۪ى ٭ يَا وَلِيّ۪ى عِنْدَ نِعْمَت۪ى ٭ يَا كَاشِف۪ى عِنْدَ كُرْبَت۪ى ٭ يَا غِيَاث۪ى عِنْدَ افْتِقَار۪ى ٭ يَا مَلْجَائ۪ى عِنْدَ اضْطِرَار۪ى ٭ يَا مُع۪ين۪ى عِنْدَ فَزَع۪ى ٭ يَا دَل۪يل۪ى عِنْدَ حَيْرَت۪ى ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Ey sıkıntım ânında hazırlığım, Ey musîbetim ânında ümidim, Ey yalnızlığım ânında arkadaşım, Ey gurbetliğimde dostum, Ey nîmetlendiğim anda sahibim, Ey kederim ânında ferahlatıcım, Ey ihtiyacım ânında yardımıma koşan, Ey zor durumumda sığınağım, Ey korkum ânında yardımcım, Ey şaşkınlığım ânında yol göstericim,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا عَلاَّمَ الْغُيُوبِ ٭ يَا غَفَّارَ الذُّنُوبِ ٭ يَا سَتَّارَ الْعُيُوبِ ٭ يَا كَشَّافَ الْكُرُوبِ ٭ يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ٭ يَا مُزَيِّنَ الْقُلُوبِ ٭ يَا مُنَوِّرَ الْقُلُوبِ ٭ يَا طَب۪يبَ الْقُلُوبِ٭ يَا حَب۪يبَ الْقُلُوبِ ٭ يَٓا اَن۪يسَ الْقُلُوبِ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Ey gaybları bilen, Ey günahları bağışlayan, Ey ayıpları örten, Ey sıkıntıları kaldıran, Ey kalpleri değiştiren, Ey kalpleri süsleyen, Ey kalpleri nurlandıran, Ey kalplerin tabibi, Ey kalplerin sevgilisi, Ey kalplerin dostu, 
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
وَ اَسْئَلُكَ بِاَسْمَٓائِكَ يَا جَل۪يلُ ٭ يَا جَم۪يلُ ٭ يَا وَك۪يلُ ٭ يَا كَف۪يلُ ٭ يَا دَل۪يلُ ٭ يَا مُق۪يلُ ٭ يَا خَب۪يرُ ٭ يَا لَط۪يفُ ٭ يَا عَز۪يزُ ٭ يَا مَل۪يكُ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Allah’ım! Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum:
Ey yücelik ve ululuk sahibi Celîl, Ey gerçek güzellik sahibi Cemîl, Ey kendine güvenen kullarının işini en iyi yoluna koyan Vekîl, Ey kullarının tâkatini aşan işlerini üzerine alan Kefîl, Ey kullarına yol gösteren Delîl, Ey kullarının hatâ ve yanlışlarını bağışlayan Mukîl, Ey her şeyden  haberdar olan Habîr, Ey lütuf ve keremi bol olan Latîf, Ey sonsuz izzet sahibi Azîz, Ey bütün mevcudâtın gerçek sahibi ve hükümdarı olan Melik,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا دَل۪يلَ الْمُتَحَيِّر۪ينَ ٭ يَا غِيَاثَ الْمُسْتَغ۪يث۪ينَ ٭ يَا صَر۪يخَ الْمُسْتَصْرِخ۪ينَ ٭ يَا جَارَ الْمُسْتَج۪ير۪ينَ ٭ يَا مَلْجَاءَ الْعَاص۪ينَ ٭ يَا غَافِرَ الْمُذْنِب۪ينَ ٭ يَٓا اَمَانَ الْخَٓائِف۪ينَ ٭ يَا رَاحِمَ الْمَسَاك۪ينَ ٭ يَٓا اَن۪يسَ الْمُسْتَوْحِش۪ينَ ٭ يَا مُج۪يبَ دَعْوَةِ الْمُضْطَرّ۪ينَ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Ey şaşkınların yol göstericisi, Ey yardım isteyenlerin yardımcısı, Ey medet isteyenlerin imdat edicisi, Ey korunmak isteyenlerin koruyucusu, Ey  âsilerin sığınağı, Ey günahkârların bağışlayıcısı, Ey korkanlara emniyet veren, Ey miskinlere merhamet eden, Ey yalnızlık duyanların dostu, Ey darda kalanların duâlarına cevap veren,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا ذَا الْجُودِ وَ اْلاِحْسَانِ ٭ يَا ذَا الْفَضْلِ وَ اْلاِمْتِنَانِ ٭ يَا ذَا اْلاَمْنِ وَ اْلاَمَانِ ٭ يَا ذَا الْقُدْسِ وَ السُّبْحَانِ ٭ يَا ذَا الْحِكْمَةِ وَ الْبَيَانِ ٭ يَا ذَا الرَّحْمَةِ وَ الرِّضْوَانِ ٭ يَا ذَا الْحُجَّةِ وَ الْبُرْهَانِ ٭ يَا ذَا الْعَظَمَةِ وَ السُّلْطَانِ ٭ يَا ذَا الْعَفْوِ وَ الْغُفْرَانِ ٭ يَا ذَا الرَّأْفَةِ وَ الْمُسْتَعَانِ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Ey cömertlik ve ihsan sahibi, Ey fazıl ve iyilik sahibi, Ey emniyet ve emân sahibi, Ey kudsiyet ve kemalât sahibi, Ey hikmet ve beyan sahibi, Ey  rahmet ve rıdvan sahibi, Ey kesin delil ve bürhan sahibi, Ey azamet ve saltanat sahibi, Ey af ve mağfiret sahibi, Ey kendisinden yardım istenen şefkat sahibi, 
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا مَنْ هُوَ رَبُّ كُلِّ شَىْءٍ ٭ يَا مَنْ هُوَ اِلٰهُ كُلِّ شَىْءٍ ٭ يَا مَنْ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ ٭ يَا مَنْ هُوَ فَوْقَ كُلِّ شَىْءٍ ٭ يَا مَنْ هُوَ قَبْلَ كُلِّ شَىْءٍ ٭ يَا مَنْ هُوَ بَعْدَ كُلِّ شَىْءٍ ٭ يَا مَنْ هُوَ عَالِمُ كُلِّ شَىْءٍ ٭ يَا مَنْ هُوَ قَادِرُ كُلِّ شَىْءٍ ٭ يَا مَنْ هُوَ صَانِعُ كُلِّ شَىْءٍ ٭ يَا مَنْ هُوَ يَبْقٰى وَ يَفْنٰى كُلُّ شَىْءٍ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Ey her şeyin Rabbi, Ey her şeyin ilâhı, Ey her şeyin yaratıcısı, Ey her şeyin üzerinde olan, Ey her şeyden önce olan, Ey her şeyden sonra olan, Ey her şeyi bilen, Ey her şeye gücü yeten, Ey her şeyin Sâni’i, Ey her şey fenâ bulup, Kendisi bâki kalan 
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
وَ اَسْئَلُكَ بِاَسْمَٓائِكَ يَا مُؤْمِنُ ٭ يَا مُهَيْمِنُ ٭ يَا مُكَوِّنُ ٭ يَا مُلَقِّنُ ٭ يَا مُبَيِّنُ ٭ يَا مُهَوِّنُ ٭ يَا مُزَيِّنُ ٭ يَا مُعَظِّمُ ٭ يَا مُعَوِّنُ ٭ يَا مُلَوِّنُ ٭
سُبْحَانَكَ لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Allah’ım! Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum:
Ey kalplerde îman nûrunu yakan ve kullarına huzur ve güven veren Mü’min, Ey bütün varlıkları ilim ve kontrolü altında tutan Müheymin, Ey bütün mahlûkatı yoktan meydana getiren Mükevvin, Ey bütün yaratıklarına dünyadaki vazifelerini öğretip telkin eden Mülakkin, Ey kulları için açıklanması gereken her şeyi beyan eden Mübeyyin, Ey musîbetleri hafifleten ve zorlukları kolaylaştıran Mühevvin, Ey her şeyi münasip şekilde süsleyen Müzeyyin,
Ey dilediğini yücelten ve kullarına büyüklüğünü gösteren Muazzım, Ey muhtaçların yardımına koşan Muavvin, Ey her şeyi çeşit çeşit renklerle bezeyen Mülevvin,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا مَنْ هُوَ ف۪ى مُلْكِه۪ مُق۪يمٌ ٭ يَا مَنْ هُوَ ف۪ى جَلاَلِه۪ عَظ۪يمٌ ٭ يَا مَنْ هُوَ ف۪ى سُلْطَانِه۪ قَد۪يمٌ ٭ يَا مَنْ هُوَ عَلٰى عَبْدِه۪ رَح۪يمٌ ٭ يَا مَنْ هُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَل۪يمٌ ٭ يَا مَنْ هُوَ لِمَنْ جَفَاهُ حَل۪يمٌ ٭ يَا مَنْ هُوَ لِمَنْ تَرَجَّاهُ كَر۪يمٌ ٭ يَا مَنْ هُوَ ف۪ى مَقَاد۪يرِه۪ حَك۪يمٌ ٭ يَا مَنْ هُوَ ف۪ى حُكْمِه۪ لَط۪يفٌ ٭ يَا مَنْ هُوَ ف۪ى لُطْفِه۪ قَد۪يرٌ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Ey mülkünde dâim olan, Ey celâlinde azîm olan, Ey saltanatında kadîm olan, Ey kullarına rahmet eden, Ey her şeyi bilen, Ey emirlerine uymayana halîm olan, Ey kendisine ümit bağlayana kerîm olan, Ey ölçülerinde hikmetli olan, Ey hükmünde lütuf sahibi olan, Ey lütfünde kadîr olan,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا مَنْ لاَ يُرْجىٰٓ اِلاَّ فَضْلُهُ ٭ يَا مَنْ لاَ يُخَافُ اِلاَّعَدْلُهُ ٭ يَا مَنْ لاَ يُنْتَظَرُ اِلاَّ بِرُّهُ ٭ يَا مَنْ لاَ يُسْئَلُ اِلاَّ عَفْوُهُ ٭ يَا مَنْ لاَ يَدُومُ اِلاَّ مُلْكُهُ ٭ يَا مَنْ لاَ سُلْطَانَ اِلاَّ سُلْطَانُهُ ٭ يَا مَنْ لاَ بُرْهَانَ اِلاَّ بُرْهَانُهُ ٭ يَا مَنْ وَسِعَتْ كُلَّ شَىْءٍ رَحْمَتُهُ ٭ يَا مَنْ سَبَقَتْ رَحْمَتُهُ عَلٰى غَضَبِه۪ ٭ يَا مَنْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمُهُ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Ey fazlından başka bir şey ümit edilmeyen, Ey adâletinden başka bir şeyden korkulmayan, Ey iyiliğinden başka bir şey beklenmeyen, Ey affından başka bir şey istenmeyen, Ey mülkünden başkası devam etmeyen, Ey saltanatından başka saltanat bulunmayan, Ey burhanlarından başka burhan bulunmayan, Ey rahmeti her şeyi kuşatmış olan, Ey rahmeti gazabını geçmiş olan, Ey ilmiyle her şeyi kuşatmış olan,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا فَارِجَ الْهَمِّ ٭ يَا كَاشِفَ الْغَمِّ ٭ يَا غَافِرَ الذَّنْبِ ٭ يَا قَابِلَ التَّوْبِ ٭ يَاخَالِقَ الْخَلْقِ ٭ يَا صَادِقَ الْوَعْدِ ٭ يَا رَازِقَ الطِّفْلِ ٭ يَا مُوفِىَ الْعَهْدِ ٭ يَا عَالِمَ السِّرِّ ٭ يَا فَالِقَ الْحَبِّ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Ey tasayı kaldıran, Ey gamı gideren, Ey günahı affeden, Ey tövbeyi kabul eden, Ey yaratılmışların yaratıcısı, Ey vaadinde sâdık olan, Ey yavrulara rızık veren, Ey sözünü yerine getiren, Ey gizliyi bilen, Ey tohumu yarıp sümbüllendiren,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 

Cevşen-ül Kebir 21-30. Ukdeler




 
فَاَسْئَلُكَ بِاَسْمآَئِكَيَا عَلِىُّ ٭ يَا وَفِىُّ ٭ يَا وَلِىُّ ٭ يَا غَنِىُّ ٭ يَا مَلِىُّ ٭ يَا زَكِىُّ ٭ يَا رَضِىُّ ٭ يَا بَدِىُّ ٭ يَا خَفِىُّ ٭ يَا قَوِىُّ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
 
Allah’ım! Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum:
Ey her şeyiyle yüce olan Alî, Ey sözünden vefâlı olan ve vaadinden dönmeyen Vefî, Ey müminlerin dostu olan Velî, Ey gerçek zenginlik sahibi ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Ganî, Ey sonsuz servet ve tükenmez hazineler sahibi Melî, Ey her cihetten temiz ve pâk olan Zekî, Ey kendisine kulluk edenlerden hoşnut olan Razî, Ey eser ve ihsanlarıyla varlığı apaçık görünen Bedî, Ey şiddet-i zuhûrundan gizlenen Hafî, Ey güç ve kuvveti sonsuz olan Kavî,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا مَنْ اَظْهَرَ الْجَم۪يلَ ٭ يَا مَنْ سَتَرَ عَلَى الْقَب۪يحِ ٭ يَا مَنْ لاَ يُؤَاخِذُ بِالْجَر۪يمَةِ ٭ يَا مَنْ لاَ يَهْتِكُ السِّتْرَ ٭ يَا عَظ۪يمَ الْعَفْوِ ٭ يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ٭يَا وَاسِعَ الْمَغْفِرَةِ ٭ يَا بَاسِطَ الْيَدَيْنِ بِالرَّحْمَةِ ٭ يَا صَاحِبَ كُلِّ نَجْوٰى ٭ يَا مُنْتَهٰى كُلِّ شَكْوٰى ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey güzeli açığa çıkaran, Ey çirkinin üzerini örten, Ey suç sebebiyle hemen azarlamayan, Ey ayıpların üzerindeki perdeyi yırtmayan, Ey affı büyük olan, Ey günahkârları cezalandırmaktan vazgeçmesi güzel olan, Ey mağfireti geniş olan, Ey rahmeti bol veren, Ey bütün sessiz yalvarışların sahibi, Ey bütün şikâyetler kendisinde son bulan,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا ذَا النِّعْمَةِ السَّابِغَةِ ٭ يَا ذَا الرَّحْمَةِ الْوَاسِعَةِ ٭ يَا ذَا الْحِكْمَةِ الْبَالِغَةِ٭يَا ذَا الْقُدْرَةِ الْكَامِلَةِ ٭ يَا ذَا الْحُجَّةِ الْقَاطِعَةِ ٭ يَا ذَا الْكَرَامَةِ الظَّاهِرَةِ ٭ يَا ذَا الصِّفَةِ الْعَالِيَةِ ٭ يَا ذَا الْعِزَّةِ الدَّٓائِمَةِ ٭ يَا ذَا الْقُوَّةِ الْمَت۪ينَةِ ٭ يَا ذَا الْمِنَّةِ السَّابِقَةِ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey bol nimet sahibi, Ey geniş rahmet sahibi, Ey tam hikmet sahibi, Ey kâmil kudret sahibi, Ey kesin hüccet sahibi, Ey açık ikram sahibi, Ey yüce sıfat sahibi, Ey dâim izzet sahibi, Ey metin kuvvet sahibi, Ey geçmiş minnet sahibi,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَٓا اَحْكَمَ الْحَاكِم۪ينَ ٭ يَٓا اَعْدَلَ الْعَادِل۪ينَ ٭ يَٓا اَصْدَقَ الصَّادِق۪ينَ ٭ يَٓا اَظْهَرَ الظَّاهِر۪ينَ ٭ يَٓا اَطْهَرَ الطَّاهِر۪ينَ ٭ يَٓا اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَ ٭ يَٓا اَسْرَعَ الْحَاسِب۪ينَ ٭ يَٓا اَسْمَعَ السَّامِع۪ينَ ٭ يَٓا اَكْرَمَ اْلاَكْرَم۪ينَ ٭ يَٓا اَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ ٭ يَٓا اَشْفَعَ الشَّافِع۪ينَ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey hükmedenlerin en hükmedicisi, Ey âdillerin en adâletlisi, Ey doğruların en doğrusu, Ey varlığı açık olanların en açığı, Ey temiz olanların en  temizi, Ey yaratıcılık mertebelerinin en güzelinde olan, Ey hesaba çekenlerin en süratlisi, Ey işitenlerin en iyi işiticisi, Ey ikram edenlerin en iyi ikram edicisi, Ey merhamet edenlerin en merhametlisi, Ey şefaat edenlerin en şefaat edicisi,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا بَد۪يعَ السَّمٰوَاتِ ٭ يَا جَاعِلَ الظُّلُمَاتِ ٭ يَا عَالِمَ الْخَفِيَّاتِ ٭ يَا رَاحِمَ الْعَبَرَاتِ ٭ يَا سَاتِرَ الْعَوَرَاتِ ٭ يَا كَاشِفَ الْبَلِيَّاتِ ٭ يَا مُحْيِىَ اْلاَمْوَاتِ ٭ يَا ضَاعِفَ الْحَسَنَاتِ ٭ يَا مُنْزِلَ الْبَرَكَاتِ ٭ يَا شَد۪يدَ النَّقَمَاتِ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey semâları yoktan yaratan, Ey karanlıkları meydana getiren, Ey gizlilikleri bilen, Ey için için üzülenlere acıyan, Ey utanılacak şeyleri örten, Ey belâları defeden, Ey ölüleri dirilten, Ey sevapları kat kat yazan, Ey bereketleri indiren, Ey cezâları şiddetli olan,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
وَ اَسْئَلُكَ بِاَسْمَٓائِكَ يَا مُصَوِّرُ ٭ يَا مُقَدِّرُ ٭ يَا مُطَهِّرُ ٭ يَا مُنَوِّرُ ٭ يَا مُقَدِّمُ ٭ يَا مُؤَخِّرُ ٭ يَا مُيَسِّرُ ٭ يَا مُنْذِرُ ٭ يَا مُبَشِّرُ ٭ يَا مُدَبِّرُ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Allah’ım! Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum:
Ey her varlığa münasip şekil giydiren Musavvir, Ey her şeyin plan ve programını ölçülü yapan Mukaddir, Ey her şeyi maddi ve manevi kirlerden temizleyen Mutahhir, Ey nûruyla her şeyi nurlandıran Münevvir, Ey dilediğini öne geçiren Mukaddim, Ey istediğini arkaya bırakan Muahhir, Ey hayırlı işleri kolaylaştıran Müyessir, Ey kullarını azâbıyla korkutan Münzir, Ey kullarını Cennet ve diğer mükafatlarla müjdeleyen Mübeşşir, Ey bütün kâinatı tam bir nizam içinde idare eden Müdebbir,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا رَبَّ الْبَيْتِ الْحَرَامِ ٭ يَا رَبَّ الشَّهْرِ الْحَرَامِ ٭ يَا رَبَّ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ ٭ يَا رَبَّ الْبَلَدِ الْحَرَامِ ٭ يَا رَبَّ الرُّكْنِ وَ الْمَقَامِ ٭ يَا رَبَّ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ ٭ يَا رَبَّ الْحِلِّ وَ الْحَرَامِ ٭ يَا رَبَّ النُّورِ وَ الظَّلاَمِ ٭ يَا رَبَّ التَّحِيَّةِ وَ السَّلاَمِ ٭ يَا رَبَّ الْجَلاَلِ وَ اْلاِكْرَامِ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey Beytül Haramın Rabbi, Ey haram ayların sahibi, Ey Mescidül Haramın Rabbi, Ey haram belde olan Mekke’nin Rabbi, Ey Rükn-ü Hacerül-Esved ve Makam-ı İbrahim’in Rabbi, Ey Meş’aril-Haramın Rabbi, Ey helâl ve haramın Rabbi, Ey nur ve karanlığın Rabbi,Ey tahiyyât ve selâmın Rabbi, Ey celâl ve ikrâmın Rabbi,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا عِمَادَ مَنْ لاَ عِمَادَ لَهُ ٭ يَا سَنَدَ مَنْ لاَ سَنَدَ لَهُ ٭ يَا زُخْرَ مَنْ لاَ زُخْرَ لَهُ ٭ يَا غِيَاثَ مَنْ لاَ غِيَاثَ لَهُ ٭ يَا حِرْزَ مَنْ لاَ حِرْزَ لَهُ ٭ يَا فَخْرَ مَنْ لاَ فَخْرَ لَهُ ٭ يَا عِزَّ مَنْ لاَ عِزَّ لَهُ ٭ يَا مُع۪ينَ مَنْ لاَ مُع۪ينَ لَهُ ٭ يَٓا اَن۪يسَ مَنْ لآَ اَن۪يسَ لَهُ ٭ يَا غُنْيَةَ مَنْ لاَ غُنْيَةَ لَهُ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey desteği olmayanların desteği, Ey dayanağı olmayanların dayanağı,Ey övünülecek bir şeyi olmayanların övüncü, Ey imdâda koşacak kimsesi olmayanların imdâdı, Ey korunacak yeri olmayanların koruyucusu, Ey iftihar edecek kimsesi olmayanların iftihârı, Ey izzeti olmayanların izzeti, Ey yardımcısı olmayanların yardımcısı, Ey dostu olmayanların dostu, Ey zenginliği olmayanların zenginliği,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
وَ اَسْئَلُكَ بِاَسْمَٓائِكَ يَا قَٓائِمُ ٭ يَا دَٓائِمُ ٭ يَا رَاحِمُ ٭ يَا حَاكِمُ ٭ يَا عَالِمُ ٭ يَا عَاصِمُ ٭ يَا قَاسِمُ ٭ يَا سَالِمُ ٭ يَا قَابِضُ ٭ يَا بَاسِطُ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Allah’ım! Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum:
Ey varlığında başkasına muhtaç olmayan Kâim, Ey varlığının sonu olmayan Dâim, Ey mahlûkatına merhamet eden Râhim, Ey mevcudatına hükmeden Hâkim, Ey her şeyi bilen Âlim, Ey yarattıklarını koruyan Âsım, Ey her şeyi adâletle taksim eden Kâsım, Ey ayıp ve kusur kendisine ârız olmayan Sâlim, Ey istediğinin maddî ve mânevî rızkını daraltan Kâbıd,Ey istediğinin maddî ve mânevî rızkını genişleten Bâsıt,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.
 
يَا عَاصِمَ مَنِ اسْتَعْصَمَهُ ٭ يَا رَاحِمَ مَنِ اسْتَرْحَمَهُ ٭ يَا نَاصِرَ مَنِ اسْتَنْصَرَهُ ٭ يَا حَافِظَ مَنِ اسْتَحْفَظَهُ ٭ يَا مُكْرِمَ مَنِ اسْتَكْرَمَهُ ٭ يَا مُرْشِدَ مَنِ اسْتَرْشَدَهُ ٭ يَا مُع۪ينَ مَنِ اسْتَعَانَهُ ٭ يَا مُغ۪يثَ مَنِ اسْتَغَاثَهُ ٭ يَا صَر۪يخَ مَنِ اسْتَصْرَخَهُ ٭ يَا غَافِرَ مَنِ اسْتَغْفَرَهُ ٭
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ
Ey kendisine sığınmak isteyenleri koruyan, Ey kendisinden merhamet isteyenlere merhamet eden, Ey kendisinden yardım isteyenlere yardım eden, Ey korunmak isteyenleri muhafaza eden, Ey kendisinden ikram isteyenlere ikram eden, Ey kendisinden irşad edilmeyi isteyenleri irşad eden, Ey kendisinden inâyet isteyenlere inâyet eden, Ey kendisinden imdat isteyenlere imdat eden, Ey feryat edenlerin feryâdına koşan, Ey kendisinden mağfiret isteyenleri bağışlayan,
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok. Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.